menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Küresel Siyaset Dönüşürken-III: Türkiye’nin payına düşen

57 0
08.08.2026

Özel haberlerimizi ve günün öne çıkan gelişmelerini kaçırmamak için BirGün’ün WhatsApp kanalını buraya dokunarak hemen takibe alabilirsiniz.

Bu yazıda, ilk iki yazıdaki ele aldığım dönüşümün Türkiye’ye yansımaları üzerinde duracağım. Burada da sorunun, Ankara’daki NATO zirvesi ya da NATO’nun dönüşüm sancılarıyla sınırlı bir konu olmadığını, genel, makro düzeyde yaşanan yapısal bir dönüşümden kaynaklandığını ileri sürüyorum.

Daha önceki bir yazımda tartıştığım gibi Erdoğan, bir kez daha küresel sistemdeki dönüşüme adapte olmanın yolunu bularak iktidarını uzatmaya çalışıyor. Yazının sonunda söyleyeceğimi baştan söylemem gerekirse, iktidar Batı ile ilişkilerde tavizkar bir konuma geçmiş, Türkiye’yi kapasitesinden çok daha dar bir dış politika alanına sıkıştırmış durumda. Hareket alanı daralmış, elinde koz kalmamış olduğu için Erdoğan, Hakan Fidan ve hükümete yakın çevreler sürekli olarak Türkiye’nin stratejik önemini dünyaya anlatmaya çalışıyorlar. Zaten biraz siyaseti takip eden herkesin anlayacağı bir durumu sık sık Batı’daki muhataplarına hatırlatma ihtiyacı hissetmeleri bile, içinde bulundukları darboğazı gösteriyor.

Küresel gerilimlerin arttığı bu ortamda, Türkiye artık o sözü edilen pazarlıkçı (transactionalist) çizgisini bile çoktan terk etti. Kendisini pazarlık yapacak kadar güçlü görmüyor. Çok daha edilgen bir pozisyonda, gelecek seçimlere kadar dışarısını, daha çok Trump’ı ve Avrupa’yı yanında tutmaya çalışıyor. Günümüzde genel olarak AKP dış politikasının hali bu.

AVRUPA GÜVENLİĞİNE VE NATO’YA HİZMET

"Avrupa’daki en büyük kara ordusuna sahip ülke olarak yeteneklerimizi ihtiyaç duyulan aşamada ittifakın hizmetine sunmanın gayreti içindeyiz."

Erdoğan, 8 Temmuz’da Ankara’daki zirve sırasında NATO Kuzey Atlantik Konseyi’nde yaptığı konuşmada bunları söylüyordu. Artık alıştığımız saptırma ve imaj çalışması içinde Erdoğan bu cümleyi kurarken, medyası “NATO Türkiye’ye selam durdu” türünden manşetler atıyordu. Oysa, Turgut Özal dahil hiçbir Türk siyasetçisi kendi kara ordusunu NATO’nun hizmetine sunmak için çabaladığını kamuya açık bir ortamda söylememişti. Bu açık sözlülük tebriki hak ediyor.

Erdoğan’ın bu sözleri, Türkiye’nin stratejik özerklik ve bölgesel liderlik peşinde koştuğunu savunan yerli ve yabancı yazar ve gözlemcileri de şaşırtmış mıdır bilinmez.

Erdoğan iktidarı, Avrupa’nın katmerli (Ukrayna Savaşı üstüne ABD’nin Avrupa güvenliğinden çekilme isteği) güvenlik kaygısının Batı gözünde kendisini değerli kılacağını, pazarlık gücünü artıracağını düşünüyordu. Büyük ihtimalle........

© Birgün