“Türk demek Türkçe demek! Ne Mutlu Türk'üm diyene!” sözleriyle, dilin bir milletin varlığı bakımından önemine işaret eden yüce Atatürk, herhâlde Millî Kimliğimizin en temel aracı olan Türkçenin, yabancı diller boyunduruğundan kurtarılmasını ve böylelikle Millî Kimliğin gelişmesini amaçlamaktaydı. Bu konuda, ilk zamanların heyecanı ile bazı yanlışlar da yapılmıştır. Fakat izlenmesi gereken yolu işaret eden de yine bizzat Atatürk'tür. Dil çalışmaları sırasında bir gece Çankaya'da kendisine sunulan bir listeyi okuyan Atatürk şunları söyler:
“Yeni Türkçe kelimeler teklif edebiliriz. Bu yönde ısrarla çalışmalıyız. Fakat, Türk dilinin yapısını zorlamak olmaz. Bu bünye meselesini Türk dilinin olgunlaşma seyrine bırakmalıyız. Birkaç gün önce Ahmet Cevat Bey'e söyledim. Ketebe, yektübü Arabındır; kâtip, kitap, mektup Türk'ündür” (Y. Koç, A. Koç, “Belgelerle Mustafa Kemal Atatürk”, s. 153).
Atatürk'ün Cumhuriyetin 10. Yılı nutkunda, yeni üretilen “ULUS” kelimesini kullanmayarak “MİLLET” dediğini hatırlatırız. “Türk Milleti zekidir” diyen Atatürk'tür! Fakat sonradan, bu “Ulus” kelimesi değişik eklerle kullanılmaya başlandı. Meselâ “ULUSAL” ve “ULUSACI” gibi! Millî ve Milliyetçi dememek için bu kelimeler uyduruldu.
SEL SAL EKİ
Özleştirmede yapılan bir yanlış da, Sel-Sal ekinin, halkımızın benimseyerek kullandığı kelimelere uyarlanması oldu. Meselâ, “Kumluk”, “Kumsal” oldu. Ama Kayalığa dokunamadılar. Çünkü, “KAYASAL” dense, çok saçma bir kelime ortaya çıkacaktı. “Coğrafî” kelimesine de dokunamadılar; çünkü, “Coğrafyasal” komik bir kelime olurdu! Fakat Fizikî, fiziksel oldu; Pandemi sırasında çok kullanılan “Sosyal Mesafe”yi icat ettiler. Hâlbuki, “Fizikî Mesafe” olmalıydı. Ayrıca niçin “FİZİKSEL” denmediğini anlayamadık doğrusu!
Keza, Atatürk, “Kâtip, kitap, mektup Türk'ündür” dediği hâlde, kâtip kelimesinin yerine “SEKRETER” kelimesini koydular! Sözde dilimiz özleştiriliyormuş! Peki, Sekreter Türkçe mi?
Güzelim Hâkimiyet ve Hürriyet Kelimelerini Dilimizden Çıkardılar!
Arapça “Hâkimiyet” kavramına “Türkçe” karşılık olarak Egemenliği buldular! Peki, Egemenlik Türkçe mi? Egemen, Hegemon, Hegomonik kelimelerinin hiçbiri Türkçe değil. Hâlbuki, bu uydurma kelimelerin yerine “Hâkim”, “Hâkimiyet” ve “Hükümran” kelimeleri kullanılabilirdi.
Büyük Millet Meclisi'nde “Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir” yazılıydı; değiştirdiler! Bunları yapanların niyetleri başka!
“Hürriyet” kelimesini alalım: Arapça diye kaldırıp attılar ve yerine uydurma “Özgürlük” kelimesini koydular! Böylelikle Atatürk'ün, o ünlü “Hürriyet ve İstiklâl benim karakterimdir” sözünü de kaldırıp atmış oldular! Ya 'Operatör' kelimesine ne diyelim? 'CERRAH' kelimesinin yerine bu İngilizce kelimeyi dayattılar. İyi ama, greyder sürene de 'operatör' dediler! Örnek çok!
Özleştirmecilerin hedefleri aslında, Türkçeyi yok etmektir! Dilimizin özleştirilmesi görüntüsü altında, Türkçe âdeta iğdiş edilmiştir. Bugün atılan birçok Osmanlıca kelime halk tarafından kullanılıyordu. Bunların yerine uydurulan kelimeleri anlamak için lûgata bakmak gerekiyor!
Tuhaf olan, 70'li yıllarda bu uydurukça kelimelere büyük tepki gösteren muhafazakâr kesimin de, günümüzde bu kelimeleri tercih etmeleridir!
