menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir damlanın senfonisi

11 0
saturday

Efendim, eskiler boşuna dememiş; "Hafıza-i beşer nisyan ile malûldür"diye. İnsanoğlu unutkan bir varlık. Biz de “susuz” kaldığımız yılları unutmuşuz işte.

Yüzyılın baş döndüren hızında, ekranların yalancı ışıltısında, "alay-ı vâlâ" ile geçen günlerin hayhuyu içinde hatıraları yâd etmeye vakit mi kalıyor? "İnsana insan denmesi, ahdini unuttuğu içindir" diyor İbn-i Abbas hazretleri.

Ama hayat bazen insana öyle bir "es" verdirir ki; durur, soluklanır ve mecburen hatırlarsınız. Ankara’da, tıslayan boş muslukların hazin senfonisi eşliğinde vefakâr hayat arkadaşımla oturup uzun uzun maziye daldık. Nice zamandır geçmişe bu denli odaklanmadığımızı fark ettik birden. İtiraf etmeliyim, bize bu eşsiz nostaljiyi bahşedenlere minnettarız!

İnsanın modern zamanların konforuna alışıp gafil avlanması ne kötü... Halbuki biz bu susuz günlere İstanbul’dan şerbetliydik. "Şehirde susuz nasıl yaşanır?" ilminin kitabını yazmış bir nesiliz.

Şimdiki "Z kuşağı" bilmez bu işin raconunu. Onlara, modern bir başkentte hayatta kalma dersi vermeye gönüllü olduğumu ilan ediyorum. Kulak verin gençler; dinleyin ki burada tecrübe konuşuyor.

Bu işin bir fıkhı, bir usulü vardır öncelikle. Mesele, evdeki kapkacağın "evsafını" bilmekle başlar. Mutfak eviyesine çay bardağı konmaz; en büyük tencere oranın hakkıdır. Banyoda küvet varsa, hazine bulmuşsun demektir; giderini sıkıca tıka ve suyun gelmesini bekle. O küvet artık senin "şahsi barajın"dır. Dolarsa, bir hayli zaman ihtiyaç görür. Küçük şişeleri doldur, can kurtaran gibidir.

Ankara’nın Bağlum taraflarında su bulduğunu söyleyen danışmanıma sitemim bundandır; daha evvel haber etseydi biz de bidonları........

© Haber7