We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

AYVA SARI NAR KIRMIZI

7 0 0
11.09.2021

Refik Durubaş “Seni hangi ömrümle sevdiğimi / bir güz yağmurları bildi / bir de saçlarına düşen sonbahar “ dizeleriyle anlatır sonbaharı; Cahit Sıtkı “ayva sarı nar kırmızı” dizesiyle betimler. Güz, Eski Türkçe döneminden bu yana kullanılan bir sözcüktür. Güz ile birlikte dilimizde Arap dilinden giren bahar önüne ilk ya da son sözcüklerini alarak yaz öncesini ya da yaz sonrasını mevsimleri karşılar.
Dilin bir gerçeği vardır. Bünyesine aldığı yabancı dilden sözcükle bünyesinde var olan Türkçe sözcüğü uzunca bir dönem birlikte kullanır. Sonuçta biri kullanımdan düşer, diğeri kalıcılaşır. Örnek mi? Aynı kavramı karşılayan uçmak ve cennet; sayrı ve hasta sözcüklerinden Türkçesi kullanımdan düşmüş, Arapçası kalıcılaşmış. Ya da İngilizce kökenli kompüter ile Türkçe bilgisayar yine yan yana yarışa girmiş; bu kez kazanan Türkçe sözcük olmuş… Bu durum, iki Türkçe sözcükte de geçerli olabiliyor. Çimmek-yıkanmak; sınık-kemik sözcüklerinden çimmek ve sınık unutulmaya yüz tutarken yıkanmak ve kemik kullanılıyor.
Günümüzde sonbahar ve güz sözcükleri birlikte kullanılıyor. Birinin diğerine üstünlüğü henüz söz konusu değil. Refik Durubaş, “Kırık Ayna” şiirinde bu iki sözcüğe de yer veriyor: sonbahar akşamları / güz yağmurları. Gelecekte ne olur? Hep böyle birlikte mi kullanılır bu iki sözcük ya da yarışı hangisi kazanır, hangisi kaybeder kestirmek güç! Benim gönlüm güz sözcüğünden yana.
Güz hüzün ayıdır, bir anlamda; romantik bir güzelliktir. Güneş daha az ısıtır bu mevsimde. Yeşil dallar önce sarıya sonra turuncuya dönüşür. Güz yağmurları başlar. Soğuk rüzgârlar yaprakları koparır bir bir ağaçlardan. Otlar, çimenler, çiçekler solgunlaşır boynunu büker soğuk gecelerde. Bu doğal olguyu 16. Yüzyıl Divan şairi Bâkî çokça bilinen gazelinde “Eşcâr-ı bağ hırka-ı tecrîde girdiler /
Bâd-ı hazân çemende el aldı çenârdan” dizeleriyle ile betimler. Bağın ağaçları soyunma, arınma hırkası giyerler; güz rüzgârları çınarın ele benzeyen yapraklarını koparır. Bu, beytin somutlaşan dış yüzüdür. Bir de soyut iç yüzü söz konusudur. Beyitte geçen “tecrîd ve el almak” terimleri; tekke- tasavvuf öğretisi ile ilgilidir. Tecrid, tekkeye giren dervişin kalbini ve kafasını dünya nimetlerinden kurtarıp gönlünü ilahi aşkla doldurması; bir başka söylemle çileye........

© Yeşilgiresun


Get it on Google Play