“Değersizlik” Davranışlarımızı Nasıl Yönetir?
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Güzel Sanatlar ve Tasarım Fen Hemşirelik İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
"HAYATI: doğal bir OKUyuşla; PAYLAŞmak"
“Değersizlik” Davranışlarımızı Nasıl Yönetir?
Uzun süredir “neden insanlar böyle davranıyor?” diye düşündüğüm bir konuyu bu yazıda ele almak istedim.Hem bireysel hayatlarımızda hem de toplumsal ilişkilerimizde, birçok şeyi anlamamıza ve açıklamamıza yardımcı olabilecek önemli bir kavram var: Değersizlik.
Niyetim kimseyi etiketlemek ya da bir şeylere teşhis koymak değil. Yalnızca değersizliğin getirdiklerine ve götürdüklerine bir ayna tutmak istiyorum. Kendimize, başkalarına ve toplumsal hayatımıza bir de bu açıdan bakmanın önemli olabileceğini düşünüyorum.
DEĞERSİZLİĞİ NASIL ANLARIZ?
Şimdi sizden küçük bir ricam var: Belki tanıdığınız birilerini, belki de filmlerde gördüğünüz kimi karakterleri gözünüzün önüne getirin. Onların söz ve davranışlarını şu üç ‘değersizlik stratejisi‘ üzerinden değerlendirmeye çalışın.
1.Üste çıkarak gizleme (üstünlük kalkanı)Bu stratejiyi uygulayan kişi, içindeki değersizliği, yetersizliği, eksikliği çoğu zaman haklılıkla örter.Sürekli eleştirir.Karşısındakini küçülterek, aşağılayarak rahatlar.Hep kendini temize çıkarır; kusur onda değil, başkalarındadır.Paraya, unvana, statüye fazlasıyla önem verir.
Görünürde “özgüvenli” gibi görünen bu kişinin içinde, başka kimsenin duymadığı şöyle bir ses yankılanır:“Aslında kendimi yeterli hissetmiyorum; o yüzden üstün durmalıyım.”
2.Pazarlayarak gizleme (onay kalkanı)Bazıları değersizliği beğenilme ve onayla kapatmaya çalışır.Kendini anlatır, savunur, adeta “vitrine” çıkarır.Kendini başkalarına beğendirmeye, sevdirmeye uğraşır.Takdir toplamak için çabalar.Güçlü görünmeye çalışır; çoğu zaman kendini ‘kanıtlamak’ ister.Öte yandan çabuk ve sık öfkelenebilir; çünkü öfke bazen “zayıflığı göstermeme” uğraşıdır.İnsanları aşağılar, suçu başkalarına yükler.“Ben” yerine “biz” deyip sorumluluğu dağıttığı da olur.
Onun içinde yankılanan cümle ise şudur:“Ben olduğum hâlimle yetmiyorum; değerimi dışarıdan toplamam lazım.”
3.Geri çekilerek gizleme (görünmezlik kalkanı)
Bir de değersizliği “susarak”, “gizlenerek” taşıyanlar vardır.Başkalarını kırmaktan korkar, çabuk kırılır.İyi ve dürüst bilinmek için fazlaca çabalar.“Hayır” diyemez.Eleştiriden çekinir.“Beni anlasınlar” diye uğraşır.Takdir edilmekten utanır.Yorulur ve uzaklaşır.Kalabalığın içinde bile yalnız hisseder.
Onun içinde de çoğu zaman şu cümle yankılanır:“Görünür olursam incinirim; en güvenlisi geri çekilmek.”
Bu söz ya da davranışları hatırladınız mı?
Bazen bu üç strateji birbirine karışır. Bazen önce ilki denenir; olmazsa ikincisi… O da işe yaramazsa üçüncü strateji devreye girer.
Ama mesele bunların bir-iki kez yapılmış olması değildir. Asıl mesele, ne kadar sık tekrarlandığıdır.Hangi strateji izlenirse izlensin değişmeyen şey şudur:Kişi değer duygusunu kendi içinde değil, dışarıda arıyordur.
DEĞERSİZLİĞİN KÖKENİNDE NE VAR?
