'Müttefikimiz' Amerika, Yunanistan'ı askerî üsleriyle doldurdu. Sözde bunlar Rusya'ya karşıymış! Bunu yutanlar da yok değil hani. Katıldıkları televizyon programlarında bu üslerin Rusya'ya karşı olduğunu söyleyenleri şaşkınlıkla dinliyorum. Sayın Cumhurbaşkanımız, bu üslerin Rusya ile hiçbir ilgisinin olmadığını, hedefin Türkiye olduğunu münasip bir dille, hem de birkaç defa dile getirdi. Fakat, sayın muhalefetimiz ve bazı 'uzmanlar' bu üslerin Türkiye'ye karşı olmadığı inancındalar! Ya da, eğer Amerika Türkiye'ye karşı bir tavır içinde ise, bunun sorumlusunun Rusya'ya ve Çin'e yönelerek 'demokratik' Batı'dan uzaklaşan iktidar olduğu gibi, akla ziyan bir anlayışa sahipler!
Bu anlayış ne yazık ki, muhalif aydınlarımız arasında da oldukça yaygın. Geçenlerde bir haber kanalında, İsveç ve Finlandiya'nın NATO'ya alınmasına koyduğumuz çekince tartışılıyordu. Programın katılımcılarından sayın Prof. Said Yılmaz ne dese beğenirsiniz? Türkiye NATO içinde müttefik gibi davranmalıymış! Yani, İsveç ve Finlandiya'ya koyduğumuz tavır onaylanmıyor! Sayın Hocamız -ki kendileri emekli bir askerdir aynı zamanda- İsveç ve Finlandiya'nın PKK'lılara gösterdiği hoşgörüden anlaşılan o ki, hiç rahatsız değil ve nedense 'Türkiye'nin müttefik gibi davranmadığı' eleştirisini getirirken, müttefiklerimizin Türkiye'ye karşı müttefiklik görevlerini yerine getirmediklerini görmezden geliyor!
AH BU AYDINLAR!
Ne yazık ki, Batı hayranlığı Tanzimat'tan bu yana, aydınlarımız arasında oldukça yaygındır. Bu zevata göre, 'Türkiye'nin menfaati Batı ile birlikte hareket etmeyi gerektirmektedir! Türkiye herhâlde Batı ile birlikte olmalıdır.
İktidar Rusya ve Çin'e yaklaştığında, bu kesimden ânında itirazlar yükselir:
Demokrasi Batı'da, bizim Doğu'da ne işimiz var! Bu kesime göre, zaten Atatürk de Batı'yı göstermemiş miydi? Utanmazcasına Atatürk'ü de Batıcı yaptılar!
Evet! Batı'ya bağımlılığımız devam etmeli ki, bu haysiyetsiz sömürü de daha yıllarca sürsün! Türk Milletinin haysiyeti de yerlerde süründürülsün!
Hâlbuki, 200 yıldır -Atatürk Dönemi dışında-, Batı'nın kahredici baskılarıyla ve sömürüsüyle karşı karşıya olan devletimiz, bu sömürü çarkını ancak, Avrasya ülkeleri ve komşularıyla ilişkilerini geliştirerek kırabilir!
Geçenlerde muhalif bir dostumuzla tartışıyorduk. Bana, “Türk entelektüelleri Amerika ile birlikte hareket etmemizden yana demesin mi?”
Ona şu cevabı verdim: Onlar entelektüel değil entel köle! Onlar millî hassasiyetlerini kaybetmiş devşirilmiş yaratıklardan başka bir şey değil!
Durum budur!
Amerika ülkemizi, Batı'dan ve Güneyden kuşatmış; Yunanistan, başta Dedeağaç olmak üzere Amerikan üsleriyle dolmuş; fakat bu gafillerin, bundan en küçük bir rahatsızlıkları söz konusu bile değil! Ne ise ki, 'cahil' diye yaftaladıkları halkımızın yaklaşık yüzde doksanı Amerika'ya ve NATO'ya karşı!
Demek ki, her şey bitmemiş. Demek ki, yüce milletimiz, genlerindeki o yüce “İstiklâl” cevherini hâlâ daha koruyor!
BATI TRAKYA'YI NASIL KAYBETTİK?
Amerika'nın sınırlarımıza yaklaşık olarak 20 km. uzaklıktaki Dedeağaç'ta, üs kurması Lozan Antlaşmasına da aykırı. Lozan'a göre, Yunanistan sınırımızdan 30 km. mesafede askerî tesis kurulması yasak! Fakat, Amerika bu; anlaşma dinlemez ki!
Amerika'yı bu mukaddes topraklara getiren İnönü, “Büyük devletle dostluk ayıyla yatağa girmeye benzer” dememiş miydi? İşte, 'dostumuz ve de müttefikimiz' Amerika ile bunu gün be gün yaşamaktayız!
Dedeağaç'taki Amerikan üssü, 1913 yılında, Batı Trakya'yı İttihatçıların nasıl bir gafletiyle kaybettiğimizi yeniden hatırımıza getirdi.
Evet! 1361 Sırp Sındığı savaşından sonra yurt edindiğimiz Batı Trakya, İttihatçıların çok vahim gafletleri yüzünden elimizden çıkmıştır. Fakat nedense, konu İttihatçılar olunca, Batı hayranı aydınlarımızın dilleri tutulur ve bir türlü İttihatçıları suçlayamazlar!
BALKAN HARBİ FELÂKETİ!
Günümüzde, özellikle İttihatçıları savunan aydınların şiddetle saldırdıkları Sultan Abdülhamid'in en büyük korkusu, Balkan devletlerinin bir gün aralarında anlaşarak, bize saldırmalarıydı. Bu nedenle, çok tecrübeli bir devlet adamı olan, eski Paris Sefiri Salih Münir Paşa'yı, Balkan Devletleriyle bir ittifak yapılabilmesi için görevlendirmişti. Salih Münir Paşa Romanya, Sırbistan ve Yunanistan ile yaptığı temaslar sonucu bu devletleri Osmanlı Devletiyle bir anlaşma yapmaya ikna etmiş ve raporunu da devlete sunmuştu.
Fakat, tam bu esnada 1908 II. Meşrutiyet hareketi olmuş ve bu hareket sonunda Sultan Abdülhamid büyük bir güç kaybına uğramış ve Sultan Abdülhamid'e düşman olan İttihatçılar, devlette önemli bir güç hâline gelmişlerdi. İttihatçılar, işte, bu Abdülhamid düşmanlıkları yüzünden, Balkan Devletleriyle imzalanacak bu ittifakın değerini takdir edememişler ve Salih Münir Paşa'nın raporunu açıp okumamışlardı bile! Fakat, işte, Sultan Abdülhamid'in korktuğu başımıza gelmiş ve Balkan devletleri, Osmanlı'ya karşı birleşerek hep birlikte saldırmışlardı ki, tarih 1912 yılı ekim ayıdır.
Balkan devletlerinin bu saldırısı çok büyük bir felâketle sonuçlandı. 500 yıldır vatan bellediğimiz Balkan topraklarını, başta Selânik, Edirne ve Adalar Denizi'ndeki adalar olmak üzere kaybettik. Fakat, Balkan Devletleri, Osmanlı topraklarını paylaşmakta anlaşamadılar. Bulgaristan 29 Haziran 1913'te, eski müttefikleriyle savaşa tutuştu. Böylece, II. Balkan Harbi başladı. Sırpların ve Yunanların karşı taarruzu sonucu Bulgarlar mağlup oldu. Bu fırsattan istifade eden Romanya da, 10 Temmuz'da Bulgaristan'a harp ilân etti. Bu hadiselerden yararlanan Osmanlı Ordusu 22 Temmuz'da, Bulgarların boşalttığı Edirne'yi geri aldı. İkinci Balkan Harbi'nden sonra her cephede yenilen Bulgarlar, barış önerisinde bulundular. 29 Eylül 1913'te Bulgarlarla İstanbul Antlaşması imzalandı. ./…

