AH TAİF AH!
Ebu Talib’in son demleriydi. Bir yandan da hasta yatağında sevgili yeğenini düşünüyordu. Her ne kadar iman etmemiş olsa da onu hayatı boyunca korumaya çalışmıştı hep.
Müşriklerin ileri gelenleri ziyarete geldiler. Hasta ziyaretinde bile yine konu Resulullah (s.a.v) idi. Dediler ki:
-Yeğenini çağır aramızda anlaşma yapalım, böylece ona zarar vermemiş oluruz.
Ebu Talib bunun üzerine yeğenini çağırıp ona şunları söyler:
-Ey Kardeşimin Oğlu! Bak bunlar hasta ziyaretime gelenler, seninle anlaşmak istiyorlar, ne dersin.
Resul-i Ekrem (s.a.v);
-Peki, amcacığım, fakat onlardan istediğim tek bir kelimeyi ikrar etmeleridir. Şayet o kelimeyi dile getirirseler aramızda hiçbir mesele kalmaz.
Bu sözler üzerine Ebu Cehil ileri atılıp şöyle der;
-Değil bir kelime, bin kelime söylemeye razıyız, yeter ki akrabalar arasında oluşan şu ikilik sona erip böylece bu mesele de burada halledilmiş olsun.
Habib-i Ekrem Efendimiz (s.a.v):
-O halde sizlerden putları terk edip ‘LAİLAHE İLLALLAH’ kelime-i tevhidini ikrar etmenizi istiyorum deyince, bir anda taahhüt ettiklerinden sözlerinden cayıp Allah Resulünün isteğini şu sözlerle reddettiler:
-Sen Lat, Uzza, Hubel gibi birçok putlarımızı terk etmemizi isteyip güya aklınca bizleri tek ilahla mı baş başa bırakmak istiyorsun, asla o kelimeyi ikrar etmeyiz.
Böylece oradan hızla ayrılıverdiler.
Bu arada Ebu Talib’in de hastalığı günden güne gitgide artıyordu, üstelik kendinden sonra yeğenini emanet edeceği kimsede kalmamış gibiydi. Öyle ki, Ebu Leheb desen, o zaten öteden beri oldubitti yeğenine karşı içten içe kin ve nefret besliyordu. Diğer amcası Abbas öyle değildi, ama o da yeğenini himayesine alsa ticari hayatı her an riske girebilirdi. Peki ya Hamza? Onun da malum Müslüman olması hasebiyle hiçbir şekilde himaye etme hakkı yoktu. İşte tüm bunları göz önünde bulundurduğumuzda Ebu Talib amcasından sonra sığınacak hiç bir dalının olmadığı ortaya çıkıyordu. Üstelik bunları konuşacak zamanda kalmamıştı. Zira Ebu Talib hasta yatağında daha da ağırlaşıp ecel terleri döküyordu. Artık son nefesini vermek üzereydi. Tabii Allah Resulünün derdi davası ise kendisini korumaya almak değildi, onun derdi davası amcasının bu dünyadan imanla göç etme temennisiydi. Nitekim Allah Resulü (s.a.v), olur ya amcası son nefesinde imana gelir düşüncesiyle şu telkinde bulunmayı ihmal etmez de:
-Amcacığım! Şayet ‘LAİLAHE İLLALLAH’ kelime-i tevhidini ikrar edersen çok sevinirim.
Ancak ne var ki Ebu Talib’ten olumlu ya da olumsuz ağzından hiç bir ses çıkmaz. Allah Resulü (s.a.v) bunun üzerine amcasından tekrar iman etmesini talep edince bu kez orada bulunan Ebu Cehil araya girip şöyle der:
-Ey Ebu Talib! Sakın ola ki Abdulmuttalib’in dininden yüz çevirmeyesin.
Nitekim Ebu Talib’den bekledikleri cevap gecikmeyip son nefesinde:
-O Abdulmuttalib’in dini üzeredir cümlesiyle ruhunu teslim etmek olur.
İşte bu tek cümleyi işiten Ebu Cehil o anda derin bir nefes alıp kendince o anın tadını keyfince çıkarmış olurken Allah Resulü ise tam aksine yüreği dağlanır.
Allah Resulü (s.a.v) amca yüreği bu ya, her şeye rağmen hasta yatağının başında:
-Yasaklanmadığım müddetçe amcamın bağışlanması için dua edeceğim demekten kendini alamaz da.
Gerçekten de Resul-i Ekrem (s.a.v) oradan ayrılıp Yüce divana ellerini açtığında amcasının affedilmesi için yalvardı yalvarmasına ama vahy olunan ayeti kerimede Yüce Allah (c.c):
-“Hiç şüphe yok ki sen arzu ettiğini hidayete erdiremezsin. Fakat Allah Teâlâ dilediğini hidayete kavuşturur” (Kassas, 56) diye beyan buyurmakla hidayetin Allah’tan olduğu gerçeğinin altı çizilmiş olunur.
Hiç kuşkusuz Allah Resulüllah (s.a.v)’in yaşadığı bu ilk acı değildi, devamında bu kez ilk iman eden eşi Hatice annemizi kaybetmenin acısını yaşayıp artık yanında yöresinde kendisine candan yar ve yardımcı olacak akrabadan hemen hemen hiç kimsede kalmamıştı dersek yeridir. Öyle ki bu durumda inzivaya çekilip dışarıya çıkamaz hale gelmişti. Hem kaldı ki dışarıya çıkmaya kalkışsa bile müşrikler tarafından atacağı her adımı kontrol altında tutuluyordu. Kur’an okur halde görseler hemen mani oluyorlardı.
İşte böylesi kuşatılmışlık........