Bülent Uran, En Derin Hipnozumuz: Değersizlik İnancı kitabında, değersizliğin insan davranışlarının arkasında çok güçlü bir itici güç olabildiğini anlatır.Kitabın en temel iddiası özetle şudur:“Değersizlik bazen ‘fazla’ davranışlarımızı (hırs, gösteriş, üstünlük) bazen de ‘eksik’ davranışlarımızı (çekilme, susma, kaçınma) besleyen derin bir inanç katmanı olabilir.”
Değersizlik inancının özünde çoğu zaman utanç, yetersizlik ve yalnızlık duyguları vardır.Bu üçü birleştiğinde iç ses sertleşir.İnsanın içindeki kendini değerlendirme terazisi bozulur.Başarılar küçük, hatalar büyük görünmeye başlar.Sevmek riskli olur; yakınlık tehlikeli görünür.
İnsan incinmemek için geri çekilir.Ama geri çekildikçe görülmez olur.Görülmedikçe değersizlik artar.Ve döngü tamamlanır: İncinmemek için seçilen yol, insanı yavaş yavaş inciten bir hayata dönüşebilir.Bu yüzden değersizlik bir anda “patlayan” bir şey değil; daha çok sinsi bir alışkanlık gibi büyür.
Bir başka özellik de şudur: Değersizlik maske takar.
Üstelik en tehlikeli maskeler, çoğu zaman “toplumun alkışladığı” maskelerdir; çünkü insan bunları takınca hem “iyi/başarılı” görünür, hem de içindeki kırılganlığı saklayabildiğini zanneder:
• Mükemmeliyetçilik: “Hata yaparsam değerim düşer” korkusuyla hareket eder.• Aşırı çalışkanlık: “Değerimi emekle kanıtlamalıyım” duygusuyla kendini tüketir.• Aşırı uyum: “Hayır dersem sevilmem” kaygısıyla sınırlarını eritir.• Görünmezlik: “Görünür olursam eleştirilirim; eleştirilirsem çökerim” düşüncesiyle geri çekilir.
Yani değersizlik tek bir davranışla değil; farklı ‘gizleme stratejileri’ ile kendini gösterir.
Örneğin bir gün birisi sizden bir şey ister.Siz yorgunsunuzdur, vaktiniz yoktur, içiniz “hayır” demek ister.Ama ağzınızdan “tabii, hallederim” çıkar.Gece yatağa yatınca o cümle geri gelir: “Niye yine kabul ettim?”Liste büyür, içte öfke birikir.Öfke birikince bu kez kendinize kızarsınız.İşin en acısı şudur: İnsan “iyi biri olmak” isterken, kendine haksızlık yapar.
MASALLAR VE YERLİ FİLMLER BİZE NE SÖYLER?
Masallar bazen abartılı görünür. Ama tam da bu abartı, içimizdeki küçük gerçeği daha görünür kılar.
‘Çıplak Kral’ masalındaki kralı düşünün: Gerçeği duymamak için etrafına bir ‘itibar zırhı’ örer; kimsenin “yanlış” demesine izin vermez. Bu, çoğu zaman ‘üstünlük kalkanı’na çok benzer.Pamuk Prenses’teki üvey anne, kıskançlık ve kontrol üzerinden değer kurmaya çalışır; değer duygusu içeriden değil, dışarıdaki ‘üstünlük hissi’nden beslenir.Çirkin Ördek Yavrusu ise ters uçtadır; görünmezliğe çekilir, “ben zaten ait değilim” duygusuyla susar. Bu da ‘görünmezlik kalkanı’nın masaldaki en tanıdık hâlidir.
