Aile Hekimi: Hekim mi, Randevu Memuru mu?
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Güzel Sanatlar ve Tasarım Fen Hemşirelik İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
"HAYATI: doğal bir OKUyuşla; PAYLAŞmak"
Aile Hekimi: Hekim mi, Randevu Memuru mu?
Bir de işin randevu boyutu var. Tıp fakültesi mezunu bir aile hekimi, günün önemli bir kısmını MHRS ekranı başında geçiriyor. Muayene etmek, izlem yapmak, koruyucu hekimlik planlamak yerine sık sık aynı cümleyi duyuyor: “Bana randevu al.” Sistemde randevu bulamamanın öfkesi, kontenjan yetersizliğinin hayal kırıklığı en ulaşılabilir kapıya bırakılıyor. Aslında 19.02.2026 dan 06.03.2026 randevu almak mümkün olsa da kimse beklemek istemiyor. Oysa bu uzun bir süre değil başka ülkelerde on altı hafta bekleme süresi var.
Kimse aile hekiminden gerçekten koruyucu hekimlik talep etmiyor. Risk taraması, erken tanı, danışmanlık ikinci planda kalıyor. Hasta reçete istiyor; sistem ise “hasta memnun olsun” diyor. Böyle olunca hekimlik, bilimsel karar vermekten çok talep yönetimine indirgeniyor.
Randevuyu açan aile hekimi değil. Kontenjanı belirleyen o değil. İptal eden o değil. Ama hesap sorulan o. Çünkü ulaşılabilir olan o. Çünkü kapısı açık olan o.
Bu tablo yeni değil; adı eski bir deyimde saklı: Vur abalıya.Güçlüye söylenemeyen söz, riski düşük olana yönelir. Hesap sorulamayan yere değil, cevap vermek zorunda kalana yüklenilir. Aile hekimi de çoğu zaman sistemin “abalısı” haline getirilir.
Oysa mesele birey değil, yapıdır.Yetki başka yerdeyken tepkinin tek adrese yönelmesi bir tercihtir.
Ve sonuç değişmez:Öfke hiyerarşiyi izler.
Koruyucu hekimlik sabır ister, zaman ister, karşılıklı güven ister. Ama performans baskısı ve memnuniyet odaklı ölçüm anlayışı içinde en hızlı sonuç reçete yazmak gibi görünüyor. Hekim, bilimsel gereklilik ile beklenti arasında sıkışıyor. Yazsa eleştiri, yazmasa şikâyet.
Ve işte tam burada soru büyüyor:Aile hekimi gerçekten hekimlik mi yapıyor, yoksa beklenti yönetimi mi?
İstanbul gibi bir megapolde sekiz–on kilometre “uzak” sayılıyor. “Ben önünden otobüs de geçse evimden on kilometre uzağa gitmem”, hemen yandaki hastaneden, hem de şu saatte al” deniyor. Oysa talep edilen hastanede randevu kalmamış oluyor; özellikle istenen saatlerde sistem zaten dolu. Sabah erken saatler tercih edilmiyor, akşam uzatılmış poliklinik saatlerine gidilmek istenmiyor. Semt beğenilmiyor, saat beğenilmiyor; ama randevu bulunamayınca sorumlu değişmiyor.
Randevuyu açan aile hekimi değil. Kontenjanı belirleyen o değil. Hastane hekiminin iptal ettiği randevunun karar mercii de o değil. Buna rağmen “Bir daha bak”, “Sen alırsın”, “Niye yok?” sorularının muhatabı yine o oluyor. Çünkü ulaşılabilir olan o. Çünkü kapısı açık olan o.
Oysa aile hekimi sekreter değildir. Muhtar değildir. Sevk ve randevu trafiğinin tamponu da değildir. Aile hekimi; koruyucu hekimlik yapan, yenidoğan izleyen, aşı takibini sürdüren, kronik hastayı yöneten bir hekimdir. Rol tanımı net olmadığında, sistemdeki boşlukları en görünür olan doldurur. Erişilebilir olmak, her sorunun çözüm mercii olmak anlamına gelmez.
Sorun randevu kıtlığından ibaret değildir; sorun, yetki ile beklenti arasındaki kopukluktur. Yetki başka........
