menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ülkenin üçte biri siyasetten umudunu kesti: Yapbozdaki 5 eksik nerede?

64 0
11.03.2026

Kamuoyu yoklamaları bugün bile yüzde 30’un üzerinde bir seçmenin hangi partiyi destekleyeceğine dair bir kararının olmadığını söylüyor. Yine aynı anketlere göre ülkenin birikmiş sorunlarını hiçbir partinin ve kişinin çözemeyeceğine inanan seçmen oranı da yüzde 30 civarında.

Memleketin üçte biri siyasetten ve siyasetçiden umudunu kesmiş gözüküyor. Geri kalan üçte ikisinin ise mevcut siyasetten ne kadar umudu kaldığı çok su kaldırır.

Ülkenin yalnızca yüzde 20’sinin hayatından memnun olduğu bir ülkede böyle rakamların çıkması, izlenen yolda bir yanlışlığın, bir eksikliğin olduğunu gösteriyor.

Milyonlar yoksullaştığının, ezildiğinin, horlandığının farkında. Bu iktidarla bunun düzelmeyeceğini de yaşayarak görüyor. Bu yüzden ilk fırsatta avazı çıktığı kadar “bıktık artık” diye bağırıyor. İktidarın hiçbir “müjdesine” inanmıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “çok önemli başlıklar var” diye anons edilen, onlarca kanalda naklen yayınlanan konuşmaları reyting sıralamasında sabah programlarının tekrarları karşısında bile nal topluyorsa, iktidar için durumun ne kadar vahim olduğunu siz düşünün. En popüler siyasi figüre bile dönüp “acaba ne diyecek” diye bakanların sayısı bir elin parmağını geçmeyecek durumda.

OBJEKTİF KOŞUL MEVCUT

Ülke büyük bir yoksulluk ve çaresizlik içinde. Yöneticiler beceriksiz, liyakatsiz üstelik adaletsiz. Halk yıllardır tepesinde boza pişirenlerden bıkmış usanmış durumda. Yaklaşık 25 yıldır ülkeyi yönetenlere duyulan güven dip yaptı. Başta gençler ve kadınlar olmak üzere toplumun tüm dinamik kesimlerinin iktidarla arasındaki mesafe her geçen gün daha da açılıyor.

Yaklaşık 9 yıl önce 16 Nisan 2017 referandumunda şaibeli biçimde kabul edilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, ülkenin ezici çoğunluğu tarafından kabul görmüyor. Ülke insanını karanlığa, çıkmaz bir yola, kaosa sürükleyen bu ucube rejimden kurtulmak milyonlar için en önemli talep haline geldi.

Yozlaşan iktidar ve bundan kurtulmak isteyen milyonlarca insanın varlığına rağmen ülkenin içinde olduğu mevsime “bahar” demek mümkün değil. Türkiye, hâlâ kasvetli, kapalı bir gökyüzünün altında.

Peki ama neden? İktidar blokuna bir kez daha seçim kazanacağını, ülkenin direksiyonunda bir dönem daha kalabileceğini düşündüren nedir? Bu soruyu sorup cevap aramak en acil görevlerden biri olmak durumunda.

Ülke siyaseti iktidar blokunun çizdiği çerçeveden çıkamıyor. Milyonları acı içinde bırakan temel sorular etrafında güçlü, sürekli ve etkili bir siyasal hat kurulamıyor.

Anlık ve farklı noktalarda yükselen sesler ortaklaşamıyor. Kadın, gençlik, gericiliğe karşı laiklik, emek ya da ekoloji mücadelesi veren yurttaş karşısında rejimi görüyor. Ama bu karşı çıkışlar bir türlü gücünü rejim karşısında birleştiremiyor. Örgütlü bir noktaya sıçrayamıyor. Toplumun büyük çoğunluğu örgütsüz olunca örgütlü bir azınlığın sesi daha gür çıkabiliyor.

Muhalefet artık işlevini yitirmiş Meclis’in çizdiği sınırları aşmakta zorlanıyor. Oyunda hiçbir kural tanımayan iktidar blokuna karşı yine iktidarın koyduğu ve duruma göre değiştirip durduğu kurallarla karşılık vermeye çalışıyor.

İktidar blokunun muhalefeti parçalama stratejisinin varlığı herkes tarafından kabul edilse de buna karşı yeterli yanıt üretilemiyor. Çözüm süreci, yeni anayasa, Orta Doğu liderliği gibi başlıklar hem Kürt siyasetine hem sağ-muhafazakâr siyasete etki ediyor, kafa karıştırıyor. Bu nedenle muhalefetteki bazı siyasi partiler AKP-MHP ittifakından umudunu kesmiş halkın duygusuna eşlik edemeyen yapılar haline geliyor.

Tek adama karşı tek adam, tek partiye karşı tek parti siyasetinin kısıtları var. Cumhur İttifakı Erdoğan ismiyle böyle bir yarıştan galip çıkacağını düşünüyor ve muhalefetin de böyle bir yerde konumlanmasını istiyor. Oysa iktidarın en bocaladığı anlar, kalabalıkların cüretli ve öngörülemez olduğu anlar olmuştu. Bugün de iktidarın Aşil Topuğu tekleşmeye karşı milyonların ortak sözü, eylemi ve iradesidir.

ÇOK CİDDİYE ALMAYIN

Son birkaç aydır iktidar blokunun mesafe aldığı, muhalefetin ise yerinde saydığına dair bir algı var. Erdoğan ve Bahçeli, “şimdi anladınız mı, biz demiştik, bak neler olacak” gibi cümlelerle son bir yılda yapıp ettiklerine ve ülke insanına yaşattıklarına gerekçe buluyorlar. Oysa herkes biliyor kulaklarına üflenen suflelerin konuşulduğunu, prompterde yazılanların okunduğunu. Ortada ne milli ne yerli bir proje var. Yaşananlar, esas motivasyonları iktidarlarını korumak ve tahkim etmek olan bir ittifakın, ABD ile uyumlu bir çizgide yürüme çabasından başka bir şey değil. O yüzden iktidar cenahından gelecek açıklamaları çok ciddiye almanın âlemi yok. Onların yapacakları belli. Siyasal menzilleri tahmin edilir durumda.

Mesele toplumsal muhalefetin bugüne taşıdığı direncin, değişimi sağlayacak enerjiyi ortaya çıkarmasındaki eksik parçaları tamamlama yeteneğinde.

Fotoğraftaki eksikler aynı zamanda önümüzdeki 10-15 ay içinde tamamlanması gereken görevler bütünü. Zira Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, yeni bir kurtarıcı beklemek değil; bizzat o fotoğrafın kendisi haline gelecek örgütlü bir halk iradesini inşa etmektir.


© Birgün