menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Barış diyerek yola çıktılar, savaşın esiri oldular

33 0
02.03.2026

Avrupa’da sistemin kendisi bir kriz içine girmiştir. Artık sistem içinde kalarak ve neoliberal programlar uygulayarak bu krizden çıkmak imkânsız duruma gelmiştir. İflas eden geleneksel partiler ve son dönemde iktidara gelen küreselci liderler, sistemi devam ettirmek için iflas etmiş kemer sıkma programlarından başka bir çıkış yolu sunamıyor. Bu programlara göre; kamu harcamalarını kısmak gerekir, sağlık, eğitim ve sosyal alanlarda bütçeden kesintiler ve halka uygulanan vergi oranlarını artırmayı gündemlerine alırlar. Bunu uygulamak kolay olmaz; halk isyan eder, greve gider, yürüyüş yapar. Devletin polis ve askeri de copunu ve gaz bombalarını kuşanarak halkın üzerine yürür.

İşte Avrupa’da son 10-15 yıldır yaşanan budur: Brüksel, Berlin ve Paris’te traktörleriyle caddeleri dolduran çiftçiler; alım gücünün yükseltilmesi için sokağa çıkan işçiler, memurlar ve işsizler; mezarda emeklilik yasalarına karşı ayaklanan emekliler, iyi ve kaliteli bir eğitim için okullarını işgal eden öğrenciler, öğretmenler. Artık sistem kısır bir döngü içindedir. Yönetilemeyen ekonomi siyasi krize dönüşür. Yatırım ve üretim düşer, büyüme durur ve ülke resesyona yani durgunluğa girer.

Aynı dönemde; Avrupa’da, özellikle neoliberal, küreselci iktidarlara karşı mücadele eden milliyetçi/vatansever partilerin yükselişine tanık oluyoruz. Yeni bir saflaşma yaşanıyor: Küreselciler ve vatanseverler saflaşması. Bu durumun; dünyadaki Atlantikçiler ile Avrasyacılar saflaşmasının doğal bir yansıması ve sonucu olduğunu söyleyebiliriz.

AB, ABD’NİN DENETİMİNDE EMPERYALİST BİR PROJE

Avrupa Birliği (AB) bir barış projesi olarak serüvenine başlamıştı. ABD’ye karşı bir Birlik, dolara karşı avroyu güçlendirecek ve Avrupa’yı bir kutup yapacaklardı. Öyle olmadı olamazdı; çünkü AB emperyalist bir projeydi. Üstelik başından beri inşa sürecinde ABD’nin yönlendirmesi vardı. ABD denetiminde ve onun savaş makinası NATO’nun Afganistan’da, Irak’ta, Suriye’de, Libya’da, Afrika’da ve son olarak Ukrayna’da olduğu gibi onun işgalci ve saldırgan planları içinde yer alıyordu. Avrupa devletlerinin bu Amerikancı ve NATO’cu politikaları devletlerin ulusal karakterlerini zayıflattığı gibi ağır ekonomik sonuçları oluyordu.

UKRAYNA SAVAŞIYLA ZİRVE YAPAN MİLLİYETÇİ YÜKSELİŞ

İşte 2010’lardan sonra iflas eden küreselci neoliberal sisteme karşı ülkesinin egemenliğini savunan ve Atlantikçilerin “aşırı sağ” dedikleri milliyetçi partiler (örneğin Almanya Alternatif Partisi -AfD) ortaya çıkmaya ve var olanlar da (Örneğin Marine Le Pen’in Ulusal Birlik Partisi-RN) kabuk değiştirerek büyümeye başladı.

Bu süreç Ukrayna savaşıyla daha da hızlandı. Bu partiler, Avrupa’yı savaşın eşiğine getiren, ABD ve NATO’ya peşkeş çeken küreselci liderlere karşı mücadeleyi yükseltiler. Ukrayna’ya silah verilmesine, çılgınca silahlanmaya ve asker gönderilmesine karşı çıktılar. Rusya ile dostluk temelinde diyalog kurulması ve savaşın sona erdirilmesi için mücadele ediyorlar. Diğer taraftan bu partiler, emperyalizmin kirlerini taşımakta. Örneğin göçmenler konusunda aşırıya kaçan tutumları ve Filistin halkına soykırım yapan İsrail ile olan ilişkileri. Diğer taraftan, kendi deyimleriyle Brüksel diktatörlüğüne, ABD denetimine ve NATO’ya karşı ülkelerinin ulusal bağımsızlığını savunuyorlar.

AB’NİN ÇÖKÜŞÜNDE UKRAYNA SAVAŞI DÖNÜM NOKTASI

Batı (ABD ve Avrupa) Ukrayna savaşı başlamadan önce zaten bir ekonomik kriz ve borç batağı içindeydi. Ukrayna savaşı Avrupa’da yaşanan krizi daha da derinleştirdi. Avrupa’nın küreselci liderleri son dört yıldır Rusya’ya karşı ABD ile Ukrayna’yı silahlandırarak savaştan beslendiler. Fakat bu savaş onları inanılmaz bir siyasi krize sürükledi. Artık ülkelerini yönetecek hükümetler bile kuramıyorlardı. Fransa buna örnek 2 yılda 4 hükümet. Almanya’da Merz hükümeti kurulduktan 3-4 ay sonra halkın desteğini yitirdi.

Bu küreselci liderler: Ukrayna........

© Aydınlık