MERHAMET VE ZAAF...
Affetmek; yapılan kötülüğü yok saymak, ihaneti meşrulaştırmak, haksızlığı kabul etmek veya aynı insana yeniden güvenmek değildir. İnsan affedebilir ama yaşadığından ders çıkarmayı bırakmaz. Kalbindeki kini söküp atabilir ama hafızasındaki tecrübeyi silmez. Af ahlâkın, tedbir aklın gereğidir. Affetmek gönlü temizler, tedbir aynı yerden tekrar yara almayı engeller. Kur’ân-ı Kerîm affı överken insanı saf ve tedbirsiz olmaya çağırmaz. “Kim affeder ve ıslah ederse onun mükâfatı Allah’a aittir.” (Şûrâ, 40) buyurulur. Ayette affın yanında “ıslah”ın zikredilmesi son derece önemlidir. Her af aynı sonucu doğurmaz. Bazen af insanı düzeltir, bazen de yanlış anlaşılırsa kötülük yapanı daha fazla cesaretlendirebilir. İslâm’ın istediği; kötülüğün devam etmesi değil, insanın ve ilişkinin düzelmesidir.
Merhamet ile zaaf birbirine karıştırılmamalıdır. Merhamet güçlü insanın ahlâkıdır, zaaf ise sınır koyamamaktır. Bir insan aldatmışsa o affedilebilir ama aynı konuda ona yeniden sınırsız alan açmak doğru olmaz. Mala zarar vermişse hak helâl edilebilir ama kasayı tekrar ona teslim etmek akıllılık değildir. İhanet etmişse ona karşı kin taşınmayabilir ama bütün sırlar yeniden onun önüne serilmez.
Resûlullah’ın Vahşî b. Harb karşısındaki tavrı bu bakımdan düşündürücüdür. Vahşî, Hz. Hamza’yı Uhud’da şehit etmiştir. Daha sonra Müslüman olarak Resûlullah’ın huzuruna geldiğinde İslâm’a girişi kabul edildi. Ancak Resûlullah’ın Hz. Hamza’ya duyduğu derin sevgi........