Yerli sinemada da bu stratejileri, elbette “etiketlemek” için değil, anlamak için izleyebiliriz.Muhsin Bey’de bazı sahnelerde ‘saygınlık’ ve ‘itibar’ üzerinden kurulan mesafeyi hatırlayın: Eleştiri, kontrol ve “ben bilirim” tonu bazen ‘üstünlük kalkanı’na dönüşebilir.Vizontele’de Saffet’in iyi niyetle susup geri çekildiği, “kimseyi kırmayayım” derken kendini görünmezleştirdiği anlar vardır; bu hâl ‘görünmezlik kalkanı’nı çok tanıdık kılar.Kemal Sunal’ın bazı filmlerindeki Şaban tiplemesi ise çoğu kez “kabul göreyim, sevileyim” çizgisine yaslanır; bazen komiklikle, bazen uyumla, bazen rol keserek değer toplamaya çalışır. Bu da ‘onay kalkanı’nın sinemadaki daha sıcak, daha insani bir yansımasıdır.
Bu örneklerin hiçbiri “şu karakter böyledir” demek için değil. Şunu görmek için:
Değersizlik tek bir davranış değil; hikâyeden hikâyeye değişse de benzer zırhlar takan bir korunma biçimidir.
DEĞERSİZLİĞİN TOPLUMSAL BOYUTU
Bireyde gördüğümüz şey, toplumda kültüre dönüşür.Bir kişinin değersizlik dili, zamanla toplumda bir “değer sistemi” gibi görünmeye başlayabilir.
Değersizlik inancı yaygınsa, toplumda üç şey büyür:
1.Görünürlük yarışı artar, sahicilik azalır.İmaj gerçeğin önüne geçer.Paylaşım artar, derinlik azalır.Gürültü yükselir, anlam düşer.
2.İlişkilerde incelik azalır, güç oyunları çoğalır.Küçümseme, iğneleme, pasif-agresif dil yaygınlaşır.Haklı çıkmak anlaşılmaktan daha değerli hâle gelir.Güven yerine kontrol büyür.
3.Kurumlarda sessizlik kültürü yerleşir.Fikir söylemek riskli görünür.Hata “öğrenme” değil, “itibar kaybı” sayılır.Eleştiri gelişim aracı olmaktan çıkar, kişilik saldırısına dönüşür.
DEĞERSİZLİK NEDEN OLUR?
Değersizlik çoğu zaman doğuştan gelen bir “kusur” değil; yaşantılarla öğrenilen bir inançtır. Çocuklukta yeterince görülmemek, sürekli eleştirilmek, kıyaslanmak, sevginin başarıya ya da uyuma bağlanması gibi deneyimler “Değerim koşullu” fikrini besleyebilir.
Zamanla bu inanç, utanç–yetersizlik–yalnızlık duygularıyla güçlenir; kişi kendini korumak için ya üste çıkar, ya onay arar, ya da geri çekilir.Kısacası değersizlik, çoğu zaman bir zayıflık değil; insanın incinmemek için geliştirdiği ama sonra alışkanlığa dönüşen bir savunma biçimidir.
Toplumda değersizlik ise değer ölçüsünün “insan olmak”tan çıkıp “görünmek”e, “başarmak”a ve “güç göstermek”e bağlandığı yerlerde büyür.
Sürekli kıyasın yapıldığı, hatanın ayıp sayıldığı, eleştirinin gelişim değil suçlama olarak yaşandığı, adalet ve liyakat duygusunun zedelendiği ortamlarda insanlar kendini güvende hissetmez.
Güven azalınca da herkes değerini içeriden kurmak yerine dışarıdan toplamaya çalışır: daha çok vitrin, daha çok gösteri, daha çok haklılık…
Kısacası değersizlik, çoğu zaman bireylerin değil; onları biçimlendiren kültürel ve kurumsal iklimin ürettiği ortak bir yaradır.
DEĞERSİZLİKTEN DEĞERE…
Değersizlik pek çok kılığa girebildiği için, hayatın birçok yerinde izine rastlamak mümkündür.Ama onu gerçekten anlamak için davranışa takılıp kalmamak; davranışın ardındaki niyeti ve korkuyu yakalamak gerekir. Çünkü çoğu zaman aynı davranışın altında bambaşka bir ihtiyaç saklıdır.
