menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

15 Temmuz'dan geriye ne kaldı?

361 0
16.07.2026

“15 Temmuz 2016’da Türkiye’de gerçekleşen başarısız darbe girişimi; Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki bir grubun, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak adlandırarak hükümeti devirme girişimiyle başlamış ve halkın direnişiyle bastırılmıştır.”

Burada hemen şu notu düşelim: Darbe başarılı olsaydı da bugün izlenen politikalardan daha farklı bir politika izlenmeyecekti. Yani “İbrahim Buluşmaları”, BOP, “Dinlerarası diyalog” aynen devam edecekti. Kadrolar değişecekti, o kadar. Zaten “AK Parti iktidarında cemaat ne istedi ise onu almıştı.” AK Parti kadrolarının üçte ikisi aynı yekun içinde toplanıyordu! Ayrıca AK Parti tabanının yarısı cemaate sempati besliyordu.

Peki ne oldu da bir anda kavgalı hale geldiler? Aslında şu nokta önemli: 1991’de Fuller; Gülen’le birlikte Nakşileri, daha doğrusu İskenderpaşa’yı da yanlarına almak istiyordu. Hatta benim de bu süreci destekleyeceğimi düşünüyorlardı. Daha işin başında ABD bana insan hakları ödülü vermişti, Gülen’in vakfı da hoşgörü ödülünü... Gülen yalnız yürümek istiyordu. İskenderpaşa zaten bu plana şiddetle karşıydı. Erbakan’la Esad Coşan’ın arası bir şekilde açıldı; Hakyol Vakfı’na ve cemaate operasyon yapıldı.

Adnan Oktar, kamuoyunda “Adnan Hoca” olarak tanındığı dönemde, Necmettin Erbakan’a yakınlığıyla bilinen Milli Gazete bünyesinde, Nisan 2005’te kendi adıyla yazılar yazmaya ve tam sayfa ilanlar vermeye başladı. İskenderpaşa Cemaati ile Adnan Oktar ve grubu arasında kurulan köprü ve yakınlaşma ise 1980’li ve 1990’lı yıllara dayanmaktadır. Bu süreç; 2005’teki Milli Gazete yazarlığı sürecinde Milli Görüş hareketine sağladıkları ideolojik destek, evrim ve Siyonizm karşıtlığı üzerinden Türkiye’ye ve İslam ülkelerine yayıldı. Zaman içinde Oktar’a Akit ve Yeni Şafak da destek verdi.

Refahyol Hükümeti, Erbakan’ın başbakanlığında DYP ile yapılan koalisyon sonucunda 28 Haziran 1996’da kuruldu. Gülen, Refahyol’u kısa süreli bir ara rejim olarak görüyordu. Erbakan’dan beklenen, TSK içindeki BÇG’lileri (Batı Çalışma Grubu) temizlemekti ki FETÖ iktidara yürürken dikensiz bir gül bahçesinde ilerleyebilsin. Demirel ve Çiller zaten ABD ile birlikte hareket ediyordu ve işin farkındaydılar.

Refahyol Hükümeti, Erbakan’ın başbakanlığında DYP ile yapılan koalisyon sonucunda 28 Haziran 1996’da kuruldu. Gülen, Refahyol’u kısa süreli bir ara rejim olarak görüyordu. Erbakan’dan beklenen, TSK içindeki BÇG’lileri (Batı Çalışma Grubu) temizlemekti ki FETÖ iktidara yürürken dikensiz bir gül bahçesinde ilerleyebilsin. Demirel ve Çiller zaten ABD ile birlikte hareket ediyordu ve işin farkındaydılar.

28 Şubat 1997 tarihinde Millî Güvenlik Kurulu’nun irtica ile mücadele kapsamında aldığı kararlar, akabinde Erbakan’ın Haziran 1997’de başbakanlık görevinden istifa etmesine neden oldu. Bu durum, Çevik Bir tarafından “Postmodern darbe” olarak tanımlandı. Bu kabinede Abdullah Gül, Tansu Çiller, Mehmet Ağar ve Meral Akşener de yer aldılar.

Refahyol Hükümeti kurulduktan beş ay sonra, 3 Kasım 1996’da Susurluk kazası oldu. Bu trafik (!?) kazasında; milletvekili Sedat Bucak, emniyet müdürü Hüseyin Kocadağ ve aranan Abdullah Çatlı aynı araçta bulundu. Bu olay, kamuoyunda “devlet-mafya-siyaset” üçgeni olarak tartışmalara sebep oldu.

9 Ocak 1996’da ise Sabancı Suikastı gerçekleşmiş; Özdemir Sabancı ve iki kişi daha saldırıda hayatını kaybetmişti. Saldırının DHKP-C tarafından gerçekleştirildiği iddia edildi. Ama saldırıda görev alan Fehriye Erdal’ın Sabancı Holding’e, Hüseyin Kocadağ tarafından yerleştirildiği ortaya çıktı. Fehriye Erdal, NATO karargâhının olduğu Brüksel’e kaçıp kurtulmuştu. Diğer iki arkadaşından biri cezaevinde intihar etti, ötekisi ise Suriye’de infaz edildi.

Sabancı öldürüldüğünde Toyota ve Komatsu iş makinelerini Türkiye’ye getirmek istiyordu. Karamehmetler ise Caterpillar’ı getirecekti. Alman iş makineleri fabrikası Hanomag bu süreçte iflas etti. Türkiye’deki baraj ve kara yolları için yapılan iş makineleri ihalesi Karamehmetler’de kaldı!

21 Mart 1999’da F. Gülen ABD’ye gitti. Gitmeden önce de Erbakan’ı eleştirerek “Beceremedin git” demişti. O, Erbakan’dan TSK’daki cemaat karşıtlarını tasfiye etmesini bekliyordu ki dikensiz gül bahçesine girer gibi ordu ve istihbarat içinde serbestçe........

© Haber Vakti