menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Modernite ve Örgütlü Şiddet

13 0
21.12.2025

Yağmuru seviyor musunuz?

Sevmiyor musunuz yoksa?

Yağmurlu havalarda trafik kilitleniyor, yeni aldığınız o güzelim haki kabanınız yok yere ıslanıyor, şemsiyeler arasında yürümek bir işkence haline mi dönüyor sizin için.

Peki hoyratça ve umarsızca, bir yağmurun sizi sırılsıklam ıslatmasına en son ne zaman izin verdiniz?

Saçma bir düşünce mi sizce bu?

Atmosfere ilk nem damlacıkları ulaştığından bugüne yağmurlar dünyayı yıkamaya devam ediyor.

Eski insanlar için yağmur, hayatta kalmak demekti. Ekinlerin büyümesi, hayvanların doyması, kıtlığın bitmesi demekti. Islandığında üşüse bile, yağmura derin bir minnet ve saygı duyardı insan. Yağmur, dua ile çağrılan kutsal bir misafirdi.

Şehirde yaşayan modern insan için yağmur, hayatın akışını bozan bir "teknik aksaklık"tır. Trafiğin sıkışması, paçaların kirlenmesi, saçın bozulması, işe geç kalma riskidir. Modern dünyanın tanrısı "Hız" olduğu için, bizi yavaşlatan yağmur, bilinçaltımızda bir "pürüz" olarak kodlanır. Modern insan için yağmur; elinde kahveyle, sıcak bir battaniye altında, Spotify’dan hüzünlü bir liste dinlerken güzeldir. Bu, doğayla bir olmak değil, doğayı bir "dekor" veya "fon müziği" olarak kullanmaktır.

Moderniteyle birlikte büyüsü bozulan bir dünyada insanların yağmura bakışı bile değişmiş durumda. Eski insan yağmurla "iş birliği" yaparken, modern insan yağmurla "mücadele" eder hale geldi. Ve modernite dediğimiz şey bizden sadece yağmura olan bakış açımızı da çalmadı tabii.

Rönesans, Reform, Aydınlanma ve Sanayi Devrimi’nin doğal sonucu olarak ortaya çıkan bürokrasi araçsal aklı getirip hayatımızın tam ortasına bıraktı. Artık hayata dair her şey, ölçülebilir, planlanabilir, öngörülebilir ve maddi olarak değerlendirilebilir olarak düşünülmeye başladı. Alman sosyolog Max Weber’in tabiriyle modern insan dediğimiz, insanlığın bu en konforlu yaşayan cinsi aynı zamanda rasyonalitenin, bürokrasinin ve ideolojilerin zorunlu kalıplara döktüğü, anlam yitimine uğramış bir canlı olarak dolaşıyor dünya toprakları üzerinde. Weber bu dünyayı "Büyüsü bozulmuş dünya" (Almanca: Entzauberung der Welt) olarak tanımlar.

Modernitenin hayatımıza taşıdığı zenginliklerden(!) biri de “örgütlü vahşet”tir. Norbert Elias, Uygarlık Süreci (The Civilizing Process) adlı eserinde modernleşmeyi bir "ehlileşme" süreci olarak görür. Orta Çağ'da sokakta birini öldürmek veya sakat bırakmak sıradan bir olayken, modern devlet şiddet kullanma yetkisini kendi tekeline almıştır (polis, ordu). Bireyler artık birbirine şiddet uygulayamaz. İnsanlar artık duygularını bastırmayı öğrenmiştir. Dışarıdan gelen korku (ceza), yerini içeriden gelen korkuya (utanma, suçluluk, ayıplanma) bırakmıştır. Elias'a göre şiddet yok olmamıştır ama görünmez kılınmıştır. Örneğin hayvan kesimi artık şehir meydanlarında değil, mezbahalarda yapılır; deliler toplum içinde değil, akıl hastanelerinde tutulur.

Michel Foucault ise Hapishanenin Doğuşu (Discipline and Punish) eserinde tam tersi bir tablo çizer. Ona göre şiddetin "kanlı" olmaktan........

© Gazete Pencere