Bu yüzden kendimize şu beş soruyu sormak iyi bir başlangıç olabilir. Bu sorular, içeride hangi ‘gizleme stratejisi‘nin çalıştığını daha net görmemize yardım eder:
• Bu durum karşısında içimde konuşan şey “ihtiyaç” mı, “değersizlik” mi?• Değerimi neye bağlıyorum: başarıya mı, onaya mı, uyuma mı?• Bu davranış beni gerçekten koruyor mu, yoksa beni küçültüyor mu?• Şu an haklı çıkmaya mı çalışıyorum, yoksa anlaşılmaya mı?• “Hayır” dersem ne olur diye korkuyorum?
Bazen ihtiyaç bir sınırdır, bazen bir nefes, bazen bir cümle, bazen de dinlenmek…“Değer” dediğimiz şey her zaman büyük başarılarla gelmez; çoğu zaman insanın kendine adil ve insanca davrandığı küçük anlarda büyür.
Ben buna ‘tekâmül‘ diyorum; yani olgunlaşma…Bir gecede değişmek değil; her gün biraz daha insan olmak.
TOPLUMSAL FARKINDALIK VE DÖNÜŞÜM
Değersizlik yalnızca bireyin iç dünyasında kalmaz; zamanla bir toplumsal iklime de dönüşebilir. Bu iklimi anlamak için de şu beş soru kılavuz olabilir:
• Bu toplumda “değer” daha çok neyle ölçülüyor: insanlıkla mı, görünürlükle mi, güçle mi?• İnsanlar fikirlerini rahatça söyleyebiliyor mu, yoksa susmak daha mı güvenli?• Hata yapan birine yaklaşım ne: öğrenme fırsatı mı, utandırma/linç mi?• Eleştiri burada ne işe yarıyor: geliştirmek için mi, küçültmek için mi?• İnsanlar birbirini yükseltince mi rahatlıyor, yoksa aşağı çekince mi?
Bu sorulara verilen cevaplar çoğunlukla aynı yöne işaret ediyorsa, sorun tek tek kişilerde değil; “normal” diye kabul edilen dilde ve ilişkilerde olabilir.
İşte bu yüzden değersizlikle mücadele, yalnızca bireyin kendini toparlaması değil; birbirimizi değerli hissettiren bir iletişim kültürü kurma meselesidir.
Bu yazıda bu soruların hiçbirine kendi düşüncelerimle yanıt vermeyeceğim. Benim asıl duymak istediğim, sizin düşünceleriniz…
Değersizlik ikliminin bir de ‘medya’ boyutu var; değer ölçülerini, kıyas kültürünü ve ‘görünürlük yarışını’ çoğu zaman medya diliyle yeniden üretiyoruz. Bunu ayrıca, ikinci bir yazıda ele almak istiyorum.
Değersizliği yenmenin ilk şartı, onu tanımak ve adını koymaktır.
Çünkü adı konan şey, artık gizli bir yazgı olmaktan çıkar; dönüştürülebilir bir alışkanlığa dönüşür.
Bilimle yol açmak bazen tam da buradan başlar: İçimizdeki “değersizlik dili”ni fark edip, yerine daha gerçekçi, daha adil ve daha insanî bir dili koymaktan…
Ve sanırım insan, gerçekten kendine değer vermeyi öğrendikçe, başkalarına da daha sahici bir değer verebilir.
Prof. Dr. Erkan Yüksel
Uran, B. (2015). En Derin Hipnozumuz: Değersizlik İnancı. Pusula.Burns, D. D. (2020). İyi Hissetmek. Psikonet.Bowlby, J. (2014). Bağlanma. Pinhan.
Buzda “Buz Gibi” Hissetmek
Yorum Yap Cevabı İptal Et
Bir dahaki sefere yorum yapmam için adımı, e-postamı ve web sitemi bu tarayıcıya kaydedin.
Δdocument.getElementById( "ak_js_1" ).setAttribute( "value", ( new Date() ).getTime() );
Akışta Olmak İçin Ne Gerekir?
Denetim Gidince, Düzen Neden Gider?
‘Nihilist Penguen Nereye Gidiyor? Sürüden Ayrılmak Özgürlük mü,...
Uyuşturucuyla Mücadelede Medyanın Rolü Nedir? Narkotik Suçlarla Mücadele...
Narsist Bir Patronla Çalışmak Nasıldır? Ve İnsan, Orada...
