menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

FERRERO’NUN FINDIK ZİRVESİNDEN TÜRKİYE’NİN FINDIK GELECEĞİNE: GİRESUN KALİTE FINDIK İÇİN YENİ BİR YOL ŞART

9 0
05.06.2026

Ferrero Fındık ve Sürdürülebilirlik Akademisi’nin İstanbul’da düzenlediği Sürdürülebilir Fındık Zirvesi, Türkiye’de fındık meselesinin artık yalnızca sezonluk fiyat, rekolte ve ihracat geliri üzerinden okunamayacak kadar geniş bir ekonomik, sosyal ve stratejik alana taşındığını bir kez daha gösterdi.

Bu zirve, ilk bakışta iyi tarım uygulamaları, izlenebilirlik, sosyal uygunluk, çocuk işçiliğiyle mücadele, üretici deneyimi, bahçe yönetimi ve sürdürülebilirlik başlıkları etrafında düzenlenen teknik bir toplantı gibi görünse de, fındığın geleceği açısından çok daha büyük bir soruyu gündeme taşıyor:

Türkiye fındıkta kendi standardını, kendi markasını ve kendi sürdürülebilirlik modelini mi kuracak, yoksa küresel alıcıların belirlediği sisteme uyum sağlayan üretici ülke konumunda mı kalacak?

Artık fındığı ve fındık sektörünü yalnızca “kaç ton üretildi, kaç liradan satıldı, ihracattan ne kadar gelir elde edildi” sorularıyla açıklamanın yeterli olmadığı; üretimin kimin lehine dönüştüğü, standartları kimin koyduğu, maliyeti kimin taşıdığı, kazancın kimde toplandığı ve üreticinin bu yeni düzende hangi güçle masada yer aldığı sorularının da öne çıktığı yeni bir dünya düzeni var.

Bu nedenle Ferrero’nun zirvesini yalnızca bir şirket etkinliği olarak görmek eksik kalır.

Bu toplantı, fındıkta küresel tedarik zincirinin nasıl yeniden kurulduğunu, büyük alıcıların üretim sahası üzerindeki etkisinin nasıl arttığını ve Türkiye’nin bu süreçte kendi fındık politikasını nasıl şekillendirmesi gerektiğini gösteren önemli bir işarettir.

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK SÖYLEMİYLE BAŞLAYAN YENİ DÖNEM

Fındıkta sürdürülebilirlik bugün yalnızca bahçe bakımı, verim artışı, zirai mücadele veya toprak sağlığı anlamına gelmiyor.

Ürünün hangi koşullarda üretildiği, mevsimlik tarım işçilerinin nasıl çalıştığı, çocuk işçiliği riskinin nasıl önlendiği, üreticinin hangi teknik standartlara uyduğu, ürünün hangi aşamalardan geçerek alıcıya ulaştığı ve bütün bu sürecin nasıl kayıt altına alındığı da artık aynı başlığın içinde değerlendiriliyor.

Dünya gıda piyasalarında izlenebilirlik, sosyal uygunluk ve çevresel sorumluluk giderek daha güçlü bir zorunluluk haline gelirken, fındık gibi büyük ölçüde küçük üreticiye dayanan bir üründe bu dönüşümün sahaya nasıl yansıyacağı daha önemli hale geliyor.

İyi tarım uygulamalarından kahverengi kokarcayla mücadeleye, bahçelerin yaşlanmasından verim düşüklüğüne, iklim stresinden mevsimlik tarım işçilerinin barınma, ulaşım, sağlık, güvenlik ve çalışma koşullarına kadar uzanan her konu, fındığın geleceğini doğrudan etkileyen aynı zincirin parçalarıdır.

Ancak bu zincir üreticinin gelirini artırmıyor, maliyetini düşürmüyor, pazarlık gücünü büyütmüyor ve ürüne hak ettiği kalite fiyatını kazandırmıyorsa, sürdürülebilirlik sahada üretici için karşılığı zayıf bir kavrama dönüşür.

Çünkü üretici kazanamadığı bir sistemde bahçesini yenileyemez, işçisine daha iyi koşul sağlayamaz, zirai mücadeleyi zamanında yapamaz, kurutma ve depolama kalitesini yükseltemez, üretimde kalma iradesini koruyamaz.

Fındıkta çevresel ve sosyal sürdürülebilirliğin gerçek anlamda kurulabilmesi, ekonomik sürdürülebilirliğin üretici lehine sağlanmasına bağlıdır. Üreticinin ayakta kalmadığı, gelir elde edemediği ve bahçeye yatırım yapamadığı bir sistemde sürdürülebilirlik, raporlarda güçlü görünen ancak sahada zayıf kalan bir başlığa dönüşür.

STANDARTLARIN KİM TARAFINDAN KURULDUĞU BELİRLEYİCİ HALE GELİYOR

Ferrero gibi küresel şirketlerin fındık tedarik zincirinde izlenebilirlik, iyi tarım, sosyal uygunluk ve dijital kayıt sistemlerini öne çıkarması, dünya ticaretinin geldiği nokta açısından anlaşılabilir bir gelişmedir.

Gıda sanayisi artık yalnızca ürüne değil, ürünün hangi koşullarda üretildiğine de bakıyor.

Tüketici pazarları, uluslararası şirketler ve büyük markalar, tedarik zincirinde sosyal ve çevresel sorumluluk başlıklarını daha görünür hale getiriyor.

