Tam, artık, 'siyasetçilerin Amerika seyahatleri gündemden kalktı' diyecektik ki, sayın Kemal Kılıçdaroğlu Amerika'ya gitti. Amerika'da 8 saatlik bir kayboluşu var ama bu bizi ilgilendirmez. Hazin olan, John Hopkins Üniversitesi'nde, Rusların yaptığı Nükleer santral aleyhinde konuşması. Hâlbuki, bugün bir enerji krizi yaşayan Avrupa Nükleer santralları yeniden gündemine alıyor. Fransa bugün enerjisinin yüzde 80'ini nükleerden karşılıyor!
Sayın Kılıçdaroğlu'nun Rusya ile kurulan yakın ilişkilerden de rahatsız olduğu anlaşılıyor. Bunu da konuşmasında açıkça dile getirmiş. Zaten, daha yıllar önce, sayın Erdoğan ŞİÖ'ye (Şangay İşbirliği Örgütü) katılabiliriz mealinde bir cümle sarf ettiğinde, CHP kurmayları buna şiddetle karşı çıkmışlar ve hattâ sayın Kılıçdaroğlu da “ŞİÖ demokrasi dışı bir alan! CHP'nin yönü Batı'dır” şeklinde konuşmuştu!
Sayın Kılıçdaroğlu, John Hopkins Üniversitesi'nde yaptığı konuşmada “Biz Batıcıyız” diyerek, çizgisinde bir sapma olmadığı mesajını vermiş. Yani, sayın Kılıçdaroğlu'nun ve tabiî ki, CHP'nin yönü Batı! Avrasya ile hiçbir ilgileri yok! Ancak günümüzde Batıcılığın ne anlama geldiğini de hatırlatmak isteriz:
Batıcılık Amerikancılıktır. Çünkü artık, Avrupa tamamen Amerika'nın kontrolündedir. Batı denilince hâkim güç Amerika'dır. Amerika'nın ise Türkiye'ye karşı, gerek Yunanistan üzerinden ve gerekse Suriye'nin kuzey doğusunda kurdurmaya çalıştığı Kukla Kürdistan devleti ve uyguladığı ambargolar nedeniyle tavrı nettir.
Amerika Türkiye'nin dostu değil, düşmanıdır.
Siyasetin hırçın tartışmalarla sürdürüldüğü günümüzde, İdeolojik tartışmalar sayın siyasetçilerimizin gündemlerinde pek yer bulamasa da, burada şu soruyu da sormak durumundayız:
Batıcı olan bir kişi aynı zamanda Atatürkçü olabilir mi? Bu, bir kişinin aynı zamanda hem kadın hem erkek olmasından farksız bir durumdur ki, eşyanın tabiatına aykırıdır.
Atatürk Batıcı Değildi. Bu konuda çok yazı yazdık. Bir defa daha hatırlatalım:
Atatürk'ün, 29 Ekim 1930 gecesi A.P. muhabiri bir ABD'li gazetecinin, “Türkiye'nin hangi bakımlardan Amerikanlaşmasını düşünüyorsunuz” şeklindeki bir sorusuna verdiği şu muhteşem cevabında da, Millî Karaktere verdiği önemi görmekteyiz: “Türkiye bir maymun değildir ve hiçbir milleti taklit etmeyecektir. Türkiye ne Amerikanlaşacak, ne de Batılılaşacaktır; o sadece özleşecektir! Biz Türk'üz tam manası ile Türk'üz, işte o kadar. Bize Müslüman olmak yeterlidir. Asya için, Avrupa için bizim kanunlarımız aynıdır. Dostlara sahip bulunmak, hâkimiyetimizi eksiksiz muhafaza etmek, her şeyi Türk cephesinde mütalâa etmek…”
Bizim CHP'den beklediğimiz de işte budur. Fakat bu partiyi yakından tanıdığımız için bunun mümkün olmadığını; CHP'nin Batıcı yönünü asla değiştirmeyeceğini iddia ile söyleyebiliriz.
Andrew Mango da, Atatürk'ün Batıcılık siyaseti hakkında şu değerlendirmeyi yapmaktadır: “Dış Dünyanın Atatürk'ün politikasını anlaması uzun sürdü. Hâlâ da O'nun şekillendirdiği ülkeyi yerleştirecek bir yer bulmakta zorlanılıyor. Atatürk'ün, ülkesini Avrupa'ya ve Batıya yönlendirdiği söylenir. Gerçekten de, peşinde olduğu uygarlığın merkezi, o zaman da, bugün de Batıdadır. Ama o, coğrafi bir bölgeye değil, bir ilkeye bağlıydı. Nerede olursa olsun çağdaş uygarlık düzeyini yakalamak ve onun daha fazla gelişmesine katkıda bulunmak fikri, çoğu Türkün esin kaynağı olmayı sürdürmektedir” (“Atatürk”, s.613).
