İslam NATO’su mu?
Bizimkilerin eski bir hayalidir bu. Onların NATO’su var diye bizimkiler onun başına “İslam” ekleyince bu iş oluyor mu? Siyasette tersine mühendislik ile bir iş yapmaya kalkışmak siyasi kalpazanlıktır. Onların NATO’su var diye, bizim NATO’ya karşı bir örgütlenmeye gitmek çok sınırlı bir “kontraatak” olur.
“İslam Ortak Pazarı” da böyle bir fantezi. Onların yaptığı “ittifak”, bizim yapmamız gereken “ittihad”. Bizim kavram ve kurumlarımızın alametifarikaları olmalı.
Bakın, onlar bizim için daha önce bu maksatla mikro ölçekli bir test için RCD ve CENTO’yu kurdurdular.
Öte yandan İslam Konferansı’nı kurduk da ne oldu? D-8’i kurduk da ne oldu? Dün Türk dünyası ile birlik kurduk ne oldu? Şimdi Gazze konusunda yeni bir birlik oluşturduk; başkanı Trump, yardımcısı Kushner, koordinatörü İngiliz eski başbakanı Tony Blair... Harika değil mi!?
Aman dikkat, “İslam NATO’su” kapıda. Eğer NATO’nun Ankara zirvesi onlar arasında uzlaşma ile sonuçlanacak olursa “Türkiye’nin liderliğinde” bir İslam NATO’su kurulup, bu örgüt, NATO üyesi Türkiye üzerinden öteki NATO ile irtibatlandırılabilir. Bu İslam NATO’su Batı için iyi bir pazar olur. Hammadde, montaj ürünler, stratejik ürünler konusunda katma değeri düşük ürünler için iyi bir tedarikçi topluluk Batı'nın işine yarar. Pakistan’ın nükleer kapasitesi, Malezya’nın çip teknolojisi, İslam coğrafyasının nadir elementleri için güvenlik şemsiyesi oluşturulup, NATO’daki COCOM benzeri yapılanma ile “stratejik madenlerin sınırlandırılması, işletimi ve denetimi” böylece sisteme entegre edilmiş olabilir.
Tabii böyle bir örgütlenmenin ardından onlara bir zafer armağan etmek gerekir. Senaryo hazır: İsrail 67 sınırlarına çekilecek, Laik Demokratik (!) Filistin Cumhuriyeti kurulacak ve İsrail ile saldırmazlık, dostluk ve iş birliği anlaşması yapılacak. Lübnan, Suriye, Ürdün ve Mısır ile de benzer anlaşmalar yapılacak. Eski Kudüs’ün doğusunda bir yerde Mescid-i Aksa’nın yerine bir mescit açılacak ve bugünkü Mescid-i Aksa “İbrahim Anlaşması” çerçevesinde 3’lü kullanıma açılacak. Hatta İbrahim buluşması için de benzer bir senaryo söz konusu. Yani yeni bir Kabe inşa edip, 3 dinin (!) mensuplarının ziyaretine açık hâle getirmek için yol açılmak istenebilir, İsrail’in düşündüğü Kudüs modelinden yola çıkarak... Sahi bu “dinler arası diyalog” ve “İbrahim buluşmaları” F. Gülen’in projesi değil miydi? Ya da BOP, Türkiye’nin eş başkanlığında Osmanlı Milletler Topluluğu sınırları içinde ABD ve Batı'nın öngördüğü yeni bir yapılanmanın taşeron örgütü değil miydi? Bütün bunlar Batılı ülkelerin çıkarlarının korunup geliştirilmesi yanında İsrail’in varlık ve güvenliğinin korunması temelli projeler değil miydi? Bu süreçte aslında demokrasi, insan hakları oltaya takılan yemdi. Artık bugün, oltayı yutan balıklar yem de istemiyor. Epstein belgelerinde adı geçenlerin Gazze, Lübnan konusundaki sessizliklerinin arkasında yatan gerçek bu değil mi?
Tabii İsrail ile de İsrail’in varlık ve güvenliğinin korunması için İslam NATO’su ile de bir anlaşma yapılabilir.
RCD ve CENTO’yu üreten akıl böyle bir akıldı.
Trump ve Rubin’in dediği gibi İsrail öldürerek yol alamıyor; Suriye konusunda ABD’nin yaptıklarını söyledikleri yöntemle de aynı hedefe ulaşılabilir. DAEŞ, PKK ve PYD ile olmuyor. İran operasyonunda da bu örgütler döküldü. Ama İsrail bu açıklamalar karşısında çıldırdı. İsrail’de ABD bayrağını yaktılar.
Yeni bir “İslam NATO’su” arayışı bizi eski günlere götürebilir. Bu “Müslüman halk” ve bugünkü “Müslüman ülke yöneticileri” üzerinden böyle bir oluşum İslam’a ve Müslümanlara hizmet etmez. Bu vesile ile buraya şu notu da düşmem gerek: Küresel güç asimetrisinde, revizyonist aktörlerin ürettiği bu tür paktlar her zaman birer “kontraatak”değil, bazen sadece birer caydırıcılık mekanizması olarak........
