Gaziantep soygunu-5 / Traşlı taşlar
TAŞ YERİNDE AĞIRDIR-169. UNUTMAYALIM, UNUTTURMAYALIM!
Gaziantep’te 19. yüzyıl sonunda yaşanan büyük tarihî eser soygunu, ülkemizdeki kültürel varlık talanının en çarpıcı örneklerindendir.
Alman emperyalizminin maşa olarak kullandığı arkeolog kılıklı hırsızlar, hiç gözlerinin yaşlarına bakmadan Anadolu’nun onlarca tarihî eserini yurt dışına götürmeyi becermişlerdir.
Tabii ki içeride, ülkemizde buldukları iş birlikçilerin yardımıyla.
Bergama’nın Zeus Sunağı ve heykellerinin Almanya’ya, Berlin’e kaçırılmasıyla aynı zamana denk gelen bu bir tür hırsızlığın kahramanları aynıdır.
Sözde yol inşa etmek için ülkemize gelen Carl Humann adlı mühendis, bu kirli işin elebaşısıdır.
Anadolu’yu karış karış gezer, ne bulduysa toplar. Berlin’de oluşturduğu finans çetesi ona kazı işlerinde kullanacağı parayı temin eder.
Alman Devleti destekli sözde bilim insanları, Büyükelçi, Konsolos gibi Alman Devleti memurları bu organize kaçakçılık şebekesinin parçalarıdır.
(Gaziantep soygununu başlatan ve yürüten ekip. Carl Humann, Otto Puchstein, Felix von Luschan, Osman Hamdi, ve Yervant Osgan Nemrud Dağı yakınında-1883. Foto ve alt yazı: F.von Lushcan)
***
Bu şebeke, Bergama, Gaziantep, Çine-Aydın topraklarında üretilmiş mermerden yapılmış eşsiz güzelliklerin bir kısmını doğrudan çalarak, bir kısmını da şaibeli izinlerle yurt dışına götürmüştür.
Başlangıçta, 1864-1878 yılları arasında, Carl Humann özellikle Bergama’da el çabukluğuyla, 1869’da çıkarılmış yasaklayıcı Nizamnameye rağmen, Zeus Sunağı parçalarını gizlice Almanya’ya kaçırdı.
Alman Devleti’nin baskısıyla Osmanlı Müzeler Müdürlüğüne getirilen Philipp Anton Dethier gibi Alman maşalarının güdümüyle 1874 yılında çıkarılan ve onlara yurt dışına eser götürmede yardımcı olabilecek Asâr-ı Atîka Nizamnamesi’ni Sultan Abdülaziz ve bürokrasisi uygulamadı.
II. Abdülhamit padişah olur olmaz çıkan Rus Savaşı’nda (93 Harbi) Osmanlı’nın yenilmesi, Rus Ordusu’nun İstanbul kapılarına dayanması sonucu yapılan Berlin Antlaşması ortamında; Osmanlı, Romanya, Bulgaristan, Kıbrıs gibi birçok toprak parçasını kaybederken, sonradan Alman İmparatoru olacak III. Friedrich’in özel baskısıyla Bergama eserlerinin yurt dışına çıkarılmasına küçük bağışlar karşılığında izin verildi.
P.A.Dethier’in ölümü ile 1881’de Osmanlı’nın Müze-i Hümâyun (İmparatorluk Müzesi) Müdürlüğü’ne getirilen Osman Hamdi Bey’le birlikte gevşemiş ipler iyice koptu
(II.Abdülhamit. Gençlik resmi)
***
Hamdi Bey’in de içinde bulunduğu bir grup tarafından çıkarılan 1884 Asâr-ı Atîka Nizamnamesi, görünüşte tarihî eserlerin yurt dışına çıkarılması karşısında daha sıkı önlemler getiriyordu ama yeni Nizamnamenin bir 32. Maddesi vardı ki evlere şenlik.
