LÂİKLİK DİNSİZLİK DEĞİLDİR!
Son günlerde yine lâiklik tartışmaları yaşanıyor. 160 imzalı bir de bildiri yayımlayan bizim lâikçiler, AK Parti iktidarında, ülkemizin lâiklikten uzaklaştığını iddia ediyorlar. Sözde Atatürkçüler ama, Atatürk’ün kadınlarımızın kıyafeti konusunda herhangi bir düzenlemeye gitmediğini bile bilmiyorlar.
Bu lâiklik tartışmaları konusunda rahmetli Attila İlhan’ın yaşadığı çok değerli bir hâdise var. Attila İlhan, II. Dünya Harbi’nden sonra Fransa’ya gider. Bir bekâr evinde arkadaşlarıyla birlikte kalmaktadır. Bir Pazar günü televizyonda, Notre Dam Kilisesi’nden pazar âyininin naklen yayımlandığını görünce, arkadaşlarına “Bu nasıl iş, Fransa lâik bir ülke değil mi? Nasıl olur da kilisedeki Pazar âyini naklen yayımlanır” diye sorar.
Arkadaşları ona şu anlamlı cevabı verirler: “Fransa lâik bir ülke ama, Fransız halkı Katolik’tir!”
Bizim Batı hayranı lâik aydınlarımız bu milletin Müslüman olduğunu nedense bir türlü hatırlamak istemiyorlar ve halkımızın da kendi ‘ÇAĞDAŞ’ hayat tarzlarını benimsemelerini istiyorlar, hattâ bunu dayatıyorlar! Bu, en basit deyimiyle aydın faşizmidir.
Vakti zamanında Ayşenur Aslan’ın Halk TV’deki programında bir konuğu, camide tespih çekenlerin “Allah Allah” diye değil, “Dolar, Euro” diyerek zikir yaptıklarını söyleyebilmişti ki, bu sözler, milletin inancına bakışlarının bir özeti gibidir.
Bu zihniyetin, vatan için gözünü kırpmadan ölüme giden o, ‘GERİCİ’ etiketi yapıştırdığı insanlar bu milletin şerefli evlâdlarıdır.
TÜRK LÂİKLİĞİ FARKLIDIR!
Yakup Kadri Karaosmanoğlu Kemalizm’in ne olduğunu anlatırken, Kemalizm’in lâiklik anlayışını da şöyle açıklar: “Lâiklik; Katolik dünyasında, devletle kilise arasındaki nüfûz ve hâkimiyet rekabetinden doğmuş bir dâvanın adıdır ve gitgide dine karşı bir hareketin, bir din aleyhtarlığının sembolü olmuştur. Bizde ise, bunun istinat ettiği sebep ve maksat, sâdece, kafaları skolastiğin cenderesinden sıyırmak, ruhlarla vicdanları, dince de reddedilmiş olan hurafelerden, bâtıl akidelerden kurtarmaktır” (Panorama, s. 115).
İngiliz yazar Andrew Mango da, Türk lâikliği hakkında şu değerlendirmeyi yapıyor: “Falih Rıfkı Atay, Kemalizm’i, İslâmiyet’in reformu olarak tanımlarken, dînin ibadet kuralları dışındaki bütün kurallarını iptal eden bir reform olduğunu söylemişti. Gerçekten de, uygulamada böyle oldu. Türk Müslümanları, ibadetlerini sürdürdüler ve Mustafa Kemal ne en yakın dostlarının, ne de, halkın özel ibadetlerine karıştı (“Atatürk”, s. 609)!
Atatürk’ün, 29 Ekim 1930 gecesi, A.P. muhabiri bir ABD’li gazetecinin, “ Türkiye’nin hangi bakımlardan Amerikanlaşmasını düşünüyorsunuz” şeklindeki bir sorusuna verdiği şu muhteşem cevabında da, günümüz aydınlarının Batılılaşmanın önünde bir engel olarak gördükleri Millî Karaktere verdiği önemi görmekteyiz: “Türkiye bir maymun değildir ve hiçbir milleti taklit etmeyecektir. Türkiye ne Amerikanlaşacak, ne de Batılılaşacaktır; o sâdece özleşecektir! Biz Türk’üz tam mânası ile Türk’üz, işte o kadar. Bize Müslüman olmak yeterlidir. Asya için, Avrupa için bizim kanunlarımız aynıdır. Dostlara sahip bulunmak, hâkimiyetimizi eksiksiz muhafaza etmek, her şeyi Türk cephesinde mütalâa etmek…”
Bu satırlar da, günümüz Atatürkçülerinin, Atatürk’le hiçbir bağlarının olmadığını göstermektedir.
Bir sözümüz de, dinimize Fransız bu Batıcı aydınları eleştirirken onları, ‘Kemalist’ diye niteleyenleredir: Bu zihniyete sahip olanlara Kemalist demek onlara yapılmış bir iltifattır. Bunlara yakışan sıfat olsa olsa Etki Ajanlığıdır.
Batı hayranı ve Batı uydusu aydınlarımız, Doğu’ya ait olan her şeyi ‘Alaturka’, yâni ‘Türk’e ait’ diyerek küçümsemiştir! Emperyalist Batı’nın modernizmine hayran oldukları için, emperyalizmin vahşi yüzünü bir türlü göremeyen Türk aydınları, ilkel ve geri kabul ettikleri, bin küsur yıl birlikte yaşadığımız İslâm Dünyası’na ve İslâm’a da sırtlarını dönmüştür. Batı hayranlığı ve kendi kimliğini inkâr yüzünden ortaya, Atatürk’ün deyimiyle, ‘müşevveş (karmakarışık)’ bir varlık çıkmıştır.
Türk lâikliği dinsizlik değildir. Batı hayranı aydınlarımızın bunu anlamaları iç barışa büyük katkı sağlayacaktır.
