Efrîn’den Almanya’ya, oradan Fransa’ya bir incir ağacı: Hecîra Pitê
İki ay önce Tardets’te Andre ve Heba’nın yeni aldıkları evlerine gittim. Evin henüz tamamlanmamış tadilatından çok, terasta karşıma çıkan kocaman incir ağacı dikkatimi çekti.
Andre, yüzünde büyük bir tebessümle ağacın üzerinde olgunlaşmış, sezonun ilk ve tek incirini koparıp bana uzatarak: “Hecîra Pitê” dedi.
O an anladım ki, bana yalnızca bir incir ikram etmiyordu. Bir ağacın, bir ailenin ve bir halkın uzun yolculuğundan küçük bir parçayı uzatıyordu.
Hecîra Pitê yalnızca bir incir ağacı değildi. Sürgünün, kökün, hafızanın, direnişin ve yeniden kurulmuş hayatın canlı taşıyıcısıydı. Efrîn’de bir avluda başlayan hikâyesi, Almanya’dan geçerek Kuzey Bask’ın küçük bir kasabasında yeniden kök salmıştı.
Her insan sürgüne çıktığında köklerinden kopma tehlikesi yaşar. Ama bazen kökler de insanın peşinden gelir. Kuzey Bask’ta birbirini bulan hikâyeler bunun üzerinden bir kez daha düşünmemi sağladı. Sürgünde yaşayan Kürtlerin birbirini bulan hikâyelerinden birisini anlatacağım. Kürt Andre Muhammed, Arap eşi Heba ve o zaman beş yaşında olan çocukları Rudi’nin yolları, Suriye’deki iç savaş nedeniyle Kuzey Bask’a düşer.
Andre’nin Şam’da, yurtsever bir Kürt ailesinde başlayan hayatı, Kürt Özgürlük Hareketi ile tanışması ve muhalif kimliği nedeniyle defalarca Şam zindanlarından geçer. Sonunda babasının büyük paralar vererek araya girmesiyle, gördüğü işkencelerin ardından ailesine adeta ölü halde, bir battaniye içinde teslim edilir. Suriye’de yaşam onlar için giderek imkânsızlaşırken Lübnan’a geçerler.
Geniş aile olarak bir restoran işletmeye başladıkları sırada DAİŞ’in saldırısı gerçekleşir. Şans eseri yalnızca canlarını kurtarabilirler. Ne Suriye ne de Lübnan onlara güvenli bir yaşam alanı bırakmıştır.
Beyrut’taki Fransa Başkonsolosluğu’na iltica başvurusunda bulunurlar. Başvuruları kabul edilir ve Fransa devleti onları Kuzey Bask’ın Tardets kasabasına yerleştirir.
Daha ilk günlerinden itibaren, Belediye Başkanı Maite başta olmak üzere kasaba halkı Rojava’dan gelen bu aileye kapılarını açar, bağırlarına basarlar. Burada artık başka bir hayat başlayacaktır. Daha sonra Türkiye üzerinden Andre’nin oğlu Khelil de aileye katılır. İçinden geçtikleri baskıyı, şiddeti, gözaltıları, işkenceleri ve cezaevlerini düşündüğümde, onların burada yalnızca hayatta kalmadıklarını hayatlarını yeniden kurduklarını görüyorum.
Ben de onları tanımadan önce, önce Paris’le başlayan sonra Güneybatı Fransa’ya inen kendi sürgün hikâyemin içinden geçiyordum.
Fransa’nın Pau şehrinin kırsalında, bir çiftlikte komünist Babet, anarşist Gérard ve kızları Eliza’yla birlikte yaşarken, hayalini daha önce kuramadığım bir hayatın içinde yeniden öğreniyordum: toprakla, üretimle, emekle ve yoldaşlıkla çoğalan bir hayat. Babet’nin içinde örgütlü olduğu çiftçilerin yerel örgütlenmeleri üzerinden kurulan bir kooperatif aracılığıyla iki fakülte okumuş yedi yabancı dili olan Basklı çoban Joseph’le tanıştım.
Joseph’in benimle ilk paylaştığı şeylerden birisi: “Bak Erjo, burası güneybatı Fransa değil, burası Kuzey Bask.” Bunu hafızama kaydettikten sonra ikinci cümlesini söyledi: “Tardets’te Rojavalı bir aile var. İlk fırsatta seni onlarla tanıştıracağım.”
Böylece küçük bir Kuzey Bask kasabasında üçüncü Kürt de ben oldum. Batmanlı Reşo ise burada herkesin tanıdığı diplomat Kürt olmuştu artık. Doğanın, üretmenin, dostluğun ve yoldaşlığın verdiği güvenle burada hayata karışmak, benim için çocukluğumu yaşadığım köyüme yeniden dönmek gibi bir şeydi. Burada “başka bir hayat” slogan olmaktan çıkıp tam da kendisi olabilmişti.
Başka bir hayat mümkün
Bölge halkıyla duygu bağı kurmakta hiç zorlanmadık. Kürt halkının özgürlük mücadelesine yabancı değillerdi. Rojava direnişiyle birlikte bu yakınlık daha da büyümüştü. Birlikte Rojava’yla dayanışma etkinlikleri düzenledik.
Kürt siyasi tutsakları için 1 Mayıs’larda birlikte dövizler taşıdık. Basklı siyasi tutsaklarla dayanışmada, ekolojik yıkıma karşı direnişte, yerel çiftliklerin ve çiftçilerin kapitalist büyük tekellerin üretimlerine karşı mücadelesinde aynı eylemlerin içinde yer aldık.
Sonra Mardin’de hayata karışan Medo’nun da benim aracılığımla yolculuğu buraya çıktı. İçinde çıkıp geldiği zorlu hayatına en değerli katkılarını, öğrenme hallerini burada yaşamaya başladı. O da doğduğu topraklara kuramadığı bağı, burada kendi heyecanıyla yeniden kurdu.
Belediyemizle birlikte Newroz’u örgütledik. Kürtçe, Baskça, Arapça ve Fransızca ezgilerle ateşlerin etrafında govendler çektik; Bask danslarını öğrendik. İçine doğduğumuz coğrafyalarda her zaman yaşayamadığımız güven ve dayanışma duygusunu burada yaşadık.
Sürgün hayatıma başladığımdan bu yana Fransa’da Ulusal Birlik Partisi (RN), Almanya’da AfD - aşırı sağ partiler - hep tırmanışta olurken bizler Kuzey Bask’ta bambaşka bir politik atmosferde yaşamaya devam ettik.
Eueskal Herria/Bask........
