Türsel (Toplumsal) Öğrenmenin Bir Bağlamı Olarak “Savaş Felsefesi”
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Güzel Sanatlar ve Tasarım Fen Hemşirelik İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
"HAYATI: doğal bir OKUyuşla; PAYLAŞmak"
Türsel (Toplumsal) Öğrenmenin Bir Bağlamı Olarak “Savaş Felsefesi”
20. yüzyılda ilk kez ABD’li çift Harriette Augusta Curtiss ve F. Homer Curtiss’in beraber yazarak 1914 yılında yayınladıkları “the Philosophy of War” (Savaş Felsefesi) adlı kitabıyla karşımıza çıkan “savaş felsefesi” adlandırması, günümüzde çağdaş ve uygulamalı felsefenin önemli alt çalışma ve uzmanlaşma alanlarından biri olacağa benzemektedir. Curtiss çiftinin kitabı savaşa insanın türsel (toplumsal) bir uğrağı ve bir öğrenme deneyimi olarak yaklaşmakta ve savaştan varoluşsal ve bilinçsel neticelere ulaşmaktadır. Birinci Dünya Savaşı’nın başladığı yıl yayınlanan bu kitabın insanlığın çağdaş yaşam öyküsü ve felsefi yönelimini ne kadar belirlediği incelenmiş değildir. Rusyalı filozof Alexander Dugin’in 2004 yılında yayınlanmış Философия войны (Savaş Felsefesi) adlı kitabı oldukça farklı bir çerçeve ve işleyiş tarzıyla Curtiss çiftinin kavramsallaştırmasını felsefe içerisinde yeniden ele almıştır. Dugin’in metni Curtisslerin bütün insanları mistik ve öğrenen toplumsal bir insan niteliğinde kavramasından farklı olarak bazı insanları somut ve güçlenen toplumlar niteliğinde kavramaktadır. Curtisslere göre savaş tüm insanlar için ortak bir süreçtir, ama Dugin’e göre savaş çatışmacı ve diyalektik bir süreçtir. Nihayet Fransız felsefe profesörü Frederic Gros’un 2023’te Fransızcada ve 2026’da da İngilizcede yayınlanmış kitabı “A Philosophy of War: Why We Fight”ın (Savaş Felsefesi: Bizim Dövüşme Nedenimiz) girişinde gündeme getirdiği anlamlandırma; bir taraftan Curtiss çiftinin yaklaşımını bütünüyle göz ardı etmekte, diğer taraftan Dugin’in diyalektiğine onun Rusyalı zeminine Avrupa Birliği ve Ukrayna zeminine yaslanan karşıtlıkla cevap vermekte ve bir diğer taraftan da insanlık tarihi için yeni bir iddiayı dolaylayarak zamanımızın bir savaş dönemi olduğu okumasını yapmaktadır.
Alışılmış ve modern anlamda geleneksel felsefe açısından bakıldığında savaş felsefesi kavramı da yukarıdaki her üç kitap da pek “felsefi” nitelikte bulunmayabilir. Ama pragmatizm ve analitik felsefe geleneklerine 21. yüzyılın uluslararası gelişmeleri seviyesinde aşina olup da özellikle son zamanlarda dünya üniversitelerinin felsefe bölümlerinde yaygınlaşan “pratik/uygulamalı felsefe” alanını bilenler aslında bu felsefi nitelik algılamasının zaman içerisinde vadesini dolduracağını ve ana akımın dışında kalacağını fark edebilmektedirler. Günümüzde Çin, Güney Kore, Tayvan ve Singapur gibi Asya ülkelerinde bile felsefe uygulamalı tarzda yapılandırılmakta ve savaş felsefesi çerçevesi özellikle Çin’de Dugin’in kitabındaki bağlama benzer bir yönelim edinmektedir. Aslında bu vakıa, felsefenin toplumsal bir öğrenme ve gerçek deneyimlerin nominalist bir analizi olduğunu kabul eden Amerikan pragmatizmi ile felsefenin toplumsal bir aydınlatma ve ahlaklandırma olduğunu kabul eden Fransız felsefesi arasındaki ayrışmada tercih edilen konumlanmalara göre çeşitli anlamlar ve işlevler de kazanabilir. Çünkü Amerikan pragmatistlerine göre filozoflar da diğer insanlar gibi sadece birer insandırlar ve felsefe her günkü gerçek deneyimleri ancak olay zamanlarında veya olaydan sonra toplumsal öğrenmeyi saptamak ve gerekçelendirmek bakımından bilebilmektedir. Ama Fransız felsefesinin birçok farklı versiyonu olan akılcı geleneğine göre filozoflar ile diğer insanlar konumca eşit değildirler, felsefe gerçek deneyimleri önceden kavrayabilir ve filozofların görevleri toplumları aydınlatmak ve toplumların görevleri de filozofları dinlemek ve itaat etmektir. Kuşkusuz bütün Amerikalılar pragmatist değildir ve bütün Fransızlar da akılcı değildir. Ne var ki iki ülkedeki felsefe yazılarından anlaşılabilen büyük ölçüde bu saptamadır. Çünkü Fransızca felsefe edinenler günlük yaşamı birçok farklı bileşeniyle yerinde dinlemek yerine her aşamada karizmatik kabul edilen filozofların görüşlerini aktarmakla felsefi görevin yerine getirilmiş olduğunu göstermektedirler. Amerikan İngilizcesiyle felsefeyi edinenlerin gösterdikleri ise bundan çok farklı olarak felsefenin de diğer bilgi disiplinleri ve bilgiler gibi yaşamda alışveriş ve pratik ayıklanmanın sadece bir aracı ve bileşeni olduğunu hissettirmektedir. İnsanlar işlerine yarayanı alırlar ve işlerine yaramayanı almazlar. Felsefe de bilim de insandan büyük ve ondan üstün ve önemli değildir. Bu nedenle pragmatizme göre bir teknoloji ve yapay zekâ felsefesi de olabilir bir savaş felsefesi de olabilir. Ama Fransızcadan edinilmiş olana göre teknoloji, yapay zekâ ve savaş gibi temalar ancak birer yanılsama ve geçici moda olabilirler. Bu nedenle Amerikalıların etiği veya ahlak felsefesini ve siyaset felsefesini uygulamalı ve istatistik ve ekonomiye dayalı almalarından........