QOSHE - HEY GİDİ DEDEAĞAÇ HEY! (1) - İsmail Şefik Aydın
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

HEY GİDİ DEDEAĞAÇ HEY! (1)

10 1 1
26.09.2022

'Müttefikimiz' Amerika, Yunanistan'ı askerî üsleriyle doldurdu. Sözde bunlar Rusya'ya karşıymış! Bunu yutanlar da yok değil hani. Katıldıkları televizyon programlarında bu üslerin Rusya'ya karşı olduğunu söyleyenleri şaşkınlıkla dinliyorum. Sayın Cumhurbaşkanımız, bu üslerin Rusya ile hiçbir ilgisinin olmadığını, hedefin Türkiye olduğunu münasip bir dille, hem de birkaç defa dile getirdi. Fakat, sayın muhalefetimiz ve bazı 'uzmanlar' bu üslerin Türkiye'ye karşı olmadığı inancındalar! Ya da, eğer Amerika Türkiye'ye karşı bir tavır içinde ise, bunun sorumlusunun Rusya'ya ve Çin'e yönelerek 'demokratik' Batı'dan uzaklaşan iktidar olduğu gibi, akla ziyan bir anlayışa sahipler!
Bu anlayış ne yazık ki, muhalif aydınlarımız arasında da oldukça yaygın. Geçenlerde bir haber kanalında, İsveç ve Finlandiya'nın NATO'ya alınmasına koyduğumuz çekince tartışılıyordu. Programın katılımcılarından sayın Prof. Said Yılmaz ne dese beğenirsiniz? Türkiye NATO içinde müttefik gibi davranmalıymış! Yani, İsveç ve Finlandiya'ya koyduğumuz tavır onaylanmıyor! Sayın Hocamız -ki kendileri emekli bir askerdir aynı zamanda- İsveç ve Finlandiya'nın PKK'lılara gösterdiği hoşgörüden anlaşılan o ki, hiç rahatsız değil ve nedense 'Türkiye'nin müttefik gibi davranmadığı' eleştirisini getirirken, müttefiklerimizin Türkiye'ye karşı müttefiklik görevlerini yerine getirmediklerini görmezden geliyor!
AH BU AYDINLAR!
Ne yazık ki, Batı hayranlığı Tanzimat'tan bu yana, aydınlarımız arasında oldukça yaygındır. Bu zevata göre, 'Türkiye'nin menfaati Batı ile birlikte hareket etmeyi gerektirmektedir! Türkiye herhâlde Batı ile birlikte olmalıdır.
İktidar Rusya ve Çin'e yaklaştığında, bu kesimden ânında itirazlar yükselir:
Demokrasi Batı'da, bizim Doğu'da ne işimiz var! Bu kesime göre, zaten Atatürk de Batı'yı göstermemiş miydi? Utanmazcasına Atatürk'ü de Batıcı yaptılar!
Evet! Batı'ya........

© Yeşilgiresun


Get it on Google Play