Şekil mi, Şuur mu?
Ramazan geldiğinde sofralar değişiyor; peki kalpler değişiyor mu? Asıl soru budur. Çünkü Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de orucun hikmetini açıkça beyan eder: “Ey iman edenler! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki takvaya erersiniz.” (Bakara, 183). Demek ki maksat aç kalmak değil; takvaya, yani sorumluluk bilincine ve ahlaki duyarlılığa ulaşmaktır.
Ne var ki Ramazan’ı yalnızca açlıkla sınırlayan bir anlayış giderek yaygınlaşıyor. Gün boyu oruçlu olup diliyle kıran, kalbiyle kin tutan, ticaretinde adaleti gözetmeyen bir Müslüman profili… Oysa Muhammed (s.a.v.) şöyle buyurur: “Kim yalan söylemeyi ve yalanla iş yapmayı bırakmazsa, Allah’ın onun yemesini içmesini bırakmasına ihtiyacı yoktur.” (Buhârî). Bu hadis, orucun sadece mideyle tutulmadığını; dil, kalp ve davranışla tamamlandığını ilan eder.
Ramazan’ı anlamamak, onu şekle indirgemektir. İftarda zengin sofralar kurup komşusunun halini sormamak; teravihe koşup kul hakkını önemsememek; sosyal medyada dini söylemler paylaşıp gündelik hayatta merhametsiz olmak… İşte asıl tehlike budur. Çünkü oruç, insanı sertleştirmek için değil yumuşatmak için vardır. Sinirli bir oruçlu, maksadı ıskalamış demektir.
Takva; gösteriş değil derinliktir. Hoşgörü ise Ramazan’ın en görünür meyvesidir. Farklı düşüneni ötekileştiren, kendi ibadetini üstünlük vesilesi yapan bir anlayış, Ramazan’ın ruhuyla bağdaşmaz. Oruç, nefsin kibir damarını kesmek içindir. Eğer bir ayın sonunda daha mütevazı, daha adil ve daha merhametli olamıyorsak; açlık bize sadece sabırsızlık üretmiş demektir.
Ramazan, empati ayıdır. Açlığı tatmak; aç olanı anlamaya vesiledir. Susuzluğu hissetmek; mahrum bırakılan coğrafyaları düşünmeye çağrıdır. Bu ay, ümmet bilincini diri tutma zamanıdır. Fakat ümmet olmak, birbirini yargılamak değil; birbirine merhamet etmektir.
Eleştiri elbette gereklidir; fakat tahkir değil. Ramazan’ı anlamayan Müslümanları uyarmak, onları dışlamak değil; hakikati hatırlatmaktır. Çünkü hepimiz aynı imtihanın içindeyiz. Kimimiz açlığı tutuyoruz; kimimiz nefsimizi… Asıl başarı, ikisini birlikte tutabilmektir.
Oruç, Allah için tutulur; fakat meyvesi insana yansır. Eğer Ramazan sonunda yalan azalmıyor, hırs gerilemiyor, ihanet utanılacak bir fiil hâline gelmiyorsa; bir yerde eksik bırakmışız demektir. Ramazan, midemizi değil; ahlakımızı eğitmeye gelmiştir. Ve gerçek oruç, insanı incitmemeyi öğrenmektir.
