Unuttuğumuz, aslında kendi geçmişimiz ve uğradığımız zulümler!
Geçenlerde arşivimi düzenlerken bir haber ve yansımalarına dair aldığım bir not çıktı karşıma…
Tamamen unuttuğum ve artık toplum olarak da hiçbir şekilde hatırlamadığımız bir hususu içeriyordu bahse konu not.
Merak buyurmayın, notu tabii ki sizinle de paylaşacağım ama öncesinde birkaç kelam etmeme izin verin lütfen.
Unutmak, bir insaniyet zaafı.
Öyle ki, kimi etimoloji uzmanları insan sözcüğünün Arapça ‘Nisyan’ (yani unutmak) ile aynı kökten türediğini iddia ederler.
Bu kabule göre insan, bizatihi unutmanın ta kendisi aslında…
Bunun hepimizi rahatsız edecek başka bir anlamı var maalesef.
Unutan, nankörlüğe neredeyse gırtlağına kadar batmış kişidir esasen.
Nankörlük de unutmanın tabii bir neticesi değil midir zaten?
Gelelim bahsini ettiğim nota…
Notu almama neden olan hadise şu…
2007 yılında beyninin sağ tarafındaki tıkanıklığa bağlı olarak kısmi felç geçiren ünlü sanatçı Nejat Uygur, Ankara Bilkent’teki TSK Rehabilitasyon Merkezine yatırılıyor.
Bunun üzerine dönemin başbakanı olan Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan hanımefendi, bir sanatçıya vefa adına, ziyarete gitmek ister ve sanatçının eşi Necla Uygur’u arayarak geleceğini söyler…
Necla hanımın ağzından dinleyelim dilerseniz…
“Sayın Emine Hanım bana telefon açtılar. Bir nezaket ziyaretinde bulunacaklarını söylediler.
Memnuniyetle beklediğimi söyledim.
Sayın hemşirelere haber verdim, Başbakanın eşinin geleceğini.
Onlar da herhalde haber vermişler ki sonra bana geldiler, dediler ki, ‘Sayın Emine Hanım’ın gelmesi için Genelkurmaydan izin alınması gerekmektedir.’
Ben bilmiyorum olayı.
Ondan sonra Genelkurmayın da GATA’ya bildirmesi lazımmış,
GATA’nın da onaylayıp haber vermesi lazımmış.
Böyle bir şeyin imkânsız olabileceğini söylediler ve benim kendilerine bildirmemi söylediler.
Benim için zor bir durumdu.
Nezaket gösterdi hanımefendi bana, dışarıda benimle buluştu. Üzüntülerini bildirdi.
Ben de kendilerine üzüntülerimi bildirdim.
Böyle........
