We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Erdoğan’ın Türk ordusunu yeniden yapılandırmasının anlamı

274 18 36
01.09.2021

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan geçtiğimiz hafta sembolik önemi kadar fiili önemi de bulunan bir dizi askeri-siyasi adım attı. Kurtuluş Savaşına atfen “Zafer Haftası” olarak bilinen haftayı kendi programına uyarlayarak aslında içeriden çok dışarıya, özellikle ABD, Avrupa Birliği ve Rusya’ya mesaj verdi. Ancak bu programın asıl önemi, Erdoğan’ın Türk Silahlı Kuvvetlerini yeniden yapılandırma siyasetinin parçası olmasıydı. Erdoğan’ın son programlarında söyledikleri Türk ordusunun yeniden yapılandırma planının son aşamasına geldiğini inandığını gösteriyor.
Erdoğan’ın son bir haftaki programına yakından bakmadan önce Türk ordusunu yeniden yapılandırmak için yakın tarihteki dönüm noktalarını hatırlamak gerekiyor. Türk ordusunu reform çalışmalarında en keskin adımları atanlar, Sultan İkinci Mahmut ve Mustafa Kemal Atatürk olmuştu.
Mahmut, 1826’da artık son derece siyasileşmiş bulunan Yeniçeri örgütlenmesine -kanlı bir şekilde- son vererek Asâkir-i Mansureyi Muhammediye, (Hazreti) Muhammed’in Muzaffer Askerleri sistemini getirmişti. Aslında Türk ordusunun Batı tarzı modern askerlik düzenine ilk adım sayılan yeniden yapılandırmaya bu isim medreseleri ve ulema sınıfını yatıştırmak için verilmişti. Ordu yeniden kurulup üzerinde siyasi otorite sağlanmadan devamındaki 1839 Tanzimat ve 1856 toprak reformları mümkün olamazdı; bir rejim değişikliği süreciydi.

Atatürk ise Mahmut’tan yaklaşık 100 yıl sonra, 1924’te, Cumhuriyetin kurulmasından sonra ilk reform adımlarından birini 1924 Genelkurmay Başkanlığını kurup Bakanlar Kurulu’nun, yani siyasi karar mekanizmasının dışına çıkararak atmıştı. Diyanet İşleri Başkanlığı kurularak, ordunun yanı sıra ulema da aynı yöntemle siyasi karar mekanizmasından dışlanmıştı. Bu da bir rejim değişikliği meselesiydi. Hilafetin ilgası ardından Cumhuriyet rejiminin eski asker-ulema-üniversite üçgenine dayanmaması gereği açıktı. Atatürk askerlerden üniforma ya da siyaset tercihini yapmalarını işstemişti. Yozlaşma, NATO’ya giriş ardından ABD’nin Türkiye’yi Sovyetler dönemindeki Rusya’ya, “komünizme karşı” sınır karakolu görmesiyle, yani yurt savunmasının yerine ideolojik önceliklerin geçirilmesiyle başladı.

İlginçtir, 27 Mayıs 1960 darbesiyle devrilmesinden yıllar sonra Celal Bayar, 27 Mayıs’ı Atatürk tarafından siyaset dışına çıkarılan askeriye ve (eskinin medresesi yerine) üniversitenin yeniden siyasete dönüşü olarak değerlendirmişti.
Erdoğan’ın Türk ordusunu yeniden yapılandırma çalışmalarındaki tetikleyici unsurun bundan da bir yüz yıl kadar sonra, 2016’daki askeri darbe girişimi olması dikkat çekicidir. Bunu tenkit ya da takdir etmeden önce tespit etmek gerekiyor. Ancak bu son hamlede iç siyasetten çok dış siyasetin, dış etkenin rol oynadığını da söylemek mümkün.

Türkiye’nin ABD ile ilişkileri hep iniş çıkışlarla dolu olmuştur. Ama 4 Temmuz 2003’te, TBMM’nin Irak savaşına katılmayı reddetmesi ardından Amerikan askerlerinin Süleymaniye’de Tük askerlerinin kafasına çuval geçirerek tutuklaması bütün Türkiye için olduğu gibi Erdoğan için de sarsıcı oldu. Ama ABD Tezkere’nin reddinden dolayı AK Parti hükümetinden çok NATO müttefiki Türk ordusunu suçluyordu.
Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde 27 Nisan 2007 e-muhtıra olayı ve ertesi gün........

© yetkinreport.com


Get it on Google Play