Gündem Belirleme Kuramı Dijital Çağda Nasıl Güncellenmeli: Algoritmalar...
Ortak Akıl’dan Yol Haritasına: İTÜ’nün Hedefi Dünya’da İlk...
Dünya’da ve Türkiye’de Yozlaşma: Nedir, Nedendir? Çıkış Var...
Büyük Umut ve Heyecanlarla: Sağlıkta İletişim ve Motivasyon...
Kriz İletişimi Ne Zaman Başlar: Sorun Çıkınca mı,...
Toplam Ziyaretçi (Tekil Kişi): 2.014.960
Aşkın Kimyası için Prof.Dr. Rukiye Pınar Bölüktaş
Bir Annenin Kızına Nasihatleri için Nurettin Turgay
Önerilerin Hangisi Makbuldür, Alttan mı Yoksa Üstten Gelen mi ? için Furkan Doğan
Aşkın Kimyası için Aydan Duymaç
Bir Annenin Kızına Nasihatleri için Bülent Demirbek
Bir Annenin Kızına Nasihatleri için Emrullah Akbulat
Akıl, Hakikat ve Kayıp Yıllar için Mustafa AK
Demokrasi, Avrupalı Müslümanlar ve Gaflet Uykusu! için birbilen
Türkiye İran İlişkilerine Değişik Düşünürlerin Gözünden Hareketle Ahlaki Akılla Bakış için Bülent Demirbek
Kur’an’da Muhkem (Stabil) ve Müteşabih (Dinamik) Şeriatler için Psikiyatr Dr. Bülent Demirbek
Ayın Konusu: 2023 Seçim Değerlendirmesi (12)
Ayın Konusu: 2024 Yerel Yönetim Seçim Sonuçlarının Değerlendirilmesi (13)
Ayın Konusu: Acil Durumlara Hazırlıklı mıyız? (11)
Ayın Konusu: Adaletin Üstünlüğü (25)
Ayın Konusu: Ahlak, Adalet ve Bilim İlişkisi (14)
Ayın Konusu: Akademik Kültürde Kaybedilen Değerler (15)
Ayın Konusu: Akademik Yayınlarda Hakemlik (13)
Ayın Konusu: Akademisyenden Üniversite Öğrencilerine Tavsiyeler (22)
Ayın Konusu: Akademisyenlerde Motivasyon Eksikliği (15)
Ayın Konusu: Akademisyenlerin 2023 Seçimine Bakışı (11)
Ayın Konusu: Anayasa Değişikliği (8)
Ayın Konusu: Asistan Eğitimi; Sorunlar – Çözümler (19)
Ayın Konusu: Bilim-Din İlişkisi (18)
Ayın Konusu: Bilim-Siyaset İlişkisi (16)
Ayın Konusu: Bilim, Din, Sanat Dili: Türkçe (13)
Ayın Konusu: Bilinç oluşturmak \ Algı yönetmek (11)
Ayın Konusu: Bir Temel Sorun Olarak: AHLAK (22)
Ayın Konusu: Bir Temel Sorun Olarak: EŞİTLİK ANLAYIŞIMIZ (16)
Ayın Konusu: Bir Temel Sorun Olarak: YALAN (20)
Ayın Konusu: Cezasızlık Algısı (12)
Ayın Konusu: Covid-19 Pandemisinin İnsanlığa Mesajları (32)
Ayın Konusu: Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi (12)
Ayın Konusu: Cumhuriyet ve Demokrasi (17)
Ayın Konusu: Doğrudan Demokrasi (12)
Ayın Konusu: Dünyadaki Siyasi Süreçler ve Türkiye (7)
Ayın Konusu: Enflasyon: Nedenleri ve Çözüm Önerileri (9)
Ayın Konusu: Fikri; Üretme Hakkı ve İfade Hürriyeti (29)
Ayın Konusu: Gelir Dağılımı (14)
Ayın Konusu: Haksız Kazanç (12)
Ayın Konusu: Hegemonya (11)
Ayın Konusu: İklim Değişikliği (11)
Ayın Konusu: İnsanın Çoğaltma ve Biriktirme Tutkusu (17)
Ayın Konusu: İstişare (25)
