menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yakup Karbuz yazdı: Kırmızı Kapaklı Kitap

24 0
11.08.2026

Canlı Yayın Tekrarları

Popüler Kültür Tiyatro Sinema Müzik

Yakup Karbuz yazdı: Kırmızı Kapaklı Kitap

YK Yakup Karbuz · 11 Ağustos 2026 • 6 Dakika 49 Saniye · 0 yorum

“Rüzgârla esişiyorum Kızıl kızıl yapraklar örtüyor yüzünü söyleştiğim köklerin…”*

Bir dizenin peşine düşmüştü. Anlamını aradığı hayat, anlamsızlıklar çıkarıp durmuştu karşısına. Sevdiği tüm kadınlar ondan vazgeçiyor, sonra yeniden kapısını çalıyordu. Bir ilişkiden diğerine savrulurken kendisini de kaybediyordu. En yakın arkadaşı sokak ortasında kurşunlanmış, tabutunu omuzlarken terk edilmişliğin ağırlığı yüreğini mengene gibi sıkmaya başlamıştı. “Gitmenin sırası mıydı?”

Anlamsız bir öfkeyle dostunu toprağa verdiği günün sabahında yola çıkmıştı. İş yerinden üç hafta izin almış, bankadaki parasını çekmiş, Kaş’a giden ilk otobüse yer ayırtmıştı. Ki ilk otobüse bilet almanın hayalini de kurmuştu daha önce. İlk uçağa da bilet alabilirdi ama otobüs yolculuğu, içine doğru yapacağı yürüyüşü derinleştirecekti. Likya Yolu’nu adımlamayı çok istiyordu. Bu nedenle o uzun seyahati gözüne kestirmiş, bir pansiyonda alelacele bir oda tutmuştu. Gerekli malzemeleri bir şekilde tedarik ederim diye düşündü. Tam yola çıkacaktı ki telefonuna bir mesaj geldi.

“Çok önemli bir proje için 6 Ağustos saat 10.00’da TÜBİTAK’ta sizleri de aramızda görmek istiyoruz. Ayrıntıları daha sonra sizlere bildireceğiz. Teşekkür ederiz.”

Yolculuk istediği gibi başlamamıştı aslında. Ne anlamlı cümleler kurabiliyor, ne yolu izleyebiliyor ne de rahat nefes alabiliyordu. Bir ara otobüsü durdurup inmeyi bile düşündü. Apar topar kaçmıştı İstanbul’dan. En yakın dostu kurşunlanmıştı. Sinan’la üç aydır konuşmuyorlardı. Eski sevgilisi ile birlikte olmaya başladığında ona çok kızmış, sarhoş olduğu bir akşam telefona sarılıp “Senin adamlığını s.kerim, puşt!” diye küfretmişti. Dostu sessiz kalmıştı. Sabah kalktığında yaptığına pişman olmuştu ama iş işten geçmişti.

Emin Çiçek’in “Çıpa” isimli şiir kitabı dışında başka bir şey almamıştı yanına. Tesadüfen Trabzonlu bir arkadaşının elinde görmüştü *Çıpa*’yı. O da kendisine armağan etmişti. O gün bugündür elinden düşmüyordu. Onun şiirlerinde bir şekilde kendisini buluyor, her dizesi içinde başka kapıların açılmasına neden oluyordu. Rüzgârla esişmek için çıkmamış mıydı zaten yola?

Mesele Sinan ya da onu terk eden kadınları değildi. Kendi de hırlı bir bok değildi sonuçta. Aklı bir karış havada geziyor, üstelik çok çabuk sıkılıyordu aşklarından. Sevdikleri kendisinden uzaklaştığında ise aklı hep onlarda kalıyordu. Delice bir kıskançlıkla izlemeye başlıyordu kadınlarını. Terk edildiğinde bile vazgeçmiyordu hayatlarını dikizlemekten. Ondan vazgeçen kadınların sevgililerine de içten içe kuruluyordu. Hayatına başka bir sevgili girdiğinde yeni kıskançlıklar büyütüyordu içinde. Her aşkla bir kaosa doğru yol alıyordu.

Sinan ile harç protestosu eylemleri sırasında tanışmışlardı. Kampüse giren polis, öğrencileri acımasızca copluyordu. Ayağı takılıp yere düşmüştü. Fena hâlde cop yiyordu. Sinan, “Sizin insafınız yok mu ulan!” diyerek polisleri savuşturmuş, onu düştüğü yerden kaldırıp kurtarmıştı. Pek çok öğrencinin gözaltına alındığı o eylemde Sinan sayesinde içeri girmekten kurtulmuştu. O olaydan sonra çok iyi dost olmuşlardı. Sinan, Gaziantepli, kendisi de Orduluydu. Farklı kültürler ve kentlerden gelip İstanbul Teknik’te buluşmuş, dosttan öte kardeş olmuşlardı. Aynı fraksiyondan değillerdi. O DÖB’lü, kendisi ise Hep İlerleme çevresindendi. Sonra Sinan, Esra adlı bir kızla tanışmış, delice bir aşk yaşamaya başlamıştı. Esra ile neyi var........

© Edebiyat Burada