menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kurban ve Vicdanın Coğrafyası: Vekâlet Kurbanında Şeffaflık Sorunu

9 0
01.06.2026

Her Kurban Bayramı yaklaşırken yardım kuruluşlarının kurban kampanyaları da görünür hale geliyor. Sosyal medya reklamlarında, dramatik müzikler eşliğinde "Afrika'ya kurban bağışı" kampanyalarının üzerimize adeta boca edildiği bir döneme tanıklık ediyoruz. Cep telefonu oyunlarında bile derneklerin kampanya reklamları görür olduk. Televizyon ekranlarında ve dijital bağış platformlarında milyonlarca liralık vekâlet kurban organizasyonları yürütülüyor. Hiç şüphesiz bu faaliyetlerin önemli bir bölümü samimi yardım çabalarına dayanıyor. Ancak son yıllarda büyüyen bu sektör, beraberinde ciddi bir soruyu da gündeme getiriyor: Bağışçının emanet ettiği kurban bedeli gerçekten vaat edildiği şekilde kullanılıyor mu?

Ne yazık ki, dini vecibeler ile insani yardım duygularının kesiştiği bu nokta, düzenlenmemiş bir piyasanın acımasız mantığına terk edilmiş durumda.

Burada tartışmak istediğim konu, vekaletle kurban kesen kurumlarda kurumsal güvenilirlik, hesap verebilirlik ve şeffaflığın nasıl sağlanacağı.

Modern Dünyada Kurban ve Vicdanın Uzaklaşması

Kurban ibadeti tarih boyunca yalnızca bir dini vecibe değil, aynı zamanda paylaşmanın, dayanışmanın ve ihtiyaç sahibiyle doğrudan temas kurmanın bir aracı oldu. Modern şehir hayatı ise bu ilişkiyi değiştirdi, dönüştürdü. İnsanlar artık kurbanlık seçmiyor, kesim sürecine katılmıyor ve et dağıtmıyor. Bunun yerine bu görevi profesyonel organizasyonlara devrediyor.

Bu dönüşüm kendi başına bir problem değil. Ancak birey ile yardım faaliyeti arasındaki mesafe büyüdükçe, denetim ihtiyacı da artıyor. Çünkü bağışçı, bu yeni şartlarda yaptığı yardımın ne şartlarda kullanıldığını ve muhtaçlara ulaştırıldığını doğrudan gözlemleyemiyor.

Özellikle Afrika merkezli kurban kampanyalarının yaygınlaşmasıyla birlikte yeni bir durum ortaya çıktı. Türkiye'deki kurban bedelinin oldukça altında rakamlarla sunulan bu kampanyalar, birçok kişi için cazip bir seçenek haline geldi. Fakat bu model, istemeden de olsa yardımı bir tür "vicdan konforu hizmetine" dönüştürme riski taşımakta. Bağışçı, yaptığı fedakârlığın gerçek etkisini görmek yerine, sürecin bütünüyle görünmez hale geldiği bir sisteme güvenmek durumunda.

Türkiye'de faaliyet gösteren birçok yardım kuruluşu, topladığı kurban bağışlarının nasıl kullanıldığına ilişkin ayrıntılı ve bağımsız denetimden geçmiş raporlar yayımlamamaktadır.

Geçmiş yıllarda bazı vakıfların kesilen kurbanların etlerini muhtaçlara ulaştırmak yerine piyasaya sürdüğü, kasap dükkânlarına "bağış eti" olarak değil, ticari mal olarak aktardığına dair iddialar ortaya çıkmıştır. Eğer Türkiye gibi nispeten denetim mekanizmalarının işlediği bir ülkede bu tür vakalar yaşanıyorsa, Afrika gibi denetimin fiilen bulunmadığı coğrafyalarda neler olabileceğini tahmin etmek zor değildir.

Bağışçı çoğu zaman yalnızca bir fotoğraf, kısa bir video veya teşekkür mesajı görmektedir. Ancak bu görüntülerin hangi organizasyona, hangi tarihe, hangi miktardaki bağışa karşılık geldiğini doğrulayabilecek mekanizmalar oldukça sınırlıdır.

Daha önemli bir sorun ise mali yapıların yeterince anlaşılır olmamasıdır. Toplanan bağış miktarı, satın alınan hayvan sayısı, dağıtılan et miktarı ve operasyon giderleri çoğu zaman ayrıntılı biçimde açıklanmamaktadır. Böyle bir ortamda hem gerçek suistimallerin tespit edilmesi hem de haksız ithamların önüne geçilmesi zorlaşmaktadır.

Şeffaflık eksikliği yalnızca bağışçı açısından değil, dürüst çalışan kuruluşlar açısından da bir sorundur. Çünkü hesap verilebilirliğin olmadığı yerde güven zamanla aşınır.

Afrika Tuzağı: Ucuz Vicdanın Coğrafi Arbitrajı

Yurt dışındaki kurban organizasyonları konusunda en çok tartışılan konu operasyonların ölçeğidir.

Son yıllarda özellikle Afrika'da nispeten ucuz kurban kestirme işi, vicdanını en kolay ve ucuz yoldan rahatlatmak isteyenler için ustaca kurulmuş bir........

© Fikir Coğrafyası