menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Okul Saldırıları İnfiali ve Yarattığı Sis

17 0
17.04.2026

Bu hafta art arda günlerde Urfa ve Maraş'ta yaşanan ve ölümlerle sonuçlanan iki okul saldırısı, ülkeyi infiale sürükledi. Üzüntü, endişe, öfke duyguları içinde yayılan tepkilerin içeriği en az olayların kendisi kadar dehşet verici görünüyor. Toplamda bu tepkilerin içerdiği yargılar bazı ortak noktalarda birleşerek sebepleri örten, sorumluları muğlaklaştıran koca bir sis bulutu yaratıyor.

Olaylarla ilgili herhangi bir haberin yorumlarında ya da sosyal medyadaki reaksiyoner paylaşımların büyük kısmında üç yaygın suçlu tespiti var: toplumsal çürüme, yeni nesil ebeveynler ve yozlaşmış gençler/çocuklar. Bu üç ezbere suçluyu, son yıllarda sıkça bir arada görüyoruz. Sırayla hepsinin yanlış adresler olduğunu anlatmaya çalışayım.

Çoğunlukla rahatsızlık duyulan kültürel ve etik dönüşümlere işaret etmek için çaresizce başvurulan, toplumun çürüyen bir organizma olduğu iddiası, çok katmanlı durumların, çok failli olayların hepsini açıklar gibi görünse de aslında kök sorunları perdeleyen bir kabul. Bu kabule saplanıp kalmak, hak ihlallerinin, büyük katliamların adını koymaktan kaçınıp “vicdan” adında bir boş gösterene sığınmaya benziyor. “Toplum çürüdü” deyivermek yerine “Bu ülkede yapısal şiddet var, çocuk nefreti var, liyakatsizlikle alt üst edilmiş kurumlar var” dersek bir de bunları eyleyen faillerden söz etmek gerekecek. Sorumluları anonimleştirip bir sis perdesinin ardına gizleyen bu laf yerine onları adıyla analım lütfen. Devlet diyelim, hükümet diyelim, AKP diyelim. Ardına günün güvenlikçi fiyaskosuyla muhalefet liderini ekleyelim. Ama çürüyen ve onarılamaz tanısı koyduğumuz, dolayısıyla daha da baskıcı politikalarla tepesine binilmesine farkında olmadan alan açtığımız toplumu bu kadar edilgen bir nesne gibi anmaktan vazgeçelim. Toplum, kriz zamanlarında kendi itkisini yaratabilen, kendini onarmakta mahir, devinimsel bir öznedir; hakkını teslim edelim.

Yeni nesil ebeveynler son yılların alay konusu ve günah keçisi. Kim bunlar? Daha samimi olayım –ben de onlardan biriyim zira– kimiz biz? Çocukluğu 1990’larda geçmiş, şiddetin her türlüsüne evde, okulda, sokakta maruz kalmış, umut bağladığı sınavlarda soruları çalınmış, tam işe girecekken mülakat adı altındaki referans yarışlarına ya da adrese teslim kadrolara takılmış, sokağa çıkınca başından gaz fişeğiyle vurulmuş, işe girebildi ve sağ kaldıysa KHK ile işinden edilmiş bir kuşağız. Yine de dünyaya dair bir umudu nasıl olmuşsa bulup anne baba olunca çocuğunu insanlığın eriştiği kimi tıbbi, psikolojik, entelektüel ve politik farkındalıklar çerçevesinde insanca yetiştirmek isteyen, dünyayı değiştirmeye kendinden başlama sorumluluğu duyan fanileriz. Bu ülkedeki ve dünyadaki çocukların sorunlarıyla dertleniyor, her birinin çocukluklarını koruyabilmek için geleneklere, topluma, her türlü otoriteye rağmen çok emek veriyoruz. Çocukları birer özne olarak kabul etmenin, onların özgüvenini önemsemenin, haklarını savunmanın, sağlıklı beslenme ve şiddetsizlik gibi çabaların kimseye zararı olmadığını, aksine çocuklar için daha güvenli bir dünya gayretine denk düştüğünü hatırlatmak isterim. Yazık ki çocuklardan sadece onlardan yaşça büyükler diye saygı talep eden, içlerinden duygusal, psikolojik, fiziksel istismarcılar da çokça........

© Birikim