Prof. Bülent Tanör, alfabe değişikliği konusunda şu bilgileri veriyor: “Türkçe, sesliler bakımından çok zengin, Arap alfabesi ise yoksuldu.
Yazı bilgilenmek için öğrenilirken, Arap harfleri ancak bilgilendikten sonra (kelimeyi tanıyınca) öğrenilebiliyordu. Üstelik, o da tam değil. 1862'de Maarif Nâzırı Münif Paşa bir konferansında, aynı kelimenin altı değişik şekilde okunabileceğini örnek göstermişti (körük, kürek, kürk, gevrek, görün, körün). Arap harflerine göre, matbaada yazı dizebilmek için de, 600'den fazla şekil (hurufat) gerekiyordu. Bu durumda, Lâtin harflerinin kabulü, yalnız aristokratik bir dilin kırılması ve halkla aydınların arasının bulunması bakımından değil, ulusal dilin gelişimi bakımından da büyük bir devrim oldu. 1729-1928 arasında, iki yüz yılda basılan 30 bin kitap sayısının, sadece 16 yılda yakalanmış olması da bunu gösterir” (“Kuruluş”, s. 87)!
TÜRKÇE DÜNYANIN EN MÜSTESNA DİLLERİNDEN BİRİDİR
Türkçe, birçok Türkoloğun ve yabancı dil uzmanının da belirttiği gibi müstesna bir dildir. Arapça alfabe, dilimizin gelişmesini önlemiştir. Sesli harflerin yer almadığı Arap alfabesi ile okuyup yazma öğrenmek son derece güç bir işti. Yağmur Atsız bir yazısında, Türkçenin bu üstünlüğü konusunda şu bilgiyi vermiş: “İnternational Association for the Study of Child Language adlı bilimsel bir örgüt var. Birkaç ay önce, Berlin'de yapılan l0. toplantıları vesilesiyle yayımladıkları bir rapora göre, Türk çocukları 2-3 yaş arası Türkçeyi konuşmaya başlıyorlarmış. Alman çocukları ise 4-5 yaş arası.
Arap çocuklarında bu süre l2 yaş imiş...” Atsız, son derece önemli eserler vermiş olan Fransız Türkolog Jean Deny'nin şu tespitlerine de yer vermiş: 'Türkçenin nerede doğup geliştiğini bilmeyen; bu dilin sanki çok eski zamanlarda bir dil bilginleri heyeti tarafından oturulup masa başında yaratıldığını sanır'” (Tercüman, 23.01.2006).
Fransız Türkoloğu Jean Paul Roux da, Türk dilinin bu mükemmelliğinin üzerinde durur ve meşhur Fransız yazarı Moliere'in, Kibarlık Budalası adlı eserinden, Türkçe hakkındaki şu değerlendirmelerini nakleder: “Şu Türkçe ne hayran kalınacak bir dil; az sözcükle çok şey söyler” (“Türklerin Tarihi”, s. 27, 36).
Millî kimlik ancak Millî Eğitimle gerçekleşir. Millî bir eğitim ise, ancak, Millî Dille olur. Biz bunu çok acı tecrübelerle öğrenmiş bir milletiz. Atatürk'ün Eğitim Devrimi ve eğitime, “Millî Eğitim” ismini vermesi bu bakımdan çok anlamlıdır. Fakat, Emperyalist Batı'yla ittifak ilişkisi içine girildikten sonra, Millî Eğitimde de büyük bir gerileme yaşandığı muhakkaktır. ./…
NOT: İnanılır değil ama, gerçek! CHP Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Erkek, basın toplantısında bir soruya verdiği cevapta aynen şu cümleleri kurmuş: “Biz kardeşsek, sınırımızda başkası olacağına PYD olsun. Bizim için hiçbir sakıncası yok!”
Ya, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer'e ne diyelim: O da, alternatif Cumhuriyet Bayramı kutlamasında yaptığı konuşmada Mersin'den şöyle gürlemiş: “Vizyona bakın! Tank, top, İHA, SİHA vur öldür, kahramanlık türküleri. Cumhuriyet bunun için kurulmadı!”
CHP'nin sayın Kılıçdaroğlu ile l0 yılda geldiği yer işte burasıdır!