Bu maddeyle bazı eften püften çekinceler dışında tarihî eserlerin yurt dışına çıkarılması Osmanlı Devleti’nin Müzeler Müdürü Osman Hamdi Bey’in onayına bırakılıyordu.
Osmanlı Sadrazamlarından İbrahim Ethem Paşa’nın oğlu olan Hamdi Bey, neredeyse tek başına tarihî eserlerimiz konusunda karar vericiydi.
Yaptığı uygunsuz işlerden rahatsız olan üst düzey Osmanlı devlet görevlilerinin bu konularda daha dikkatli olmaya başlamasına kadar Hamdi Bey sanki boş alanda at koşturmuştu.
Yabancılara istediği tarihi eseri verdi, istemediğini vermedi.
Bu süreçte Anadolu soyguncusu Carl Humann’la gittikçe sıkılaşan ilginç ilişkiler kurdu.
Aynı zamanda ressam olan Müdür Hamdi Bey, Avrupa’da da ünlü olma sevdasıyla Alman emperyalizminin tuzağına düştü.
“Bir Türk Sokağı Manzarası” adını verdiği tablosunu, Bergama ve Gaziantep soyguncusu, C. Humann’ın ısrarlı önerisiyle Berlin’de bulunan Alman Devleti’ne ait Resim Galerisi’ne satma gafletinde bulundu!
C. Humann bu alışverişin Almanların kaçakçılık işlerini kolaylaştıracağını biliyordu. Ressam, koskoca Osmanlı Devleti’nde tarihî eserlerden sorumlu en üst düzey görevliydi.
Sonrası çorap söküğü gibi çözüldü.
Bergama’dan, hemen ardından Gaziantep’ten kasa kasa tarihî eser Berlin’e taşındı.
Tabii ki göstermelik bazı eserler İstanbul’a bırakıldı.
(Osman Hamdi Bey’in Alman Müzeleri tarafından satın alınan “Türk Sokağı manzarası” adlı resim tablosu.)
***
1883 yılında Osman Hamdi Bey tarafından keşfedilen Gaziantep Zincirli’dekitarihî eserlere çok geçmeden Carl Humann el koydu.
Humann, Hamdi Bey’in bundan sonra da sürecek yoğun desteğiyle aldığı izinle 23 Mart 1888’de kazılara başladı ve ardından, Zincirli’nin İ.Ö. 10–7. yüzyıllardan kalma muhteşem resimli kabartmalarla işlenmiş taşlarını, görünür görünmez, izinli izinsiz Almanya’ya götürmeye başladı.
27 Ocak 1890’da alınan “İkinci”, Nisan 1891’de “Üçüncü” kazı izinleriyle Zincirli ve civarında bulunan ve kazıyla çıkarılan, İ.Ö. 12. yüzyıl sonunda, Hitit Devleti yıkıldıktan sonra burada kurulan Sam’al Krallığı’nın izlerini ve kültürel özelliklerini taşıyan eserleri Berlin’e götürdü.
İstanbul’da ve Gaziantep’te resmî makamların çıkardığı engellere karşı Osman Hamdi Bey hep yanındaydı.
Almanlara satılan bir resim tablosu ya da Almanlardan gelen bilinen bilinmeyen hediyeler nelere kadirmiş!
(Zincirlide bulunmuş. Berlin’e kaçırılmış, kurbanlık keçisini taşıyan bir Antepli. Berlin Vorderasiatisches/Önasya Müzesi)
***
Bu ortamda Gaziantep soygunu hız kesmeden sürüyordu.
Marmara Üniversitesinden Doç. Oğuz Satır ve Doç. Ali Çifçi, Bergama ve Gaziantep eserlerinin Almanya’ya kaçırılmasında başrol oynayan Carl Humann’ın Zincirli’deki vekili Felix von Luschan ve Berlin Vorderasiatisches Museum’da (Önasya Müzesi’nde) çalışmış; düzenleyicilik ve yöneticilik yapmış bir müze-araştırma görevlisi olan Ralf-Bernhard Wartke’nin (1948–2024) yazdıklarından Gaziantep talanını aktarıyor:
“Zincirli'deki “Dördüncü” kazı dönemi 20 Mart 1894'te başladı ve 28 Haziran'da sona erdi.
