menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

KATİL AMA YAKIŞIKLI: Şiddetin normalleştiği bir çağda etik bize ne söyler?

10 0
08.10.2026

Geçtiğimiz günlerde 18 yaşındaki Gökçe Alkan isimli gencin öldürülmesinin ardından, cinayet şüphelisinin sosyal medya hesabının yaklaşık 15 kat arttığı görüldü. Üstelik bazı genç kadınların cinayet şüphelisinin sosyal medya hesabına “yakışıklı” (tipi iyi) vb şeklinde yorumlar yaptığına şahitlik ettik maalesef…

Bu durum ne yazık ki sadece şiddetin başlangıcına değil devamındaki sürecin de “otokontrol” edilmesi gerektiğini hatta bireysel otokontrol olarak değil, toplumsal otokontrol olarak.

Şehirlerin ismi değişiyor, okulların ismi değişiyor, şiddeti uygulayan öğrencilerin cinsiyetleri ve isimleri değişiyor… Değişmeyen tek şey okul içlerinde, okul bahçelerinde, okul önlerinde şiddetin boyutu ve bıraktığı iz.

Ne yazık ki son dönemlerde ülkemizdeki bazı şehirlerden cıvıl cıvıl öğrenci sesi yerine, çığlık sesleri duymaya başladık. Bu tip toplumsal olayların ardından eleştirmek, işaret parmağı ile birilerini suçlu ilan etmek işin kolay yanı. Biz her zamanki gibi suçlu aramak, çocukları, aileleri, öğretmenleri, müdürleri, bürokratları hatta bakanı suçlamak yerine çözüm odaklı bir süreç için yine aldık kalemi kağıdı elimize.

Şiddetin psikolojisine mi felsefesine mi bakmalıyız?

Tüm bu konuları son dönemlerin çok okunan, çok üreten ismi Uzman Klinik Psikolog Elif Kevser ARA ile buluştuk ve ülkemizin aydınlık yarınları evlatlarımız, anne-babaları ve eğitimcileri adına sorularımızı kendisine sorduk.

Değerli Hocam, biliyoruz ki ele alacağımız konu başlıkları çok hassas… Evi, okulu her şeyden önce insan zihninin içini deşmek, ele almak ve gerçekleri objektif olarak konuşup çözüm üretmek zorundayız, ki ülkemize ve ülkemizin evlatlarına faydamız olsun diye düşünüyorum.

Değerli Hocam, siz şiddeti nasıl tanımlarsınız?

Ben şiddeti yalnızca vurmak, yaralamak ya da fiziksel zarar vermek olarak tanımlamıyorum. Şiddet, ötekinin varoluş alanını kendi gücünüzle daraltmaya başladığınız yerde başlar. Susturmak, korkutmak, aşağılamak, sürekli denetlemek, utandırmak da bunun biçimleri olabilir.

Kuçuradi’nin insanın değeri üzerine düşüncesinden bakarsak sorun tam burada: Karşımızdakini kendi başına değer taşıyan bir insan olmaktan çıkarıp öfkemizin, ihtiyacımızın ya da iktidarımızın nesnesine dönüştürüyoruz. Levinas’ın diliyle de ötekinin yüzünün bize koyduğu sınırı tanımıyoruz.

Şiddetin özü biraz da şudur: “Ötekinin benden başka olmasına tahammül edememek.” Sâdî-i Şîrâzî’nin Gülistan’da söylediği gibi, “İnsanlar bir bedenin uzuvlarıdır.” Bir uzvun acısı diğerini ilgilendiriyorsa, ötekinin farklılığını ezmek değil, onun varlığına yer açmak gerekir. Şiddet tam da bu bağı unuttuğumuz yerde başlar…

Etik felsefesiyle gençlerimizin lisede tanışması gerektiğinin altını neden çiziyorsunuz?

Çünkü bugün gençlerin bilgiye erişim problemi yok; ayırt etme problemi var. Tarihin hiçbir döneminde bu kadar fazla bilgi, görüntü ve davranış örneğiyle bu kadar erken karşılaşmadılar. Ama “Gördüğüm şey doğru mu?”, “Yapabiliyor olmam yapmam gerektiği anlamına gelir mi?”, “Benim davranışım ötekinin dünyasında ne yaratıyor?” sorularını kim öğretecek?

Kuçuradi’nin bize bıraktığı en önemli şeylerden biri, etiğin ezberlenmiş bir yasaklar listesi değil, değer görme ve değerlendirme yetisi olduğudur. Etik eğitimi gence yalnız doğru cevabı vermez; doğru soruyu sordurur.

Bugün zekâdan çok muhakemeye ihtiyacımız var. Zekâ “yapabilirim” der; etik, “ama yapmalı mıyım?” diye sorar. Kuçuradi Hoca’nın düşüncesi de tam burada düğümlenir: “İnsan hakları, insanın değerinin bilgisinden türetilir.” Yani mesele yalnızca neye gücümüzün yettiği değil; o gücü kullanırken karşımızdakinin insan değerini koruyup korumadığımızdır.. Allah rahmet eylesin çok değerli hocamızdı.

Şiddet eylemlerini bir dürtü olarak mı görmeliyiz, yoksa bir anlam arayışında mı bulunmalıyız?

İkisini birbirinden ayırmam. Şiddette dürtüsellik, öfke regülasyonu, tehdit algısı gibi psikolojik süreçler olabilir; fakat insan yalnızca dürtüyle hareket eden bir canlı değildir. Davranışına hikâye ve meşruiyet de üretir.

“Bana bunu yaptı”, “hak etti”, “başka çarem yoktu”… Bunlar şiddetin zihinsel........

© Haber7