S. Öcalan’a: GÖRMENİN SORUMLULUĞU
Tarih, kimi zaman büyük kırılmalarla, kimi zaman da sessiz fakat derin anlamlar taşıyan adımlarla yön değiştirir. İçinden geçtiğimiz dönem, böylesi bir tarihsel eşiğin bütün ağırlığını ve imkânlarını içinde barındırmaktadır. Barışın, siyasetin ve ortak yaşamın yeniden güçlü bir zemin kazanabilmesi için bugüne kadar ortaya koyduğunuz dirayet, kararlılık ve sebat; yalnızca bir siyasal tutum değil, uzun yılların çatışma birikimini aşmaya dönük stratejik bir aklın, tutarlı bir yaklaşımın ve büyük bir sabrın ifadesi olarak okunmalıdır. Zamanın bütün zorluklarına rağmen koruduğunuz duruş ve barış arayışındaki ısrarlı yaklaşımınız, yaratıcı adımlarla süreklilik kazandığında toplumsal bir anlama dönüşebileceğini gösteren önemli bir örnek niteliği taşımaktadır.
Hiç kuşkusuz böylesi süreçler yalnızca fikir üretmekle değil, o fikirleri toplumsal karşılığa dönüştürebilecek sabrı, emeği ve sürekliliği göstermekle ilerler. Bu bakımdan, ağır koşullara rağmen sürdürdüğünüz yoğun düşünsel mesai, diyalog kanallarını açık tutma konusundaki adanmışlığınız ve barış ihtimalini canlı tutan yaklaşımınız, yalnızca bugünün değil, gelecek kuşakların da üzerinde duracağı tarihsel bir birikimin önemli parçalarıdır. Bununla birlikte, böylesine kapsamlı bir dönüşümün kalıcılaşması, toplumun bütün kesimlerine dokunabilen kapsayıcı pratiklerin geliştirilmesiyle mümkün olacaktır.
Kalıcı barış ancak farklılıkları tehdit değil zenginlik olarak gören, ortak yaşamı karşılıklı güven temelinde yeniden inşa edebilen bir anlayışla kök salabilir. Her yurttaşın kendisini bu sürecin öznesi hissedebileceği, toplumsal vicdanın güçleneceği ve geleceğe dair ortak umudun büyüyeceği bir zeminin inşasının tarihsel bir sorumluluk olduğuna inanıyorum. Bu nedenle size yazdığım bu mektubu yalnızca önerilerimi paylaşmak için değil, barışın toplumsallaşmasına ve ortak geleceğin güçlenmesine küçük de olsa bir katkı sunabilmek için kaleme alıyorum.
Bazı şeyler vardır, onları söylemek bir tercih değil, insan olmanın getirdiği bir sorumluluktur. Çünkü insan fark ettiği bir şeyi doğru bir dille paylaşma sorumluluğunu da taşır. Bu mektubu da böyle bir sorumlulukla yazıyorum. Amacım bir düşünceyi kabul ettirmek, bir hüküm vermek ya da kendi doğrularımı sunmak değildir. Bana göre insanın kendisini tek doğru yerde görmeye başladığı noktada görme imkânı da daralmaya başlar. Önemli olan, bir meseleyi birlikte inceleyebilmek, farklı yönlerden bakabilmek ve görünmeyen noktaları birlikte ortaya çıkarabilmektir.
İnsan ancak fark ederek gelişir. Fark etmek ise dikkatle bakmayı, incelemeyi, araştırmayı ve gerektiğinde kendi bulunduğu yeri yeniden değerlendirebilmeyi gerektirir. İnsan kendi ürettiği kabullerin içinde kaybolduğunda, zamanla dışarıdaki gerçekliği değil, kendi oluşturduğu sınırları görmeye başlar. Bu durum yalnızca bireyler için değil, düşünceler, yapılar ve tarihsel süreçler için de geçerlidir. Tarih boyunca insanlık büyük arayışlar yürüttü, büyük mücadeleler verdi ve büyük değerler ortaya çıkardı. Fakat aynı zamanda yeterince görülmeyen sorunları da bir dönemden diğerine taşıdı. Çünkü çözülemeyen her sorun yalnızca çözülmediği........
