Vur İsrail! İran'a Vur!
Net söylüyorum! Kayıtlara geçsin! Mevcut İran rejimi habistir! Hatta bir çok derin yönüyle necistir ve arşivi kanlıdır! Sadece Tahran mı? Mevcut Dubai rejimi, Kahire rejimi, Riyad rejimi, Amman rejimi de öyledir... Ve bu yazı; başlarına gelenlerden dolayı İran'ı aklamak adına yazılmadığı gibi, cürümlerini örtbas etmek ya da kirli arşivini yok saymayıda amaçlamamıştır. Bütün ihtilafların hakemi O'dur, hüküm O'nundur! Ve bugün tartışıp durduklarımızın hükmünün verileceği o gün yakındır! Ve herşey vaktine gebedir! (...) Günlerdir; ''Allah cc, bir zalimi diğer zalimle yokediyor!'' ''Hz. Aişe anamıza, Hz. Ebubekir'e, Hz. Ömer'e söven, sahabe düşmanı İran!'' ''Mut'a nikahıyla zinayı meşrulaştıran kafirden beter İran, işte gör neler geldi başına!'' ''Esed'i himaye edip, Suriye'de işlemediği cürüm kalmayan katil İran!'' ''Beter olasın inşallah! Başlarına geleni sonuna kadar hakettiler! Müslüman görünümlü kafirler!'' ''Sadece İran rejimi değil, sokaktaki tatlıcıdan taksiciye kadar bunların hepsi sahabe düşmanı! '' ''Bunlara sakın merhamet göstermeyin! Acımayın...'' şeklinde ki yorum ve ifadeleri hep birlikte okuyor, dinliyor, izliyoruz. (Hiç kuşkusuz yukarıda yazdıklarım dışında, eksik bıraktığım ifade örnekleri haylice vardır!) İran'ın ve hatta İran halkının başına gelenlere sevinerek alkışlayanları ve hatta ''Vur İsrail! İran'a Vur!'' temposu tutanları; simamda beliren o ifadeyle uzun uzun alkışlıyorum! Hem de ayakta... Neden mi? Argümanlarımı zat-ı âlilerine arz etmek isterim. Ama bunun için birlikte Hudeybiye'ye gitmemiz lazım! Mart 628'e... (…) (Zahiren) Müslümanların ellerini kollarını bağlayan Hubeybiye Andlaşmasıyla, büyük bir mağlubiyet yaşandığı kanaatini/intibasını yerle bir eden İlahi müjde; ''İnna Fetehnâ leke Fethen Mubinâ'' ayeti inmiş ve hüzünlü yüreklere teselli olmuştu. Ashab-ı Kiram o zor günlerde inzal olan Fetih Suresi'ni, ileride gerçekleşecek olan Mekke'nin Fethine yormuştu belkide. Haklıydılar çünkü Mekke; süregelen ve tarafı oldukları hak-batıl mücadelesinin başkentiydi! İnananların ana ocağı (ümm'ül kura) idi. Ve inananların Ana'sı, vahyin merkezi Mekke (o gün); putperest katiller sürüsü Kureyş'in elinde esirdi.
O habis/necis müşriklerin, Muhammed Mustafa'ya ve ashabına yapmadıkları zulüm kalmamıştı! Müslümanlara uyguladıkları ambargoyla üç yıl aç-susuz bırakmışlar, anaların sütü kesilmiş, çocuklar kurumuş keçi derisi kemirmek zorunda kalmışlardı. Son peygamberi ve inananlarını yurtlarından sürmüş, canlarına kastetmiş, ehl-i beytine her türlü küfür/hakaret/zulmü reva görmüş, bunlar yetmezmiş gibi Bedir'de, Uhud'da, Hendek'te Hamza'ları, Mus'abları ve nicelerini şehid edip canlarına kastetmişlerdi. Kader-i İlahi mutlaka tecelli edecek ve beklenen o kutlu zafer mutlaka lütfedilecekti. O putperest Kureyş, illa ki ektiğini biçecek, ettiğini bulacaktı! Ki kader, gergefini çoktan örmeye başlamış ve müşrikler; aylardır süren kıtlık ve ekonomik darboğaz nedeniyle bir lokma ekmeğe muhtaç halde, ölü hayvan etlerini yiyecek duruma gelmişlerdi! Tarıma elverişsiz olduğu için dışarıdan gelen gıdaya muhtaç olan Mekke'nin kervan yolları da kesilmiş açlık had safhaya ulaşmıştı. Bir de buna Mekke'nin en büyük tahıl (buğday) tedarikçisi olan Yemâme'nin reisi Sümâme bin Üsâl'ın müslüman olduktan sonra müşriklere karşı kişisel bir ambargo başlatmasıda eklenince mutlak adalet yavaş yavaş tecelli etmeye başlamıştı! Mekke'de devam eden kıtlıktan etkilenenler arasında hiç kuşkusuz iman etmiş mü'minlerde vardı. Bir yolu bulunur o kardeşlere nasılsa ulaşılırdı. Bu kıtlık onlarıda vurmuştu ama; ''Oh olsun'' du bu zalimlere, Hak davaya kılıç çeken katil Kureyşlilere, Ehl-i Beyt'e etmedikleri küfür ve hakereti bırakmayanlara!........
