Toprağın Değerini Kavrayan İki Kardeş
Her değerin yokluğu, kendini kaybettiğimizde bize zorla anlatır. Bunların en başında da toprak ve su gelir. Bu sadece günümüzde değil, insanlık tarihi kadar eskiye dayanan bir olgudur.
Ülkemiz son on yıllarda akıl almaz, ama sağlıklı olmayan bir iç göç yaşadı. Bunu batılı benzerleriyle karşılaştırdığımızda, fark net olarak ortaya çıkar.
Konumuz bunu tartışmak değil. Konumuz bu iç göçün ardında, sadece anne babalarımızı değil, onların da anne babalarını besleyip, büyüten toprakların, yani tarlaların, boynu bükük olarak arkada bırakılması hatta deyim yerindeyse ölüme terk edilmesi.
Önce şunun bilincinde olmalıyız, toprakta bizler yani insanlar gibi, nefes alır, verir canlıdır. Bir çay kaşığı kadar biriminde bilimsel verilere göre 1 milyar 500 milyona yaklaşan canlı taşır. İşte bu canlılar, yediğimiz sebze, meyve veya tahılın beslenip büyümesini sağlayan mini fabrikalardır. Onlar öldüğünde toprak da ölür. Adeta canından olur.
Bugün burada, sadece Kemaliye’nin Çaldere köyünde uygulanmaya başlanan, ve tüm ülkemize örnek olmasını dilediğim bir etkinliği sizlere aktaracağım.
Köye sürdürülebilir ir gelir kaynağı sağlayan Mehmet ve Cemal Aksu kardeşler, elde ettikleri kaynaklarla, bir yandan köyü çağdaş bir köy haline getirme çabaları için harcarken, boş bırakılan ve nerdeyse terk edilmiş tarlaları da göz ardı etmeyip, onları canlı tutma çabalarına girişmişler.
Böylece sadece Çaldere için değil, boş bırakılan, terk edilen her bir tarla için hem umut, hem de örnek oluşturmuşlar.
Gelin isterseniz sözü burada bu akımın başlatıcılarından olan Cemal Aksu’ya bırakalım. Bakalım neler diyor: ‘Yurdumuzun bugün kanayan yaralarından biri olan köyden kente göç, köylerimizin boşalmasına ve buna bağlı olarak ekili alanlarımızın her geçen gün azalmasına yol açmaktadır. Topraklarımızın işlenmemesi ise ülke genelinde sebze, meyve ve tarımsal ürün ekonomisini doğrudan etkilemektedir.
Bizler de buradan hareketle, bunu bir görev bilerek tarlalarımızı sürüp havalandırmaya, bu alanlara uygun tohumlar ekerek filizlendirmeye ve böylece tabiata karşı sorumluluğumuzu yerine getirmeye karar aldık. Bu çalışmalarla yalnızca üretimi artırmayı değil; toprağın doğal florasının yeniden canlanmasını, biyolojik çeşitliliğin güçlenmesini ve ekosistemin dengelenmesini de hedefliyoruz. Aynı zamanda oluşturulan bu canlı ortam sayesinde arılar için zengin bir nektar ve polen kaynağı sağlayarak arıcılık faaliyetlerine katkıda bulunmayı amaçlıyoruz.
İnanıyoruz ki bu çabanın sonucunda yalnızca toprağımız değil; toprağın florası, havamız, suyumuz, arımız ve balımız da yeniden can bulacak, doğal döngü güçlenecektir. Tarlalarımızın bir bölümünde bu faaliyeti hayata geçirdik. Umuyoruz ki burada yeşerecek her bir fidan, açacak her bir çiçek ve canlanacak her bir toprak parçası, hem bizim için hem de ülkemizin geleceği için çok değerli bir kazanım olacaktır.’
Aksu kardeşler, kendileri boş bırakılan tarlalardan binlerce kilo metre uzakta (İstanbul) da bulunsalar da ata yadigârı topraklara buradan el uzatıyor, onun canına can katmaya çabalıyorlar.
Toprak aslında teknik olarak "ölmez", ancak ekilmediği ve bakılmadığı zaman biyolojik aktivitesini kaybeder, sertleşir ve verimsizleşir. Doğru müdahale ile en yorgun toprak bile eski sağlığına kavuşabilir.
İşte toprağın durumu ve onu canlandırma rehberi:
Toprağın ne kadar sürede "küstüğü" iklim ve çevre koşullarına bağlıdır:
• 1-3 Yıl: Toprak dinlenir (nadas), ancak yabani otlar sarmaya başlar.
• 5+ Yıl: Toprak iyice sıkışır, içindeki yararlı bakteriler ve solucanlar azalır. Yüzeyde sert bir tabaka oluşur.
• 10+ Yıl: "Vahşileşme" başlar. Toprak artık bir tarla değil, çalıların ve derin köklü yabani otların hakim olduğu sert bir araziye dönüşür.
• İşte bu ortamı yaratmamak için yenibahara yaklaştığımız şu günlerde, canımız topraklarımızı haykırışlarına kulak verelim…
