HAYBER FETHİ
Hendek savaşı Yahudilerin Mekkelileri kışkırtmasıyla vuku bulan bir savaştı. Hudeybiye anlaşmanın üzerinden üç ay geçmişti ki, Habib-i Ekrem (s.a.v) bu meseleyi kökten halletmek maksadıyla Hayber kalesinin fethine karar verir. Daha doğrusu Allah Resulü (s.a.v), Yahudiler olur ya tekrardan müşriklerle anlaşıp güç kazanır düşüncesiyle bu kararı alır. Böylece ashabına seslenip yeni hedefimiz:
-Hayber diye beyan buyurur.
Hayberliler tarlalarında çalışırken Medine’den gelen orduyu gördüklerinde hemen apar topar tüyüp kalelerine çekilirler. Malum Hayber son derece donanımlı güzide bir yurt. Dolayısıyla Hayber’in ileri gelenleri mesken tuttukları kalelerini almak için gelen bu orduya karşı nasıl bir strateji izleyecekleri hususunu masaya yatırırlar. Aldıkları nihai kararla savunmaya ağırlıklı bir strateji belirlerler.
Artık ok yaydan çıkıp kuşatma zamanı gelmişti ki; kale hem içerden hem de dışarıdan 2-3 gün karşılıklı ok ve taş atışlarıyla kıyasıya mücadeleye sahne olur. Fakat kuşatmanın böyle uzaktan karşılıklı ok atışlarıyla geçmesi Yahudileri canından bezdirir bir yılgınlığa neden olurken Müslümanların tarafında da yiyeceklerinin tükenme noktasına gelmesi dolayısıyla açlık ve bitkinlik belirtilerinin doğmasına neden olur. Üstüne üstük kuşatma sırasında toz ve toprak içerisinde kalan Hz. Ali (k.v)’in gözlerinin rahatsızlanmasıyla da etrafı göremez hale gelip istirahate çekilmek zorunda kalınır. Bu arada açlıktan ashabın takati kalmayacak hale geldiği de gözlerden kaçmaz. Bu durumda Resulullah (s.a.v) Yüce Allah’a ellerini açıp şöyle dua ve niyazda bulunur:
-Ey Rabb’im! Sana malum, Müminlere güç ve takat ver, Hayberin fethini bizlere nasibi müyesser eyle.
Peki, Allah Resulü (s.a.v) dua ederde karşılık bulmaz mı? Hiç kuşkusuz biraz daha sabır gerektirip yapılan dua yerini bulacaktır elbet. Nitekim Allah Resulü (s.a.v) kuşatma esnasında hastalandığında yine pes etmeyip bu kez sancağı Hz. Ebû Bekir-i Sıddık (r.anh)’a devredecek bir şekilde mücadelesinin sürdürür. Ancak sancak Hz. Ebû Bekir-i Sıddık (r.a) elinde iken de o gün fetih gerçekleşemez. Ertesi gün sancak sırasıyla Hz. Ömer (r.a) ve diğerleri devr alıp en nihayetinde Ensar’dan birilerine teslim edilir, ancak yine her zaman olduğu gibi kesin bir sonuç elde edilemez. Resulullah (s.a.v) bu sefer der ki:
-Yarın olduğunda sancağı öyle bir kişiye vereceğim ki, inşallah fetih onun elinde nasibi müyesser olacak.
-Ya........
