İç ve Dış Siyasette Tarafgâh Değil, Objektif Kalabilmek
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
İnsan ve Toplum Bilimleri
Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.
İç ve Dış Siyasette Tarafgâh Değil, Objektif Kalabilmek
Siyasetin doğasında taraf olmak vardır. Fikirler, ideolojiler, partiler ve liderler, toplumun farklı beklentilerini temsil eder. Ancak siyasetle ilgilenmek başka, gerçekleri yalnızca kendi tarafının penceresinden görmek bambaşka bir şeydir. Günümüzde hem iç politikada hem de dış politikada en büyük sorunlardan biri, objektif değerlendirmenin yerini koşulsuz taraftarlığın almış olmasıdır.
Demokratik toplumlar, farklı görüşlerin özgürce tartışılabildiği ortamlarda güçlenir. Buna karşın kutuplaşmanın arttığı dönemlerde insanlar çoğu zaman olayları analiz etmek yerine, önce tarafını belirlemekte; ardından da bütün gelişmeleri bu tercihe göre yorumlamaktadır. Böyle bir yaklaşım, doğru ile yanlış arasındaki çizgiyi bulanıklaştırırken, eleştirel düşünceyi de zayıflatmaktadır.
İç siyasette objektif kalabilmek, iktidarın yaptığı her uygulamayı doğru kabul etmemek kadar, muhalefetin her eleştirisini de peşinen haklı saymamaktır. Bir hükümet başarılı ekonomik politikalar geliştirebilir, aynı zamanda hukuk veya eğitim alanında ciddi eksiklikler yaşayabilir. Muhalefet ise bazı konularda yapıcı çözümler sunarken, bazı meselelerde popülist söylemlere yönelebilir. Gerçekçi bir değerlendirme, başarıları da hataları da aynı dürüstlükle görebilmeyi gerektirir.
Ne yazık ki sosyal medya çağında siyaset giderek bir futbol rekabetine benzemektedir. Takımlar değişse de taraftarlık kültürü değişmemektedir. Kendi grubunun hataları görmezden gelinirken, karşı tarafın en küçük yanlışı büyütülmektedir. Bu durum yalnızca siyasi liderleri değil, toplumsal diyaloğu da olumsuz etkilemektedir. Çünkü kutuplaşma arttıkça ortak akıl üretmek zorlaşmaktadır.
Benzer bir sorun dış politikada da yaşanmaktadır. Uluslararası ilişkiler, duygularla değil çıkarlar, diplomasi ve güvenlik dengeleriyle şekillenir. Buna rağmen ülkeler arasındaki gelişmeler çoğu zaman ideolojik gözlüklerle değerlendirilmektedir. Bir ülkenin uluslararası hukuka aykırı bir uygulaması, eğer siyasi olarak yakın görülen bir aktör tarafından yapılıyorsa görmezden gelinebilmekte; aynı davranış başka bir ülke tarafından gerçekleştirildiğinde ise sert biçimde eleştirilebilmektedir. Oysa ilkeler kişilere veya devletlere göre değişmemelidir.
Objektif olabilmek, tarafsız olmakla aynı şey değildir. Her insanın dünya görüşü, değerleri ve siyasi tercihleri olabilir. Önemli olan, bu tercihlerin gerçekleri çarpıtmasına izin vermemektir. Bir olayın bütün taraflarını dinlemek, farklı kaynaklardan bilgi edinmek ve kanıtları değerlendirmek, objektif düşünmenin temel şartlarıdır. Kendi görüşümüzü destekleyen bilgileri seçip diğerlerini yok saymak ise bizi hakikatten uzaklaştırır.
Medyanın da bu süreçte büyük bir sorumluluğu bulunmaktadır. Gazetecilik, kamuoyunu bilgilendirme görevi taşır. Haber ile yorum arasındaki sınırın korunması, farklı görüşlere yer verilmesi ve doğrulanmamış bilgilerin dolaşıma sokulmaması, sağlıklı bir demokratik ortam için vazgeçilmezdir. Aynı sorumluluk sosyal medya kullanıcıları için de geçerlidir. Her paylaşılan bilgi doğru olmayabilir; her iddia da kanıtlanmış bir gerçek değildir.
Toplumların gelişmesi, yalnızca güçlü kurumlara değil, aynı zamanda güçlü bir eleştirel düşünce kültürüne bağlıdır. Objektif........
