menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sapığın ütopya rehberi ve diğerleri…

42 0
14.10.2026

Atina’nın bu sene 32. kere tertip edilmiş beynelmilelel film festivalinde Slavoj Žižek’e ait endişeli sesin sinema salonunda duyulmasıyla kıkırdamaların başlaması bir oldu. Ne de olsa o kendine has ses ve konuşma tarzına en azından 20 senedir aşina olan seyirci yorucu olduğu kadar eğlenceli bir seyahate çıkacağını tekrar hissetmişti.

Herkese malumdur ki Marksist sosyolog, filozof ve kültür eleştirmeni Sloven Slavoj Žižek (Slavoy Jijek) bilhassa “s” ve “z” seslerini çıkarırken zorlanır, kıyafetlerini mütemadiyen çekiştirir, etrafa tükürük saçmamak üzere diliyle dudaklarını silme hareketini sık sık tekrarlarken, nevrotik enerjisini, bilumum tiklerini, sürekli el kol hareketleriyle bezeli huzursuzluğunu karşısındakilere de ister istemez bulaştırır. Çok hızlı ama kesik kesik konuşur, arada ani nefesler alırken burnunu çeker; düşünceleri dilinden daha hızlı aktığı için kelimeler adeta birbirine çarpar, lakin kıvrak hatip fikirden fikre atlarken kaotik olduğu kadar kendi içinde tutarlı bir yapı doğurmayı başarır. Üstelik her zeki insan gibi kendine yönelik mizahı memnuniyetle kabul edip samimiyetini teatral tavırlarla birleştirmek suretiyle ironik provokasyonlardan da asla imtina etmez.

Sapığın Ütopyalar Rehberi (The Pervert’s Guide to Utopias) adlı belgesel dünya prömiyerini Venedik’te gerçekleştirdikten sonra Toronto ve Hamburg’a da uğradı; yolculuğuna şimdilik Lizbon, Köln ve New York’la devam edecek. Kadın sinemacı Sophie Fiennes ile haylaz feylesofun üçüncü işbirlikleri İrlanda, Birleşik Krallık, Slovenya, Hollanda ve Norveç ortak yapımı, 133 dakikalık bir film.

Uzun monologda ütopyalar ve distopyalardan, inanç ve faşizmden, devrim ve çevrecilikten; ayrıca  vampirlerden, zombilerden ve klonlardan da bahsediliyor.

Belgeselde Žižek bir ara “Uzaylıların dünyamızı ziyaret etme ihtimali olsa bizleri anlamaları için onlara filmlere bakmalarını tavsiye ederdim” diyor. Zaten argümanlarını bize anlatabilmek için diğer iki belgeselde olduğu gibi sinemadan ziyadesiyle yararlanıyor. Apocalypse now, Blade runner 2049, L’année dernière à Marienbad ve V for Vendetta’yı analizlerine alet etmesi boşuna değil. Bu şölende Chantal Akerman’a da bulaşmayı ihmal etmiyor muzip şahsiyetimiz, lakin salondan kahkahaların yükselmesi onu kadın kılığında gördüğümüz sekanslarla gerçekleşiyor.

Kıyamete belirli bir soğukkanlılıkla yaklaştığı için hayranlık duyduğunu sezdiğimiz, Kirsten Dunst’un Melancholia’da canlandırdığı Justine karakteri gibi bir banyo küvetine, onunki gibi bir gelinlik ve duvakla yatması seyirciyi mest ediyor.

Fakat sinema salonundaki asıl “bomba” Handmaid’s tale’de Elisabeth Moss’la özdeşleşmiş June Osborne karakteri gibi şiddetli suni döllenme seansını birebir canlandırmasıyla patlıyor. 

Oğlumuz istikbalde acaba ne olacak?

Yetişkin erkeklerin veya kadınların karşı cinsin kimliğine bürünüp bilhassa raks ederken efemine veya erkeksi hareketlerden haz alması festivaldeki bir diğer büyüleyici filmde de karşımıza çıktı. İstanbul’a çok benzetilen Meksika’nın başkenti Meksiko’da cinsiyetler arasındaki akışkanlık sanki kanıksanmış vaziyette; en azından sinemacı........

© Bianet