Kültür Yolu mu, Festival Vitrini mi?
Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın “Kültür Yolu” projesi artık yalnızca bir etkinlik takvimi değil; şehir şehir dolaşan, meydanlara sahneler kuran, konserlerle, sergilerle, söyleşilerle kendini gösteren büyük bir organizasyon ağı.
Amaç belli: Kültürü yaygınlaştırmak, şehirleri sanatla buluşturmak, yerel değerleri görünür kılmak ve kültür turizmini güçlendirmek. Kültürün büyük merkezlerin dışına taşması elbette değerlidir. Bir çocuk ilk kez bir sergiyle, konserle ya da tiyatroyla karşılaşıyorsa bunun kıymeti vardır.
Ama asıl soru burada başlıyor: Bu proje gerçekten bir “Kültür Yolu” mu, yoksa kültür adıyla düzenlenen büyük bir festival dolaşımı mı?
Çünkü yol dediğimiz şey birkaç günlük kalabalıktan, ışıklı sahnelerden ve dev afişlerden ibaret olamaz. Yol hafızadır, sürekliliktir; bir şehrin kendi geçmişiyle, insanıyla, sokaklarıyla, sanatçısıyla kurduğu bağdır. Bir kente birkaç günlüğüne sahne kurmak hareket yaratabilir; fakat hareket her zaman derinlik anlamına gelmez.
Kültür Yolu projesinin temel çelişkisi de burada duruyor. Adında “yol” var; ama uygulamada çoğu zaman “festival” öne çıkıyor. Oysa bir kültür yolu yalnızca ana meydanlardan ve konser alanlarından geçmez. Şehrin sahafına, bağımsız tiyatrosuna, küçük galerisine, yerel sanatçısına, unutulmuş sinemasına, eski fotoğrafçısına, ara sokakta direnen kültür mekânına da uğrar. Çünkü bir şehrin kültürü yalnızca kalabalığın toplandığı yerde değil, hafızanın biriktiği yerde yaşar.
Eğer proje şehirlerin kültürel damarlarını güçlendirmiyor, yalnızca merkezi bir programı dolaştırıyorsa, orada “Kültür Yolu”ndan çok gezici bir vitrin vardır. Vitrin elbette parlar.........
