Bosna ve Gazze’de İnsan Safarileri
İnsanın insana reva gördüğü şiddet, tarih boyunca çok farklı biçimler aldı; ancak bazı anlar vardır ki yaşananlar sadece bir çatışmanın veya bir savaşın parçası olmaktan çıkar, insanlığın bütün birikimine yönelmiş ağır bir saldırıya dönüşür. Bosna ve Gazze’de sivillerin avlandığı insan safarileri… Tüm bunlar, insanın kendi türüne karşı nasıl bu kadar pervasız olabildiğini yeniden ve yeniden sorgulatıyor.
Bu soruyu sadece güncel olayların yarattığı duygusal sarsıntıyla değil, tarihin taşıdığı ağır deneyimlerin süzgeciyle ele almak gerekir. Çünkü insanlık, geçmişten bugüne acıların tekrarlanmaması için sayısız norm, hukuk, etik ve kurum inşa etti; fakat yine de insan hayatının değeri kimi zaman bu yapıların çok ötesinde bir kırılganlıkla karşı karşıya kalıyor. Bu kırılganlık, sadece kurşunlardan ya da bombalardan ibaret değildir; bazen bir insanın ölümü, bir başkasının “gösterisine”, merakına, hatta eğlencesine dönüşebilecek kadar korkunç bir seviyede araçsallaştırılabilir. İşte bu eşik, insanlık onurunun çöktüğü yerdir.
Yine de karanlık bir geçmişi anmanın tek amacı umutsuzluk üretmek değildir. Bu tür vakalar, hem bugünün krizlerini anlamak hem de geleceğin çatışmalarında insanı merkeze alacak bir bilinç inşa etmek için önemli birer işaret niteliği taşır. İnsanın nereye yuvarlanabileceğini görmek, aynı zamanda hangi değerleri korumamız gerektiğini hatırlatır.
BOSNA: KUŞATMA ALTINDA ÖLÜMÜ SEYRETMENİN VAHŞETİ
Bosna Savaşı, modern Avrupa’nın kalbinde yaşanmış en karanlık felaketlerden biriydi; fakat Saraybosna kuşatması, bu felaketin hem sembolü hem de insanlığın ne kadar savrulabileceğinin çarpıcı bir göstergesi olarak tarihe geçti. Dört yıla yaklaşan kuşatma boyunca şehir, yalnızca açlık ve bombardımanın değil, aynı zamanda keskin nişancıların kente yönelttiği sürekli tehdidin gölgesinde yaşadı. İnsanlar su almak için binalar arasında koşarken, çocuklar okula gidip gelirken, yaşlılar bir ekmek kuyruğunda beklerken dahi hedef haline geliyordu. Bu, savaşın ötesinde bir şeydi; insanın sıradan yaşam pratiklerini bile ölümle eşitleyen bir kuşatmaydı.
Bu dönemi karanlık kılan yalnızca nişancı ateşinin yarattığı korku değildi. Yıllar sonra ortaya çıkan “Saraybosna safarileri”, Bosna’daki vahşetin insanlık tarihinde bambaşka bir utanç sayfasına dönüştüğünü gösterdi. Parası olan yabancıların, kuşatma altındaki kente gelip sivil halkı hedef alan nişancıları izlediği, hatta bazı durumlarda silah kullanarak bu ölümcül oyuna dahil olması, savaşın doğasını kökten sarsan bir ahlaki çöküşü işaret ediyordu. Bir kentin acısı, dışarıdan gelenler için bir çeşit uç deneyime, bir “seyirlik şiddet pratiğine” dönüşebiliyorsa, bu durum artık yalnızca askeri bir suç değil, insanlık onurunun temel taşlarına yönelmiş bir saldırıydı.
Bosna’da yaşananlar, modern tarihin hukuk düzeni, uluslararası kuruluşları ve........