Bu dönemde, daha önceki “Üçüncü” sezonda ortaya çıkarılan büyük kabartmaların ve heykellerin Berlin'e taşınmasına öncelik verildi.
İmparator II. Wilhelm (1888–1918 yılları arasında hüküm sürdü) bu sezonda yapılan kazılara mali destek sağladı (von Luschan, 1898).
İmparator’un, 17 Nisan 1893 tarihli (C. Humann çetesinin finansmancısı Berlin’deki) Orient-Comité'ye yazdığı mektup, “Dördüncü” kazıyı finanse etmek için şahsen 25.000 mark katkıda bulunduğunu gösteriyor (Wartke, 2005).”
Yani Gaziantep-Zincirli soygununun para kaynakları arasında koskoca Alman Kaiseri/İmparatoru da vardı.
“Carl Humann’ın Berlin’deki para bulma çetesi “Orient-Comité”1891 sonbaharında Zincirli'de yeni bir kazı planlamış olsa da kazının başlaması üç yıl gecikti.
Almanya'daki İmparatorluk Müzeleri'nden gelen mevcut mali destek, Üçüncü kazıyı ve toprak altındaki eserlerin çıkarılmasını finanse etmek için yeterli olmamıştı (Wartke, 2005).
O güne kadar, ilk üç kazı yalnızca Orient-Comité'nin fonları ve desteğiyle gerçekleştirilmişti.
Ancak 1894'te, muhtemelen ekonomik ya da (belki de paylaşım anlaşmazlığı gibi) birtakım nedenlerle Alman İmparatorluk Müzeleri ile Orient-Comité arasındaki iş birliği sona erdi.
Alman İmparatorluğu'ndan (sözde) işletme fonu ve yardımgelmemesi nedeniyle, Orient-Comité artık Yakın Doğu'daki saha çalışmalarını destekleyemiyordu.”
Ya da emperyalistlerin finans kuruluşları nöbet değişikliği yapıyordu!
(Zincirlide bulunmuş. Berlin’e kaçırılmış Antepliler bir törende. Berlin Vorderasiatisches/Önasya Müzesi)
***
“1898'den itibaren bölgedeki kazılar için “Deutsche Orient-Gesellschaft” adlı bir başka kuruluş devreye girdi.
Bu dernek sanayici ve banker James Simon ve Franz von Mendelssohn tarafından kurulmuş, Alman İmparatoru II. Wilhelm tarafından desteklenen, Orta Doğu’da tarihî eser kaçakçılığını himaye ve teşvik eden bir kuruluştu.
Alman kapitalistlerinin para babaları, öncesi olmayan geçmiş kültürlerine kök bulmak için Anadolu’da önemli bir yeni kültür hazinesi bulmuşlardı.
Zaten Bergama talanı da bitmek üzereydi.
Gaziantep buluntuları Bergama eserlerinden 700 yıl daha eskiydi. Helenlerden önce Anadolu’ya 600 yıl hâkim olan Hititlerden sonra bu topraklarda neler olduğunun anlaşılmasına ve o dönem sanat ve kültürüne dair eşsiz veriler sunuyordu.
Alman zenginleri ve o zenginlerin Devleti bu kültürel verilerle kendilerine bir geçmiş edinecekler, onun üstüne bir gelecek inşa edeceklerdi.
Gaziantep soygununun yeni para kaynağı “Deutsche Orient-Gesellschaft”, “Orient-Comité'nin aksine –Alman İmparatorluğu'nun da cömert desteğiyle– Zincirli kazılarından elde edilen buluntuları Alman müzelerine ücretsiz olarak veriyordu (Wartke, 2005).”
