İran Savaşı Sonrası Ortadoğu: Türkiye İçin Fırsat mı, Tuzak mı?

İran Savaşı Sonrası Ortadoğu: Türkiye İçin Fırsat mı, Tuzak mı?

İran savaşı sonrası Ortadoğu’da yeni bir mutabakatın eli kulağında. Washington ile Tahran arasında ateşkesin uzatılması, İran’ın nükleer programı, yaptırımlar, Hürmüz Boğazı’nın güvenliği ve bölgesel gerilimin düşürülmesi gibi başlıkların masada olduğu anlaşılıyor.

Trump’ın onayı, İsrail’in tutumu, İran içindeki güç dengeleri ve Körfez ülkelerinin güvenlik kaygıları İran Savaşı’nda barış sürecini kırılgan kılıyor. Henüz nihai bir anlaşmadan söz etmek için erken. Ama savaş sonrası sözkonusu olduğunda  herkes aynı soruya odaklanıyor; bu yeni dönem Ortadoğu’ya geçici bir nefes mi aldıracak, yoksa daha büyük bir hesaplaşmanın hazırlığı mı olacak?

Türkiye için bu soru bulunduğu coğrafya ve uluslararası sistemdeki yerinden dolayı doğrudan önem taşıyor. Bu nedenle İran savaşı Türkiye’ye aynı anda hem diplomatik fırsat hem de stratejik tuzak sunuyor.

Türkiye’nin elinde küçümsenmemesi gereken bir diplomatik sermaye var. Ankara İran’la konuşabilen, NATO içinde kalan, Körfez’le ilişkilerini onarmış, Rusya-Ukrayna savaşında arabuluculuk tecrübesi kazanmış ve Katar-Pakistan gibi aktörlerle temas kurabilen az sayıdaki ülkeden biri. Son yıllarda dış politikada zikzaklar çok oldu, ama Türkiye konuşma kanallarını tamamen kapatmama refleksini de korudu.

Bu refleks, savaş sonrası dönemde daha değerli hale gelebilir. Eğer ABD ile İran arasında sınırlı bir mutabakat oluşursa Türkiye bunun doğrudan mimarı olamayacaktır, fakat tamamlayıcı aktörü olabilir. Özellikle Irak, Suriye, enerji güvenliği, mülteci hareketliliği, ticaret yolları ve bölgesel iletişim kanalları bakımından Ankara’nın dışarıda bırakılması kolay değil.

Türkiye’nin isteği aslında şu olmalı; İran’ın tamamen dışlandığı bir bölgesel düzen Ankara açısından sürdürülebilir olmaz; buna karşılık İran’ın vekil güçler üzerinden sınırsız hareket alanı kazandığı bir düzen de Türkiye’nin çıkarlarına uymaz. Dolayısıyla Ankara hem Tahran’la iletişimi korumak hem de İran merkezli milis ağlarının Irak, Suriye ve Lübnan’da bölgesel baskı üretmesini sınırlamak zorunda. Ancak Ankara’nın kapasitesi bunları kendi başına başarmaya yetecek mi?

Türkiye’nin daha tutarlı bir stratejik dil kurması  da gerekiyor. Sadece “savaş istemiyoruz” demek yeterli değil. Ankara, savaş sonrası düzenin hangi ilkeler üzerine kurulmasını........

© yetkinreport.com