Kazdağları’nda mantarların izinde büyüyen bir çocuk
Bir mantarı gördüğümüzde çoğu zaman gördüğümüz şeyin tamamını gördüğümüzü sanıyoruz. Şapkası var, sapı var; bazen beyaz, bazen kahverengi, bazen masallardan çıkmışçasına kırmızı.
İsa Ekin Cemre’nin dikkatini ise daha çok görünmeyen taraf çekiyor.
“Biz göremiyoruz ama bizim gördüğümüz şey aslında onların meyvesi,” diyor. “Onlar yer altında, iletişim ağlarıyla hep haber hâlindeler. Birbirleriyle resmen konuşabiliyorlar yani.”
Ekin’in Mantar Günlüğü’nde şapkaları “ormanın radarları”, toprağın altında uzanan miselyumu ise “ormanın gizli interneti” diye tarif ediyor.
Belki Ekin’in hikâyesini tam buradan başlatmak gerekiyor. Çünkü onun için doğada görünen hiçbir şey yalnızca göründüğü şey değil.
Ekin bugün 13 yaşında. Bir yaşındayken ailesiyle İstanbul’dan Kazdağları’na, Bayramiç’in köylerine yakın kırsal alanlara taşındı. İlk yıllarını köylerin de uzağında, ormanların içinde geçirdi.
Kitabında otağ çadırında, küçük bir orman kulübesinde ve dere kenarındaki kamplarda yaşadığı dönemleri anlatıyor. Geceleri gökyüzünü izliyor; gündüz gözü ağaçlarda, kuşlarda, taşlarda, “ama en çok da mantarlarda.”
Mantarları ilk gördüğünde “sanki orman benimle konuşuyormuş gibi” hissettiğini, renkleri ve kokuları henüz çözemediği bir dil gibi algıladığını söylüyor.
Merakı öyle büyümüş ki okula başlamadan önce okumayı Mantar Avcısı’nın El Kitabı’ndan öğrendiğini anlatıyor. Mantarların yanına zamanla kuşlar, otlar, taşlar, yılanlar ve gökyüzü eklenmiş.
Bu merakın gelişmesinde Jilber’in ayrı bir yeri var. Ekin 5-7 yaşlarındayken sorularını ona soruyor, bulduklarını gösteriyor, araştırırken danışıyordu. Yıllar sonra Ekin’in Mantar Günlüğü’nün bilimsel danışmanlığını da Jilber yaptı.
“Sadece mantarlar açısından değil, taşlarını, bitkisini, gökyüzünü, oksijenini seviyorum baya,” diyor Ekin.
Ekin gördüklerini yalnızca aklında tutmuyor. Yazıyor.
“Defterlerime mantarlarla ilgili, gördüğüm günlük ufak hikâyeler falan yazıyordum,” diyor. “Onları birleştirdim, bir yazı hâline döktüm. Mantarda gördüklerim, bana ne hissettirdiği, ormanda neler olduğu; onları kitaba döktüm.”
Yıllar içinde biriken notlar 12 yaşında kitaba dönüştü. Ortaya yalnızca mantar bilgileri değil; keşif, macera, deneyim, gözlem ve araştırmanın iç içe geçtiği bir doğa anlatısı çıktı.
Ama kitap araştırmanın sonu değil.
“Daha mantarların derinine inmek istiyorum. Mantarların gizemleri bitmiyor gibi bir şey yani.”
Elinde ikinci bir kitaba dönüşebilecek mantar notları; taşlar, otlar ve bitkiler üzerine başka defterleri var.
Kitaba girmeyenlerden biri “zombi mantarı” diye bilinen kortisep. Böceklerin bedeninde gelişmesi çocuklar için ürkütücü bulunabileceği düşüncesiyle........
