Emperyalizmin rutini: Rejim değişikliği, yağma ve yalan
Bugün Venezuela’da yaşananlar bir “kriz”, bir “istikrarsızlık” ya da bir “iç siyasi sorun” değildir. Olan biten, emperyalizmin yüz yıldır uyguladığı tanıdık bir suçun güncellenmiş versiyonudur. İsimlendirmekten kaçınmaya gerek yok: Bu bir zorla rejim değiştirme operasyonudur. Bu bir yağma girişimidir. Bu, halkların kaderini kendi çıkarlarına göre yeniden yazmaya alışmış güçlerin, bir kez daha silahı diplomasiye, ambargoyu hukuka, bombayı demokrasiye tercih etmesidir.
Bu hikâyeyi daha önce gördük. Sadece ülke isimleri değişti.
Bugün Venezuela’dır; dün Irak’tı, Libya’ydı, Şili’ydi. Yarın neresi olacağını ise yalnızca yer altı haritaları belirleyecek.
Emperyalizm her zaman süslü kavramlara, parlak söylemlere, ahlaki üstünlük iddiasına ihtiyaç duyar. Bugün de öyle yapılıyor. Müdahaleler “özgürlük” adına, yaptırımlar “insan hakları” gerekçesiyle, bombardımanlar “istikrar” için düzenleniyor.
Ancak basit bir soru bütün bu söylemi yerle bir etmeye yeter:
Bir halkın özgürlüğü, başka bir halkın bombalarıyla mı gelir?
Cevap açıktır. Ama bu sorunun sorulmasını istemezler. Çünkü cevap, inşa etmeye çalıştıkları anlatıyı paramparça eder. Bu nedenle de gerçekliği tersyüz ederler. Müdahaleyi savunmak için önce hedef ülkeyi şeytanlaştırırlar. Yönetimi gayrimeşru ilan ederler. Seçimleri yok sayarlar. Ardından ekonomik boğma politikalarıyla toplumsal çöküş yaratırlar. Sonra da bu çöküşü, kendi müdahalelerinin gerekçesi olarak sunarlar.
Bu bir çelişki değil, bilinçli bir yöntemdir.
REJİM BEĞENİSİZLİĞİ VE SEÇİCİ MEŞRUİYET
Emperyalist düzenin temel sorunlarından biri şudur: Halklar yanlış oy kullanır. Yanlış liderleri seçer. Yanlış politikaları destekler. Bu “yanlış”lar, büyük güçlerin çıkarlarıyla örtüşmediği sürece kabul edilemezdir.
Bu nedenle demokrasi, evrensel........
