menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hannah Arendt ve masumların cezalandırılması

7 0
27.02.2026

Totalitarizmin başat kuramcısı Arendt’in yüz yirminci doğum yıldönümü münasebetiyle bir dolu etkinlik yapılıyor dünyada. Ama esas neden, çözümlemelerinin günümüzdeki gayridemokratik gidişatı kavramamıza büyük ölçüde yardımcı olması.

Arendt’in Nazi Almanyası ile Sovyetler Rusyasının siyasî icraatında gözlemlediği özellikler bir 20. yüzyıl ucubesi olan totalitarizmi tarif eder ve önceki ceberut idarelerden farkını ortaya çıkartır. Her bir özellik üzerine günümüzdeki icraata bakarak kitaplar yazılır. Bu yazıda gayet has bir uygulamayı anlamaya çalışalım: masumların cezalandırılması.  

Şuna dikkat çekiyor feylesof 1951 tarihli Totalitarizmin Kaynakları başyapıtında: “Modern diktatörlüklerle geçmişteki bütün diğer tiranlıklar arasındaki temel fark şudur: terör artık muhalifleri ortadan kaldırmak ve korkutmak için kullanılan bir araç olmaktan çıkmış, tamamen itaatkâr kitleleri yönetmenin bir aracı hâline gelmiştir. Bugünkü anlamında terör, herhangi bir kışkırtma olmaksızın vurur; kurbanları zalimlerin bakış açısıyla dahî masumdur. Nazi Almanyasında durum buydu: tam terör, Yahudilere yöneltilmişti, yani bireysel davranışlarından bağımsız olarak belirli ortak özelliklere sahip olarak tanımlanan insanlara. Sovyet Rusya’da durum daha karmaşıktı, ancak olgular ne yazık ki fazlasıyla açıktı.”

“Bir yandan Bolşevik sistem, Nazizm’den farklı olarak, teorik düzeyde masum insanlara karşı terör uygulayabileceğini asla kabul etmemiştir. Bazı uygulamalar karşısında bu ikiyüzlülük gibi görünse de arada önemli bir fark vardır. Ama öte yandan Rus pratiği bir bakımdan Alman pratiğinden daha ‘ileri’dir: terörün keyfîliği ırksal ayrımlarla bile sınırlı değildir; eski sınıf kategorileri çoktan terk edilmiştir, dolayısıyla Rusya’da herkes her an polis terörünün kurbanı olabilir. (…) Ele aldığımız şey kurbanların seçimindeki keyfîliktir; belirleyici olan onların objektif olarak masum olmalarına rağmen ne yapmış ya da yapmamış olduklarından bağımsız olarak seçilmeleridir”.

Açarsak, Arendt totaliter rejimlerde masumların cezalandırılmasının bir tesadüf ya da kaza olmadığını, aksine sistemin işleyişi için zorunlu olduğunu gözlemler.

Hukuk sisteminde suç ile ceza arasında organik, normatif ilişki vardır. Totaliter sistemde ise hukuk terör tarafından ikame edildiğinden insanlar bir suç işleyip işlemediklerine bakılmaksızın cezalandırılırlar.

Arendt’e göre totaliter terör yasalarca tanımlanmış eylemleri hedef almaz, nesnel suçluluk aramaz ve cezalandırılanın ediminden bağımsız olarak işler. Zira amacı adalet değil kontroldür.

Öyle olunca suçlama tamamen keyfî, dolayısıyla uydurmadır. Masumlar sadece ait oldukları varsayılan büyük toplumsal kümelere göre mahkûm edilirler. Yahudiler, solcular, Romanlar, varsıl Rus köylüleri kulaklar vs.

Arendt bu durumda bir paradoksa dikkat çeker: eğer totaliter rejimin gadrine uğrayanlar yaptıklarından bağımsız olarak cezalandırılıyorlarsa özgür ve spontane eylemin ne de etik sorumluluğun anlamı kalır. Herkes her an tutuklanabilecek konumdaysa, bireyler özgürce davranmaktan vazgeçer. Öyle olunca da tamamen öngörülebilir ve kontrol altında tutulabilir hâle   gelirler.

Rejim bu sayede özgür iradeyi iğdiş eder, kendisi için tehlike olmaktan çıkarır. Üstelik masumların cezalandırılması yoluyla mutlak kudretini gösterir, topluluğu sürekli korku ve tedirginlikle terbiye eder.

Totaliter rejim için masumları cezalandırmak hukuk dışı bir zorunluluktur. Örneğin Naziler için toplum üstü, doğal bir ırksal üstünlük uyarınca sakıncalı kümeler cezalandırılmalıdırlar. Stalinciler içinse tarihî ve sınıfsal zorunluluk uyarınca belli kümeler cezayı hak ederler.

Doğal seçki ile tarihî zorunluluk, bireyin özgür iradesini hiçe saymakla yetinmez onu cezalandırarak yollarının önündeki insan engelini de bertaraf ederler.   

Bu aşamada yok yere cezalandırılan bireyin masumiyetinin dahî bir anlamı kalmaz zira rejim kendini kaçınılmaz bir sürecin sadık uygulayıcısı/emireri olarak görür.

Cezalandırılanlar ne hukuk öznesi ne de ahlâk öznesidirler artık, sadece yok edilmeleri gereken gövdelerdir.

Totaliter rejimlerin devlet ilişkisine gelince, böylesi rejimlerde klasik anlamında bir yönetimden çok keyfîlikten beslenen organize bir kaos söz konusudur. Totaliter rejim devletten hoşlanmaz zira devlet kural demektir. O yüzden devralınan devlet kurumları topyekûn lağvedilir lâkin yerlerine pek bir şey de konulamaz.

Arendt’in sunduğu çerçevenin somut okumasını izninizle size havale ediyorum.


© Agos