Atatürk'ün Millî Kültüre verdiği bu önemi, Atatürkçüler bile anlayamamışlardır. Atatürk Batı'yı çok iyi tanıyor; emperyalist yanını biliyor; Batı'nın yörüngesine girdiğimiz takdirde, asla Batılılaşamayacağımıza, reform veya devrim yaparak, toplumu dönüştüremeyeceğimize, gelişmiş bir sanayi toplumu olamayacağımıza inanıyordu. Çünkü, Batı'nın yörüngesine girerek Batılılaşacağını zanneden Osmanlı'nın nasıl yok olup gittiğini görmüştü. Ne yazık ki, Atatürk'ten sonra Osmanlı'nın bu vahim hatası tekrarlanacaktır.
Prof. Niyazi Berkes'in de çok güzel ifade ettiği gibi, “Türkiye ancak, Batı'ya rağmen Batılılaşabilir. Batı'ya karşı gelmedikçe, Batı'dan bağımsız olamaz ve kendini düzeltemezdi” (“Batıcılık, Ulusçuluk ve Toplumsal Devrimler”, s. 28).
Atatürk'ün bize gösterdiği hedef Avrupa değil, Avrasya'dır. Söyledikleri ve yaptıkları da bunun kanıtıdır. 1934 yılında Balkan Paktı'nı kurması, 1937 yılında Türkiye, İran, Irak ve Afganistan'ın katılımıyla Sâdâbat Paktını kurması, Atatürk'ün yönünün neresi olduğunu bize çok açık bir şekilde göstermektedir. Fakat, eğer gözlerinizde Amerika'nın yerleştirdiği kara gözlükler varsa, tabiî ki bu gerçeği görmeniz mümkün değildir.
Atatürk'ün, hiçbir Batılı devletle ittifak ilişkisi içine girmediğini de hatırlatmak isteriz.
Atatürk'ün ölümünden birkaç ay önce, Almanya'nın yaptığı ittifak önerisini, “Türkiye tarafsız kalmalıdır, bir ittifak içine girmemelidir” diyerek geri çevirmiştik! Numan Menemencioğlu, Ribbentrop'un, Türkiye ile Almanya arasında bir tarafsızlık antlaşmasının yapılmasını teklif ettiğini, kendisinin, Türkiye'nin sadece komşusu bulunan Sovyetler Birliği, Fransa ve İtalya ile bu çeşit antlaşmalar yaptığını ve İngiltere ile dahi böyle bir antlaşması bulunmadığını söyleyerek bu teklifi reddettiğini belirtmektedir (Mehmet Gönlübol, “Atatürk ve Türkiye'nin Dış Politikası”, s. 116)!
Atatürk'ün 21.12.1937'de bir görüşme yaptığı Suriye Başbakanı Cemil Merdam'a söylediği şu sözler de, Bölge devletleriyle yakın ilişkiler kurmaya ne kadar önem verdiğini göstermektedir: “Ben önce Anadolu'yu kurtarmak zorundaydım.
Ama, şimdi artık, din kardeşlerimize yardım edecek duruma geldik. İcap ederse, Fransızlardan kurtulmanız için ordumuzla yardımınıza geliriz!”
Atatürk yaşasaydı, ya da, O'nun bu Bölge Merkezli siyaseti sürdürülseydi, II. Dünya Harbi'nden sonra bağımsızlığına kavuşan diğer Arap devletlerinin de Sâdâbat Paktı'na katılacakları muhakkaktı. Bu devletlerle geliştireceğimiz ilişkiler, Emperyalist Devletleri de bölgemizden uzak tutabilecekti. Ne yazık ki, Atatürk'ten sonra, Batı ile girdiğimiz ittifak ilişkileri, Türkiye'nin bölgede bağımsız ve millî bir siyaset takip etmesini engellemiştir. Türkiye, bu devletlerin millî bürokrasilerinin, ordularının yapılanmasına ve kendi Plânlı Karma Ekonomi tecrübesiyle, ekonomilerinin gelişmesine yardımcı olabilirdi.
Peki, Türkiye Atatürk'ten sonra, neden bağımsızlığına kavuşan bu kardeş milletlerle yakın ilişkiler kurmamıştır? Neden bu devletlerin teşkilâtlanmasında onlara yardımcı olmamıştır? Neden bu devletlerden çok sayıda öğrenci Türkiye'ye getirtilerek, askerî mekteplerde ve üniversitelerde öğrenim görmeleri sağlanmamıştır. Bunu, Sultan Abdülhamid'in, Kabataş Lisesi'ni açarak yaptığını hatırlatalım! Evet, bunlar niçin yapılmamıştır?
Cevap: Türkiye Batı kampına katıldıktan sonra millî reflekslerini tümden kaybetmiştir de onun için!
“Biz Batıcıyız” diyenlerin kulakları çınlasın!

