Bilincin Dalgaları
Ölüm döşeğindeki bir bedende bilincin ışıkları birer birer sönüp karanlığa gömülürken, tanık olduğumuz şey nöronların son bir vedası mı, yoksa ruhun ilk özgür adımı mı?
Ben bu sorunun cevabına o kadar da hızlı koşmazdım. Bilimsel metaforlar yalnızca tek bir şeyi açıklamaz; hangi soruları sorabileceğimizi de belirler. Her soru bir diğerini peşinden getirir.
Sonsuz bir matruşkanın içine düşmek gibi: Her katmanın altında bir başkası, her cevabın içinde yeni bir soru. Ve içerisi sessiz.
Yüzyıllardır zihnin içine bakmak için elimizde tuttuğumuz fener değişiyor. Bir zamanlar ruh, sonra saat mekanizması, sonra telgraf, ardından bilgisayar. İnsan, çağının en karmaşık makinesini bulup beynin karşısına koyuyor ve aynı soruyu soruyor: Acaba sen de böyle mi çalışıyorsun?
Belki de beynin içinde yalnızca kablolar yoktur. Belki bir miktar dalga da vardır.
Yeni bir mekanizma keşfetmek, eski sorunun cevabını bulduğumuz anlamına gelmeyebilir. Bazen yalnızca sorunun düşündüğümüzden daha derin olduğunu gösterir.
Beyin yalnızca nöronların birbirlerine tek tek elektriksel sinyaller gönderdiği bir kablo ağı değil. Büyük nöron topluluklarının etkinliği zaman içinde ritmik örüntüler, yani neural oscillations oluşturabiliyor. EEG ve MEG gibi yöntemlerle bu toplu elektriksel/manyetik etkinliğin ritimleri ölçülebiliyor. Geleneksel olarak delta, theta, alpha, beta ve gamma gibi frekans bantlarından söz ediyoruz.
Buradaki önemli nokta şu:
Bu ritimler yalnızca beynin arka plandaki elektriksel uğultusu olarak görülmüyor. Farklı bölgelerdeki nöral etkinliğin zamanlamasının koordinasyonunda rol oynayabildiklerine ve algı, dikkat, çalışma belleği gibi bilişsel süreçlerle ilişkili........