Demek, daha önce kazılar için para veren “Orient-Comite” kazılardan çıkan eserleri Alman müzelerine satıyormuş!
Gaziantep eserleri sayesinde yalnızca kültürel değil ticari kazanç peşindeymişler de!
(Zincirlide bulunmuş. Berlin’e kaçırılmış Antepliler. Berlin Vorderasiatisches/Önasya Müzesi)
***
“Carl Humann’a yeni kazılara başlama izni almak için başvuru Ekim 1893'te yapılmış ve 5 Mart 1894'te bir yıllık süre için izin verilmişti.
Önceki kazıdan, Hamdi Bey’in kollamasıyla tarihî eserlerin Almanya’ya götürülmesi Osmanlı’nın üst makamlarında epey çalkantılara yol açmış olmalıydı ki bu kez yeni kazı izni, çok ayrıntılı yeni koşullar içeriyordu.
İzin belgesinde Asâr-ı Atîka Yönetmeliği'nin 17, 19, 20 ve 21. maddeleri vurgulanmış ve kazıların kalelere, askerî tahkimatlar veya resmî binalara zarar vermeyecek şekilde yapılması ve kazı alanının 10 kilometre çevre ile sınırlı olması gerektiği belirtilmişti.
Ayrıca, kazı alanında özel mülkiyet varsa, kazının bu mülkiyet sahibinin izniyle yapılması zorunluydu.
Dahası, kazıya ruhsat tarihinden itibaren üç ay içinde başlanmazsa veya kazı iki ay süreyle gerekçesiz olarak durdurulursa izin iptal edilecekti.
Ancak yeni iznin en dikkat çekici yönü; kazı ekibinin yalnızca kazıda ortaya çıkarılan eserlerin çizimlerini ve kalıplarını alabileceğini ve eserlerin Osmanlı İmparatorluk Müzesi'ne ait olduğunu belirten yönetmeliğin 11 ve 12. maddelerine yapılan vurguydu.
(Zincirlide bulunmuş. Berlin’e kaçırılmış Antepli bir efendi. Berlin Vorderasiatisches/Önasya Müzesi)
***
“Dördüncü” kazı dönemi sırasında, Zincirli höyüğünün batı kısmında yeni saray yapıları ortaya çıkarıldı.
Kuzey Salonu olarak adlandırılan bölümde, Sam’al Kralı Barrakib'i (MÖ 733–713) kâtibiyle birlikte tasvir eden ortostat (resimli kabartmalı dikilitaş) dâhil olmak üzere çeşitli kabartmalar bulundu.
Bu kazı sırasında ortaya çıkarılan eserler, daha önce olduğu gibi önce İskenderun Limanı’na gönderildi.”
Zincirli kazılarında yıllardır kazı gözetmenliği yapan Ahmet Bedrettin Efendi görevden ayrılmış, yerine Osmanlı vatandaşı Adanalı bir Rum olan Mistakidis Efendi getirilmişti.
İskenderun–Adana–Halep dolayında nakliye, liman–gümrük, komisyonculuk işleri de yapıyordu Mistakidis Efendi.
“19 Haziran 1894'te Zincirli'deki kazıların yeni temsilcisi Mistakidis Efendi, yedi kasa eseri Zincirli’den İskenderun Gümrük Bürosu’na gönderdi.
Ancak Gümrük İdaresi bu durumdan haberdar edilmemişti. Maarif Nezareti’nden bunlarla ne yapılması gerektiğini sordu.
Ardından İskenderun Gümrük Müdürlüğü'ne Zincirli’den 21 kasa daha geldi ve Gümrük Bürosu tekrar Maarif Nezareti’nden bilgi istedi.
Kayıtlarda bu 21 kasanın akıbetine dair bilgi bulunmamasına rağmen, Maarif Nezareti Teftiş ve Onay Encümenliği ilk yedi kasanın İstanbul’a İmparatorluk Müzesi (Müze-i Hümâyun) Müdürlüğü'ne gönderilmesini istedi.
