YÜKSEK KATLI YAPILAŞMA ve GİRESUN
Yapı ve yapım (inşaat) kültürleri, toplumların genel yaşam biçimlerini anlama ve tanımlama açısından da zengin bir gözlem alanıdır.
Geleneksel ve yerel yapı malzemelerinin kullanıldığı dönemlerdeki 2-3 katlı yapılar, inşaat sektöründe betonarme ve çelik kullanımının yaygınlaşması ve yapı üretim teknolojilerindeki hızlı gelişimin sağladığı olanaklarla, önce 5-6 katlı yapılara, sonra 7-8 katlı yapılara, sonra da 10-15 katlı yüksek yapılara dönüştü. Son yıllarda artık 30 kat ve üzeri çok yüksek yapılar doğal karşılanır olmaya başlandı.
Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği (Tanımlar – Madde 4); bina yüksekliği 21.50 mt veya yapı yüksekliği 30.50 mt’den fazla olan (10 kat ve üzeri) binaları Yüksek Yapı, bina yüksekliği 51.50 mt veya yapı yüksekliği 60.50 mt’den daha yüksek (20 kat ve üzeri) olan binaları Çok Yüksek Yapı, olarak tanımlanmıştır.
Son yıllarda malzeme ve yapım süreçlerinde yaşanan teknolojik gelişim, gökdelen tipi çok yüksek yapıları ilginç bir güç ve saygınlık yarışı alanına dönüştürmüş durumda. Büyükşehirlerdeki 50-60 katlı konut, ofis ya da ticari amaçlı çok yüksek yapılar (gökdelenler) artık günlük yaşamın bir parçası oldu. Gökdelen türü sınırları zorlayan, hatta simgesel özellikleri bazen aşırı abartılı olarak değerlendirilebilecek yapılarla ilgili tartışma ayrı bir uzmanlık konusu olmakla birlikte, yüksek katlı yapılar ve yüksek katlı yapılaşma, inşaat sektörünün ve sektördeki planlayıcıların uzun zamandır tartıştığı konulardan biridir. Özünde bir “Kentsel Planlama” konusu olan bu durumun, bir dönem, yatay mimari mi? düşey mimari mi? şeklinde sonuçsuz bir tartışmaya dönüştüğü bile olmuştu.
Zemin 2 ya da zemin 3 katlı yapıların bulunduğu, sokakta yürüyenlerin çevrelerini ve sokağı algılayabildiği, insan ölçeğinin kaybolmadığı, hiçbir yapının diğerinin güneşini kesmediği ve gökyüzünün kolayca görülebildiği, bir sokakta yaşamakla, 15-20 katlı betonarme yapıların bulunduğu bir sokakta yaşamak arasında bir seçim yapmak........
