Moskova’nın En Tehlikeli Yanı: Gücü Değil, Söylediğini Yapma İradesi

Moskova’nın En Tehlikeli Yanı: Gücü Değil, Söylediğini Yapma İradesi

2007 yılında Münih Güvenlik Konferansı’nda Putin’in yaptığı konuşma aslında önümüzdeki yirmi yılın jeopolitik yol haritasıydı.  (Foto: Wikipedia)

Tarih boyunca devletler hakkında birçok yanlış hesap yapıldı. Bazıları olduğundan güçlü sanıldı. Bazıları küçümsendi. Bazılarının ise niyetleri yanlış okundu. Ancak uluslararası ilişkiler tarihinde en pahalı hatalardan biri, Rusya’nın güvenlik uyarılarını blöf sanmak oldu.

Bugün dünya yine benzer bir dönemeçten geçiyor. Rusya’yı sevmek veya sevmemek ayrı bir konudur. Onun politikalarını desteklemek veya eleştirmek de ayrı. Fakat Rusya’yı doğru okumak, özellikle Türkiye gibi aynı coğrafyayı paylaşan ülkeler için bir tercih değil, zorunluluktur.

Çünkü devletler sadece silahlarıyla değil, iradeleriyle de ölçülür. Bir ülkenin ekonomik büyüklüğü, teknolojik kapasitesi veya nüfusu kadar, söylediğini yapma kararlılığı da caydırıcılığının önemli bir parçasıdır.

Ben uzun yıllardır Rusya’yı izleyen biri olarak şu kanaate sahibim: Rusları hafife almak, tarihin defalarca cezalandırdığı stratejik bir yanlıştır. Belki her açıklamalarını ertesi gün hayata geçirmezler. Belki yıllarca beklerler. Belki diplomasi yollarını sonuna kadar tüketirler.

Ama bir konuyu devletin varlığıyla ilgili güvenlik meselesi olarak görüyorlarsa, sonunda gereğini yapmaktan çekinmezler. Çünkü Rus stratejik kültüründe tehditler çoğu zaman pazarlık aracı değil, niyet beyanıdır. Bugün dünya yine aynı sınavdan geçiyor.

Münih’te Dünya Dinlemedi

2007 yılında Münih Güvenlik Konferansı’nda Vladimir Putin kürsüye çıktı. O gün yapılan konuşma aslında önümüzdeki yirmi yılın jeopolitik yol haritasıydı.  NATO’nun doğuya doğru genişlemesini kabul etmeyeceklerini söyledi.  Tek kutuplu dünya düzeninin sürdürülemez olduğunu anlattı.Rusya’nın güvenlik çıkarlarını gerekirse güç kullanarak savunacağını açıkça ifade etti.

Salonun önemli bir bölümü bunu sert bir siyasi çıkış olarak değerlendirdi. Kimileri iç kamuoyuna yönelik bir söylem olduğunu düşündü. Kimileri ise Moskova’nın gerçek kapasitesinin buna yetmeyeceğini savundu. Ancak Rusya açısından bu konuşma bir propaganda metni değil, stratejik doktrinin ilanıydı.

Sonra tarih konuştu:  2008’de Gürcistan savaşı geldi. 2014’te Kırım ilhak edildi. Donbas çatışmaları başladı. 2022’de Avrupa, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en büyük kara savaşına sahne oldu. Her aşamada aynı cümle tekrarlandı: “Rusya bunu göze alamaz.” Ama aldı. Bu yüzden mesele Rusya’yı haklı bulmak değildir. Mesele onu doğru analiz etmektir.

Osmanlı’nın Öğrendiği Ders

Bizim tarihimiz de bunun örnekleriyle doludur. Osmanlı Devleti ile Rusya arasında üç yüzyıla yayılan büyük bir jeopolitik mücadele yaşandı. Karadeniz’e inmeleri,  Kırım’ı almaları,  Kafkasya’ya yerleşmeleri,  Balkanlar’da nüfuz kazanmaları…

Bunların hiçbiri tesadüf değildi.

1774 Küçük Kaynarca Antlaşması yalnızca bir diplomatik metin değil,........

© yetkinreport.com