Jeopolitik Belirsizliğe Rağmen Barış Mümkün

Türkiye’deki barış sürecinin bugün en sert düğüm noktası Suriye’de atılmış durumda. Suriye ordusuyla SDG çatışmaları sontası Halep. (Foto: Ekran Görseli)

Türkiye’nin uzun ve acı dolu çatışma geçmişini yakından takip edenler için bugün giderek daha netleşen rahatsız edici bir gerçek var: Barış sürecindeki mevcut tıkanıklık, sıklıkla iddia edildiği gibi jeopolitik zorunluluklardan kaynaklanmıyor. Asıl sorun, jeopolitiğin bilinçli biçimde barışı ertelemenin gerekçesi haline getirilmesi. Bir dönem ağırlıklı olarak iç siyasal bir mesele olarak ele alınan barış meselesi, bugün değişken bölgesel dengeler ve geçici güç konjonktürleriyle açıklanarak sürekli öteleniyor.

Oysa jeopolitik, özellikle Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafyada, durağan değildir. Bugün belirleyici görünen dengeler yarın hızla anlamını yitirebilir. Tam da bu nedenle mevcut belirsizlikleri barış yapmamak için kalıcı gerekçelere dönüştürmek, ihtiyatlı bir tutumdan çok tarihsel fırsatların bilinçli biçimde kaçırılması anlamına gelir. Jeopolitiğin değişkenliği, barışı askıya almak için değil, onu zamanında değerlendirmek için bir uyarı olarak okunmalıdır.

Türkiye içinde barışa dair yapılması gerekenlerin ana hatları büyük ölçüde biliniyor. Çatışma çözümü konusunda onlarca yıla yayılan bir deneyim, kurumsal hafıza ve toplumsal tartışma birikimi mevcut. Haklar, yurttaşlık, yerinden yönetim, toplumsal yeniden entegrasyon ve demokratik güvenceler yeni kavramlar değil. Sorun artık ne yapılacağını bilmemek değil; bu başlıkları siyasal bir öncelik olarak taşıyacak irade ve kapasitenin zayıflaması.

Jeopolitiğin bu denli belirleyici hale gelmesi de tam olarak burada anlam kazanıyor. İç reformların ertelenmesi, demokratik alanın daralması ve güvenlikçi reflekslerin siyasette baskın hale gelmesi, jeopolitiğin barış üzerinde fiili bir veto yetkisi kazanmasına zemin hazırlıyor. Başka bir ifadeyle, barış dış koşullar belirlediği için değil, iç siyaset bu koşulları yönetebilecek........

© yetkinreport.com