Türkiye açısından asıl belirleyici olan mesele ise bu standartların üreticiyle birlikte mi, yoksa üreticinin üzerinde yeni bir baskı alanı oluşturacak şekilde mi kurulduğudur.

Bir şirket hem büyük alıcı konumunda olacak hem sahada üreticiyle doğrudan ilişki kuracak hem sürdürülebilirlik standardı belirleyecek hem izlenebilirlik zinciri oluşturacak hem de küresel ölçekte alternatif üretim ülkelerine yatırım yapacaksa, bu tablo yalnızca teknik destek programı olarak değerlendirilemez.

Bu yapı, fındık piyasasının sessiz biçimde yeniden düzenlendiğini de gösterir.

Üretici bu yeni düzene güçlü kooperatiflerle, kamu politikasıyla, kaliteye dayalı fiyat güvencesiyle ve örgütlü pazarlık mekanizmasıyla dahil edilmezse; standartlar üreticiyi koruyan değil, üreticiyi küresel alıcıya daha bağımlı hale getiren bir yapıya dönüşebilir.

TÜRKİYE KENDİ SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK MODELİNİ KURMAK ZORUNDA

Fındıkta sürdürülebilirlik başlığı, dış alıcıların ve küresel şirketlerin belirlediği uygulama takvimine bırakılamayacak kadar stratejik bir konudur.

Ferrero veya benzeri büyük alıcıların izlenebilirlik, iyi tarım, sosyal uygunluk ve tedarik güvenliği üzerinden kurduğu sistemler kendi ticari öncelikleri açısından anlaşılabilir olsa da Türkiye’nin fındık politikasının ana zemini bu şirketlerin sürdürülebilirlik programları olamaz.

Dış alıcı merkezli sürdürülebilirlik modeli uzun vadede üreticinin gelirini, kalite farkını, bölgesel maliyetini ve pazarlık gücünü garanti altına almaz.

Bu modelde standartlar çoğu zaman alıcının tedarik güvenliği, marka itibarı ve küresel pazardaki uyum zorunlulukları üzerinden şekillenirken; üreticinin verim düşüklüğü, yüksek işçilik maliyeti, eğimli arazi koşulları, zararlı baskısı, iklim riski ve gelir kaybı aynı ağırlıkta değerlendirilmez.

Türkiye’nin yapması gereken, dış alıcıların sürdürülebilirlik şartlarına uyum sağlayan pasif üretici ülkesi konumunda kalmak değil; kendi sürdürülebilirlik kurumlarını, kendi kalite standardını, kendi izlenebilirlik sistemini ve kendi üretici merkezli denetim modelini kurmaktır.

Bu yönde kamu kurumları, sürdürülebilirlik alanında çalışan ulusal kuruluşlar, üniversiteler, ziraat odaları, üretici örgütleri, kooperatifler, Fiskobirlik, yerel yönetimler ve ihracatçı birlikleri aynı hedef etrafında buluşmalıdır.

Giresun kalite fındığının menşe değeri, aroma üstünlüğü, yamaç üretimi, düşük dekar verimi, yüksek emek maliyeti ve sosyal üretim yapısı Türkiye’nin kendi sürdürülebilirlik standardının merkezine yerleştirilmelidir.

Sürdürülebilirlik yalnızca alıcının ürünü takip ettiği bir izlenebilirlik sistemi olarak kurulursa üretici için eksik kalır.

Bu sistem aynı zamanda üreticinin emeğini, maliyetini, gelir hakkını, kalite farkını ve bölgesel üretim zorluğunu da görünür kılmalıdır. Ürün izlenebilir olacaksa, üreticinin kaybı da izlenebilir olmalıdır. Kalite belgelenecekse, kaliteyi üreten emeğin fiyat karşılığı da güvence altına alınmalıdır.

Türkiye fındıkta dünya lideriyse, sürdürülebilirlikte de kendi sözünü söylemek zorundadır. Aksi halde üretici, kendi bahçesinde ürettiği stratejik ürünün geleceğini başkalarının belirlediği standartlara göre yönetmek zorunda kalır.

GİRESUN KALİTE FINDIK İÇİN MARKA VE MENŞE POLİTİKASI ŞART

Türkiye’nin kendi sürdürülebilirlik modelini kurması gerektiği noktada Giresun kalite fındığı ayrı bir yerde duruyor. Çünkü Giresun kalite fındığı yalnızca Türkiye fındık üretiminin bir parçası değil; aroması, işlenme kabiliyeti, geleneksel üretim kültürü, menşe değeri ve coğrafi niteliğiyle ayrı fiyatlanması gereken stratejik bir üründür.

Giresun kalite fındığı, küresel şirketlerin tedarik zincirine ham madde sağlayan sıradan bir ürün gibi ele alınamaz. Bu ürünün geleceği, ancak Giresun merkezli güçlü bir marka, kalite standardı, izlenebilirlik sistemi ve üretici gelirini koruyan fiyat politikasıyla güvence altına alınabilir.

Türkiye’nin ve özellikle Giresun’un burada yapması gereken, başka bir aktörün sürdürülebilirlik planına uyum sağlayan üretici konumuna razı olmak değil; kendi markasını, kendi kalite standardını, kendi izlenebilirlik sistemini ve kendi üretici........

© Yeşilgiresun