QOSHE - LÂTİN ALFABESİNİN KABULÜ DOĞRU BİR KARARDI (2) - İsmail Şefik Aydın
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

LÂTİN ALFABESİNİN KABULÜ DOĞRU BİR KARARDI (2)

33 1 8
14.11.2022

“Türk demek Türkçe demek! Ne Mutlu Türk'üm diyene!” sözleriyle, dilin bir milletin varlığı bakımından önemine işaret eden yüce Atatürk, herhâlde Millî Kimliğimizin en temel aracı olan Türkçenin, yabancı diller boyunduruğundan kurtarılmasını ve böylelikle Millî Kimliğin gelişmesini amaçlamaktaydı. Bu konuda, ilk zamanların heyecanı ile bazı yanlışlar da yapılmıştır. Fakat izlenmesi gereken yolu işaret eden de yine bizzat Atatürk'tür. Dil çalışmaları sırasında bir gece Çankaya'da kendisine sunulan bir listeyi okuyan Atatürk şunları söyler:
“Yeni Türkçe kelimeler teklif edebiliriz. Bu yönde ısrarla çalışmalıyız. Fakat, Türk dilinin yapısını zorlamak olmaz. Bu bünye meselesini Türk dilinin olgunlaşma seyrine bırakmalıyız. Birkaç gün önce Ahmet Cevat Bey'e söyledim. Ketebe, yektübü Arabındır; kâtip, kitap, mektup Türk'ündür” (Y. Koç, A. Koç, “Belgelerle Mustafa Kemal Atatürk”, s. 153).
Atatürk'ün Cumhuriyetin 10. Yılı nutkunda, yeni üretilen “ULUS” kelimesini kullanmayarak “MİLLET” dediğini hatırlatırız. “Türk Milleti zekidir” diyen Atatürk'tür! Fakat sonradan, bu “Ulus” kelimesi değişik eklerle kullanılmaya başlandı. Meselâ “ULUSAL” ve “ULUSACI” gibi! Millî ve Milliyetçi dememek için bu kelimeler uyduruldu.
SEL SAL EKİ
Özleştirmede yapılan bir yanlış da, Sel-Sal ekinin, halkımızın benimseyerek kullandığı kelimelere uyarlanması oldu. Meselâ, “Kumluk”, “Kumsal” oldu. Ama Kayalığa dokunamadılar. Çünkü, “KAYASAL” dense, çok saçma bir kelime ortaya çıkacaktı. “Coğrafî” kelimesine de dokunamadılar; çünkü, “Coğrafyasal” komik bir kelime olurdu! Fakat Fizikî, fiziksel oldu; Pandemi sırasında çok kullanılan “Sosyal Mesafe”yi icat ettiler. Hâlbuki, “Fizikî Mesafe” olmalıydı. Ayrıca niçin “FİZİKSEL” denmediğini anlayamadık doğrusu!
Keza, Atatürk, “Kâtip, kitap, mektup Türk'ündür” dediği hâlde, kâtip kelimesinin yerine “SEKRETER” kelimesini koydular! Sözde dilimiz özleştiriliyormuş! Peki, Sekreter Türkçe mi?
Güzelim Hâkimiyet ve Hürriyet Kelimelerini Dilimizden Çıkardılar!
Arapça “Hâkimiyet” kavramına “Türkçe” karşılık olarak Egemenliği buldular!........

© Yeşilgiresun


Get it on Google Play