menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Liyakatin psikolojisi: Atıftan meşruiyete

12 0
09.01.2026

Liyakat çoğu zaman bireyin sahip olduğu nesnel bir nitelik, ölçülebilir bir yeterlilik ya da tarafsız bir adalet ilkesi olarak sunulur. Oysa sosyal psikolojik açıdan liyakat, başarıyı kime ve neye bağladığımızı belirleyen bir atıf rejimidir. İnsanlar bir sonucun “hak edilmiş” olup olmadığına karar verirken, performansın arkasındaki nedenleri yorumlar; bu yorumlama da rasyonel hesaplardan çok bilişsel kısayollara, ahlaki sezgilere ve düzenin meşruiyetine dair ihtiyaçlara dayanır.

Bu sürecin merkezinde, Fritz Heider’ın “saf bilim insanı” modelinde tanımlanan yapabilirlik (ability) × çaba (effort) etkileşimi yer alır. Başarı hem bireyin görece stabil yeteneklerine hem de bu yetenekleri fiilen devreye sokmak için gösterdiği iradeye bağlanır. Liyakat bu nedenle yalnızca “potansiyele sahip olma”yı değil, potansiyeli aktif ve sürekli biçimde kullanma hâlini işaret eder.

Liyakat yargıları aynı zamanda dağıtımcı adaletin hakkaniyet (equity) kuralıyla işler: Ödüllerin, bireylerin sunduğu girdilerle orantılı olması beklenir. Ancak bu orantı çoğu zaman nesnel ölçümlerle değil, gözlemcinin sezgisel değerlendirmeleriyle kurulur. Bu noktada içsel atıf yanlılığı devreye girer; insanlar başarıyı şans, bağlam ya da yapısal avantajlar yerine aktörün karakterine, çalışkanlığına ve disiplinine bağlama eğilimindedir.

Son olarak liyakat, güçlü bir öz-düzenleme ve irade anlatısı üzerine oturur. Uzun vadeli hedefler uğruna anlık dürtüleri kontrol edebilme, yorgunluğa ve “ego tükenmesi” gibi sıkıntılara rağmen çabayı sürdürebilme kapasitesi, liyakatin ahlaki çekirdeğini oluşturur. Böylece liyakat, performanstan çok karaktere dair bir sinyal üretir: Kim dayanıklı, kim sabırlı, kim “hak eden”.

Liyakattan Meritokrasiye: İdeolojik Ölçeklenme

Bireysel düzeyde kurulan bu atıf kalıpları, toplumsal ölçeğe genelleştirildiğinde meritokrasi ideolojisini üretir. Meritokrasi, statü ve başarının bireysel yetenek ve çabanın doğal sonucu olduğu varsayımına dayanır. Bu varsayım eşitsizlikleri açıklamakla kalmaz; onları ahlaki olarak da meşrulaştırır.

Bu meşrulaştırma üç güçlü psikolojik mekanizma üzerinden işler. İlki adil dünya inancıdır: İnsanlar içinde yaşadıkları düzenin temelde adil olduğuna inanma ihtiyacı duyar; bu ihtiyaç, avantajlı konumları “hak edilmiş” olarak görmeyi kolaylaştırır. İkincisi sistem meşrulaştırma güdüsüdür; bireyler, adaletsiz bile olsa mevcut düzeni sorgulamak yerine rasyonalize etmeye eğilimlidir. Meritokrasi bu rasyonalizasyon için son derece elverişli bir anlatı sunar.

Üçüncü mekanizma ise statü–yetkinlik korelasyonudur. Yüksek statüde bulunan aktörlerin, yalnızca bu konumda oldukları için daha yetkin ve zeki oldukları varsayılır. Böylece sonuç, nedenin kanıtı hâline........

© Haber7