Mistakidis Efendi'nin İskenderun Limanı’na toplam 28 kasa kazı buluntusu gönderdiği ve bunlardan sadece yedisinin İstanbul'a gönderilmesinin emredildiği biliniyor. (Oğuz Satır ve Ali Çifçi: The “Worthless Stones” of Zincirli: Osman Hamdi Bey and the German Excavations of 1888–1902, DergiPark, s. 235)
Gerisi.?
Kasa kasa tarihî eser?
Hop gemilere, hop acı vatan Almanya’ya!
(Zincirlide bulunmuş. Berlin’e kaçırılmış bir kabartma. Berlin Vorderasiatisches/Önasya Müzesi)
***
“Zincirli ile ilgili bir sonraki korunmuş belge, Hamdi Bey'in 1 Kasım 1895 tarihli Maarif Nezareti’ne yazdığı ve Mistakidis Efendi'ye Zincirli (Gaziantep), Hisarlık (Troya) ve Ayasuluk (Efes) kazılarındaki üstün hizmetlerinden dolayı "Dördüncü Dereceden Mecidi Nişanı" verildiği bir mektuptur.”
Aferim Mistakidis Efendi’ye! 21 kasa dolu dolu tarihî eseri Almanya’ya göndermiş!
Mükâfatı yalnızca bir mektup olmamalı!
Elbette ressam ve Müze Müdürü Osman Hamdi Bey’in bunlardan haberi vardır!
Zincirli ile ilgili 24 Ağustos 1901 tarihli yeni bir kazı başvurusu yapıldığı arşiv belgelerinde tekrar ortaya çıkıyor.
“Doymadık biz” diyor Alman kaçakçılar! Biraz daha!
Kültürel kökümüzü daha tam bağlayamadık toprağa!
“Osmanlı Devlet Arşivleri'nde bu konuda daha fazla bilgi olmamasına rağmen, kazıları yürüten Felix von Luschan, kendi kazı defterinde kazı sürecinde ortaya çıkarılan tüm önemli eserlerin taşındığını belirtiyor.
Ancak bu eserlerin nereye ve nasıl götürüldüğü net değil!
Bu dönemin sonunda kazılan eserlerin bir şekilde Almanya'ya götürüldüğü anlaşılıyor.
Arşivlerde, Osmanlı İmparatorluk Müzesi'nin ve Müdür Hamdi Bey'in bu süreçte nasıl bir rol oynadığına dair bir bilgi bulunmuyor.” (Oğuz Satır ve Ali Çifçi. s. 237)
Kayıtlar kibarca böyle demiş!
Osman Hamdi Bey’in resim tablosu, o zamandan beri hâlâ Berlin Sanat Galerisi’nin duvarında duruyor.
(Sakçagözü’nde bulunmuş, taşlar kesilip traşlanarak Berlin’e kaçırılmış, ünlü aslan avını gösteren kabartmanın ilk kısmı. Berlin Vorderasiatisches/Önasya Müzesi)
Dr. Oğuz Satır ve Dr. Ali Çifçi’nin incelediği belgelere göre: “Zincirli Höyüğü’ndeki son kazının amacı kazıların tamamlanması ve daha önce, 1888–1894 yılları arasında kazılan alanların gözden geçirilmesi ve düzenlenmesiydi.
24 Ağustos 1901'de İstanbul’daki Alman Büyükelçiliği Zincirli'deki kazıların tamamlanması için altı aylık bir izin daha talep etti.
Bu izin, arkeologların kazıyla ilgili belgeleri yayına hazırlamalarına ve kazılar sırasında bulunan yazıtları okuyup fotoğraflamalarına olanak sağlayacaktı.
Carl Humann'ın 12 Nisan 1896’da İzmir’de (Smyrna’da) vefat etmiş olduğundanartık Gaziantep kazılarının başında Felix von Luschan vardı.”