QOSHE - KILIÇDAROĞLU, “BİZ BATICIYIZ” DEMİŞ! - İsmail Şefik Aydın
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

KILIÇDAROĞLU, “BİZ BATICIYIZ” DEMİŞ!

6 1 18
24.10.2022

Tam, artık, 'siyasetçilerin Amerika seyahatleri gündemden kalktı' diyecektik ki, sayın Kemal Kılıçdaroğlu Amerika'ya gitti. Amerika'da 8 saatlik bir kayboluşu var ama bu bizi ilgilendirmez. Hazin olan, John Hopkins Üniversitesi'nde, Rusların yaptığı Nükleer santral aleyhinde konuşması. Hâlbuki, bugün bir enerji krizi yaşayan Avrupa Nükleer santralları yeniden gündemine alıyor. Fransa bugün enerjisinin yüzde 80'ini nükleerden karşılıyor!
Sayın Kılıçdaroğlu'nun Rusya ile kurulan yakın ilişkilerden de rahatsız olduğu anlaşılıyor. Bunu da konuşmasında açıkça dile getirmiş. Zaten, daha yıllar önce, sayın Erdoğan ŞİÖ'ye (Şangay İşbirliği Örgütü) katılabiliriz mealinde bir cümle sarf ettiğinde, CHP kurmayları buna şiddetle karşı çıkmışlar ve hattâ sayın Kılıçdaroğlu da “ŞİÖ demokrasi dışı bir alan! CHP'nin yönü Batı'dır” şeklinde konuşmuştu!
Sayın Kılıçdaroğlu, John Hopkins Üniversitesi'nde yaptığı konuşmada “Biz Batıcıyız” diyerek, çizgisinde bir sapma olmadığı mesajını vermiş. Yani, sayın Kılıçdaroğlu'nun ve tabiî ki, CHP'nin yönü Batı! Avrasya ile hiçbir ilgileri yok! Ancak günümüzde Batıcılığın ne anlama geldiğini de hatırlatmak isteriz:
Batıcılık Amerikancılıktır. Çünkü artık, Avrupa tamamen Amerika'nın kontrolündedir. Batı denilince hâkim güç Amerika'dır. Amerika'nın ise Türkiye'ye karşı, gerek Yunanistan üzerinden ve gerekse Suriye'nin kuzey doğusunda kurdurmaya çalıştığı Kukla Kürdistan devleti ve uyguladığı ambargolar nedeniyle tavrı nettir.
Amerika Türkiye'nin dostu değil, düşmanıdır.
Siyasetin hırçın tartışmalarla sürdürüldüğü günümüzde, İdeolojik tartışmalar sayın siyasetçilerimizin gündemlerinde pek yer bulamasa da, burada şu soruyu da sormak durumundayız:
Batıcı olan bir kişi aynı zamanda Atatürkçü olabilir mi? Bu, bir kişinin aynı zamanda hem kadın hem erkek olmasından farksız bir durumdur ki, eşyanın tabiatına aykırıdır.
Atatürk Batıcı Değildi. Bu konuda çok yazı yazdık. Bir defa daha hatırlatalım:
Atatürk'ün, 29 Ekim 1930 gecesi A.P. muhabiri bir ABD'li gazetecinin, “Türkiye'nin hangi bakımlardan Amerikanlaşmasını düşünüyorsunuz” şeklindeki bir sorusuna verdiği şu muhteşem cevabında da, Millî Karaktere verdiği önemi görmekteyiz: “Türkiye bir maymun değildir........

© Yeşilgiresun


Get it on Google Play