menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Otur oturduğun yerde (2)

34 0
21.04.2026

Otur oturduğun yerde (2)

Kitleler, gerçeklerden kopuk, sahte haberlerden tatmin olmuyor; gelir dağılımının bozukluğu, adil bölüşüm gibi yaşamsal sorunların “böyle gelmiş, böyle gider” yaklaşımıyla giderilmemesi karşısında çaresiz kalıyor.

                                                                                                                                                                                                                   “Hiddet hiddet, ışığın ölmesine karşı“                                                                                                                    Dylan Thomas

Geçen yazıda, işsizlik sorununda kalmıştık.

Dünyanın her yerinde emeğinin karşılığını alamayanlar için yapılacak tek şey yasal olarak hakkını aramak değil midir? Ancak demokrasi, ekonomik ve siyasi istikrarsızlığın giderek yerleşiklik kazandığı çağdaş toplumda nasıl gelişebilir? İleri kapitalist ülkeler bile demokrasilerini koruyabiliyorlar mı? Tıpkı “biraz hamileliğin” olamayacağı gibi demokrasinin de azı çoğu olamaz, ya vardır ya yoktur.

Yönetici sınıflar, geniş halk kitlelerinin mutsuzluğu karşısında sus pus; toplumun dikkatini “asıl mesele”den uzaklaştırmanın yollarını arıyorlar besbelli. Neoliberalizmin çöktüğünü egemen güçlerin bile kabul etmek zorunda kaldığı ve telaşa kapılarak züccaciye dükkanına girmiş fil gibi, ortalığı toza dumana katıp yeni model arayışına girdiği apaçık ortadayken emek dünyasının tarafını belirleyeceği yerde, hâlâ bir yanlıştan dönmemekteki bu ısrar niye?

Neoliberalizmin olmazsa olmazı kimlik politikalarından demokrasi bekleyen kesimlerden her birinin, farklılığını kabullenip giderek sağcılaşan yönetimlerin “otur oturduğun yerde “komutu” karşısındaki suskunluğu düşündürücüdür. (Örneğin, “Ev genci”, bile isteye mi kabullenmiştir bu konumu?)

Öncelikle şu kafa karıştırıcı algoritmalardan nasıl kurtuluruz, diye sormalıyız kendimize. Toplumsal cinsiyet, ırk, etnisite, din, mezhep, cinsel yönelim vb. kültürel açıdan dezavantajlı grupların sorunları, ekonomik sömürüye maruz kalma sorunundan daha önemsiz değildir. Ancak insanlık tarihinin, ekonomik ve sınıfsal gerçekliklerinden bağımsız olarak açıklanamadığını yine tarih bize göstermiştir. Dolayısıyla yönetimlerin, ekonomik krizlerin faturasını emeğiyle geçinen........

© Yurtsever