***
(Sakçagözü’nde bulunmuş, taşlar tarşlanarak Berlin’e kaçırılmış, ünlü aslan avını gösteren kabartmanın ikinci kısmı. Berlin Vorderasiatisches/Önasya Müzesi)
***
Peki, kendine ve Almanlara göre büyük keşifler yapmış, ancak tarih önünde böylesine büyük bir soygunun sorumlusu olan Carl Humann kimdi? Yaptıkları Almanya’da nasıl karşılanmıştı?
Carl Humann, 4 Ocak 1839’da, Ruhr havzasında, o zamanki Prusya’nın Essen kentinin banliyösü Steele kasabasında doğmuştu.
Kömür madenleri merkezi olan bu bölge, Almanya’da sanayileşmenin ve kapitalizmin ilk geliştiği yerlerdendi.
Humann, sanayi–zanaat kültürüyle şekillenmiş bir çevrede büyüdü.
Ailesi orta sınıf, teknik-meslek geleneği olan bir aileydi; akademik elit değil, pratik beceri odaklı bir sosyal ortamda gelişti.
Bu arka plan, Humann’ın ilerideki çalışmalarında görülen ölçü, çizim, mühendislik disiplinini belirledi.
Mühendislik/teknik eğitimini Berlin’de, Prusya Devleti’nin Bauakademie’sinde (Berlin Yapı Akademisi) aldı.
Bu okul, 19. yüzyıl Prusyası’nda yol, köprü, altyapı, ölçüm ve plan konularında saha odaklı mühendisler yetiştiriyordu.
Carl, genç yaşta tüberküloz/verem hastalığına yakalandı. Akciğerleri kalıcı bir şekilde hasar gördü.
Doktorları, soğuk Almanya ikliminden uzaklaşmasını önerdi.
O da Osmanlı topraklarına, Sisam Adası’nda antik Heraion (Hera Tapınağı) alanında ölçüm, inceleme ve sınırlı işlemler yapan ve yine bir mühendis olan ağabeyi Franz Humann’ın yanına geldi.
Anadolu’ya gidişi, yalnızca kariyer tercihi değil, bedensel bir gereklilikti.
Avrupa’nın Aydınlanma döneminde iyi bilinen, antik çağın büyük matematikçisi Pisagor’un adası olarak Sisam, tarihî kalıntılarıyla da tanınan bir yerdi.
Akademik olarak arkeoloji eğitimi olmayan Carl Humann’ın tarihî eserlere olan merakı burada tetiklenmiş olmalı.
1863–64 yıllarında Filistin, İzmir, Bergama çevresinde Osmanlı’nın demiryolu, köprü, ölçüm, haritalama projelerinde çalışırken karşılaştığı ören yerleri, onun bu merakını artırdı.
Özellikle Bergama/Pergamon Akropolü’ndeki kabartmalar ve mimari kalıntılar Humann’ı derinden etkiledi.
Bu bağlamda Bergama’nın Zeus Sunağı ve heykellerinin 1864–1878 yılları arasında düpedüz kaçakçılıkla, Gaziantep eserlerinin 1883–1896 yılları arasında kaçakçılık ve şaibeli izinlerle Almanya’ya götürülmesinde baş rolü oynadı.
Zeki ve uyanık bir kişiydi ki Osman Hamdi Bey gibi önemli bir devlet adamını, Osmanlı Müzeler Müdürü’nü, kendi çıkarları yönünde kullanmasını becerdi.
Alman emperyalizmi de böyle bir maşayı kullanmasını bildi.
Humann, Bergama, Aydın, Gaziantep çevresindeki eşsiz tarihî eserlerin Berlin’e taşınmasında Alman Devleti ve ilgili çevrelere göre üstün başarı elde etti.
Ancak buralardaki soygunun sonlanmasını göremedi.
Carl Humann, 12 Nisan 1896 tarihinde İzmir (Smyrna)'da öldü.
Talan işlerini çırakları sürdürdü, sürdürüyor.