Ayın Konusu: Kumar – Bahis (9)
Ayın Konusu: Liyakat (36)
Ayın Konusu: Milli Güvenlik Sorunlarımız (5)
Ayın Konusu: Milli Güvenlik Sorunu Olarak: "Geleneksel Din Anlayışı" (7)
Ayın Konusu: Milli Güvenlik Sorunu Olarak: “Liyakatli İnsan Yetiştirme” (23)
Ayın Konusu: Milli Güvenlik Sorunu Olarak: “Nüfus Artış Hızı” (5)
Ayın Konusu: Nasıl Bir Akademisyen? (17)
Ayın Konusu: Nasıl Bir Anayasa? (12)
Ayın Konusu: Nasıl Bir Belediye Başkanı? (15)
Ayın Konusu: Nasıl Bir Eğitim Sistemi? (19)
Ayın Konusu: Nasıl Bir Üniversite? (41)
Ayın Konusu: NATO (5)
Ayın Konusu: Nisâ Suresi 75. Ayet ve Müslümanlar (9)
Ayın Konusu: Oku’mak-Yaz’mak: Nasıl Anlamalı? (12)
Ayın Konusu: On Emir ve Yahudiler (8)
Ayın Konusu: Sağlık Sistemimizin Değerlendirilmesi (12)
Ayın Konusu: Siyasal Süreçler ve Tövbe (6)
Ayın Konusu: Sosyal Medya (13)
Ayın Konusu: Toplumsal Barışın Tesisi! Ama Nasıl? (18)
Ayın Konusu: Türkiye Cumhuriyeti'nin 100. Yılı (24)
Ayın Konusu: Türkiye ve Bilim (12)
Ayın Konusu: Türkiye'de "Planlama Sistemi": Sorunlar ve Çözüm Önerileri (13)
Ayın Konusu: Türkiye'nin "'İran Siyaset'i" Ne Olmalı? (6)
Ayın Konusu: Türkiye'nin En Temel Sorunu ve Çözüm Önerileri (16)
Ayın Konusu: Üniversitelerimizde İnterdisipliner Çalışma Kültürü (12)
Ayın Konusu: Uyuşturucu Sorunu (14)
Ayın Konusu: Yapay Zeka (13)
Ayın Konusu: Yazarların Gözünden Akademik Akıl Platformu (11)
Ayın Konusu: Yeni Doçentlik Başvuru Şartları (11)
Ayın Konusu: Yenidoğan (Hastane) Çetesi ile İlgili Değerlendirmeler (11)
Güzel Sanatlar ve Tasarım (26)
İktisadi ve İdari Bilimler (147)
İnsan ve Toplum Bilimleri (12)
Sağlık Bilimleri (49)
Sosyal Medya Hesaplarımız
Bilgi paylaştıkça artar, fikir paylaştıkça gelişir.
“Değersizlik” Davranışlarımızı Nasıl Yönetir? Şubat 16, 2026
“Değersizlik” Davranışlarımızı Nasıl Yönetir?
Buzda “Buz Gibi” Hissetmek Şubat 16, 2026
Buzda “Buz Gibi” Hissetmek
Oruç: Hücrelerin Sessizliği, Ruhun Konuşması Şubat 16, 2026
Oruç: Hücrelerin Sessizliği, Ruhun Konuşması
Yeniden Deprem Riski ve Birey: Kader Değil, Tercih Meselesi Şubat 16, 2026
Yeniden Deprem Riski ve Birey: Kader Değil, Tercih Meselesi
Yazar olarak giriş yapın
Çıkış yapana kadar beni içerde tut.
@2024 - Akademik Akıl Tüm Hakları Saklıdır. Sitede yer alan makaleler kaynak gösterilmeden paylaşılamaz.
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Güzel Sanatlar ve Tasarım Fen Hemşirelik İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
Bu websitesi kullanıcı deneyimini iyileştirmek için arkaplan datalarını anonim olarak tutmaktadır. Kabul etmek için yandaki butona tıklayabilirsiniz. Kabul Et KVKK Aydınlatma Metni
