Mekke Anlaşması ve ‘Terörsüz Türkiye’
Dünya diplomasisinin ve bölgesel denklemelerin aksı, önceki gün (7 Ağustos 2026) mübarek Mekke topraklarında bulunan Es-Safa Sarayı’nda atılan imzalarla tarihî bir kırılma yaşadı. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında akdedilen “Mekke Ortak Savunma Anlaşması”, ilk andan itibaren dünya medyasının manşetlerine yerleşerek yakın tarihin en nitelikli stratejik hamlelerinden biri olarak kayıtlara geçti.
Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51. maddesindeki meşru müdafaa hakkına dayandırılan ve taraflardan birine yapılan saldırıyı tümüne yapılmış sayan kolektif caydırıcılık maddesi, kâğıt üzerindeki bir niyet beyanının ötesinde, bölgenin kendi güvenlik mimarisini inşa etme iradesinin en somut tezahürüdür.
Son yıllarda Doğu Akdeniz’den Gazze’ye, Kızıldeniz’den Körfez’e kadar uzanan coğrafyada yaşanan trajik gelişmeler, küresel aktörlerin ve uluslararası kurumların bölgesel güvenliği temin etmedeki yetersizliğini açıkça gözler önüne serdi. Dışarıdan ihraç edilen güvenlik şemsiyelerinin kırılganlığı, vekâlet savaşlarının derinleştirdiği yıkım ve sivil trajediler, bölge ülkelerini kendi kaderlerini tayin edecek yerli ve millî güvenlik hatları kurmaya zorladı.
İşte Mekke’de tecessüm eden bu ittifak, NATO’nun ikinci büyük ordusuna ve teknolojik caydırıcılığa sahip Türkiye, İslâm dünyasının tek nükleer gücü olan Pakistan ve finansal/jeopolitik ağırlığıyla Körfez’in kalbinde duran Suudi Arabistan’ın stratejik kapasitelerini........