Cark Humann’ın ölüm nedeninin, uzun süredir devam eden sağlık sorunları; özellikle kalp-dolaşım rahatsızlıkları olduğu bilinir.
Cenazesi İzmir-Gürçeşme’deki Katolik Mezarlığı’na defnedildi. Bu mezarlık 1950’li yıllarda kapatılınca Carl Humann’ın kemikleri, o yıllarda Arkeoloji Müzesi’nin deposu olarak kullanılan İzmir-Basmane’deki Aya Vukla Kilisesi’nin bahçesine gömüldü.
Bıraktığı vasiyetle mezarının Bergama Akropolü’nde Zeus Sunağı’nın temellerinin bulunduğu yere yapılmasını istemişti.
1967 yılında bu vasiyet gerçekleşti ve kemikleri Zeus Sunağı’nın güneyine yapılan bir mezara konuldu. Hâlâ orada bulunuyor.
(Carl Humann’ın bugünkü Bergama’da Zeus Sunağı temellerinin dibindeki mezarı)
***
Kendine kültürel kök arayan Alman emperyalizmini, özellikle Bergama ve Gaziantep eserleriyle mutlu eden Carl Humann, yaşarken ve ölümünden sonra da Almanya’da birçok kez onurlandırıldı.
Anadolu eserlerinin kaçakçısına 1880 yılında Greifswald Üniversitesi’nden fahri doktora verildi.
1884’te Berlin Kraliyet Müzeleri’nde yönetici/direktör statüsüyle görevlendirildi, Smyrna/İzmir’e atandı, gönderildi.
Alman Devleti’nin has adamı olmuştu artık.
1890 yılında doğduğu yer olan Essen’deki Steele kenti kendisini “Ehrenbürger” (fahri hemşehri) ilan etti.
“O”, muhteşem Zeus Sunağı’nı bulan ve Berlin’e kazandıran adamdı.
Paris ve Londra gibi metropollerle prestij yarışına girişen Berlin’de, onlara rakip olacak “Pergamon” projesinin merkezine yerleştirildi.
Heykeltıraş Adolf Brütt tarafından 1901’de yapılan Humann’ın portre büstü, Pergamon Müzesi/Hapishanesinin ilk açılışında bu binaya yetiştirildi ve bugün Müzenin/Hapishanenin salonlardan birinde duruyor.
Büstün bir kopyası da Essen-Steele’de Kaiser-Otto-Platz’ta sergileniyor.
Aynı zamanda Humann adı, doğduğu Steele’de ve Berlin’de, kamusal mekânlara verilerek kalıcılaştırıldı.
Steele’de 1935’te Carl-Humann-Gymnasium adlı bir okul açıldı. Bir caddeye Humannstraße (Humann Caddesi) adı verildi.
Berlin’de Carl-Humann-Grundschule (Carl Humann İlkokulu) ve ayrıca Humannplatz (Humann Meydanı) gibi yer adları var.
Hamburg-Nienstedten’de Humannstraße (Humann Caddesi) de bu örneklerden biri.
Ayrıca kurumsal “miras yönetimi” bağlamında 1958’de kurulan “Carl-Humann-Stiftung” adlı kuruluş çerçevesinde “anısı/hatırası” yaşatılmaya çalışılıyor.
Ancak son yıllarda Humann’a dair içerikler yalnız “kahraman kaşif” çizgisinde değil; arkeoloji–siyaset ilişkisini de tartışan sergiler/etkinlikler içinde de anılıyor.
Örneğin 2010 yılında Ruhr Museum’da açılan “Archäologie und Politik” eksenli sergide Humann’ın (soyguncu ve talancı) davranışları ve konumu bu bağlamda tartışmaya açıldı.
(Almanya Essen’deki Carl Humann Lisesi)
***
Carl Humann’ın 1896’da ölümünden sonra da Bergama soygunu gibi Gaziantep talanı da devam etti.
Alman........
