Başarısız olmayı öğrenmek zorundayız
Ülkemizde bir CEO’ya “şirketinizde kaç proje başarısız oldu?” diye sorduğunuzda, genellikle sessizlik ya da savunmaya geçme görürsünüz. Çünkü biz başarısızlığı önlemeye programlandık. Oysa dünyanın önde gelen şirketleri tersini yapıyor: Başarısız olmayı güvenli hale getiriyorlar. Bunu öğrenmek ve başarısızlık olasılığı ile barışmak zorundayız. Elbette “başarısızlık güzellemesi” yapmayacağım. Ama bu konuya eğri oturup doğru bakma zamanı geldi. Çünkü artık hayatımızda yapay zeka diye önlenemez bir gerçek var!
Fail-Safe (Arıza Durumunda Güvenli) yaklaşımı, başarısızlığı tamamen önlemeyi hedefler. Sistem arızalandığında otomatik olarak güvenli moda geçer – tıpkı bir yangında acil çıkış kapılarının açılması gibi. Bu mantık sanayi devrimi çağında mükemmel çalıştı. Fabrikalarda, nükleer santrallerde, uçak sistemlerinde hâlâ vazgeçilmezdir.
Ancak bir paradoks var: Başarısızlığı ne kadar nadir kılarsanız, gerçekleştiğinde etkisi o kadar yıkıcı olur. 2008 finans krizi bunun acı örneğiydi. Bankalar “batamayacak kadar büyük” olduklarını düşünüyorlardı; tam da bu yüzden sistem çöktüğünde dünya ekonomisi felç oldu.
Safe-to-fail (Başarısız olması güvenli) felsefesi ise başarısızlığın kaçınılmaz olduğunu kabul eder. Amaç başarısızlığı önlemek değil, maliyetini düşürmektir. Çoklu, küçük deneyler yaparsınız; işe yaramayanları hızla durdurur, işe........
