Atatürk, kendinden sonra geleceklerin neler yapabileceklerini kestirmiş olmalı ki, Büyük Nutku'nun sonundaki, Gençliğe Hitabesi ile, Türk Gençliğini uyarmıştı. Atatürk, bir başka konuşmasında Türk Gençliğine olan güvenini bakınız nasıl dile getirmiş:
“Başımıza neler örülmek istenildiği ve nasıl direndiğimiz ve daha doğrusu milletin isteklerine uygun biçimde ve onun desteğiyle nasıl çalıştığımız görülmeli ve gelecek kuşaklar için ders teşkil etmeli ve uyanıklık sağlamalıdır. Zaten her şey unutulur. Fakat biz her şeyi gençliğe bırakacağız; o gençlik ki, hiçbir şeyi unutmayacaktır. Gelecek umudunun ışıklı çiçekleri onlardır” (Avcıoğlu, “Millî Kurtuluş Tarihi”, s. 199).
Tutunacağımız tek dal Atatürk'tür. Tek çıkış yolumuz O'dur. Özellikle, Atatürk'ün Cumhuriyeti emanet ettiği Türk Gençliği, Atatürk'ü çok iyi tanımalıdır.
Yahya Kemal Beyatlı'nın Büyük Taarruz hakkındaki bir şiiri şu duygulu mısralarla sona erer:
Şu kopan fırtına Türk Ordusudur Ya Rabbî!
Senin uğrunda ölen Ordu budur ya Rabbî!
Tâ ki, yükselsin ezanlarla müeyyed nâmın;
Galip et, çünkü bu son Ordusudur İslâm'ın!
Evet, bu topraklarda başı dik, haysiyetle ve şerefle yaşamayı bu büyük Dahi'nin yoktan var ettiği bu Ordu'ya ve gerçekleştirdiği Büyük Zafer'e borçluyuz. Sadece Türk Milleti için önemli bir zafer değildir bu. Bu zaferi bütün İslâm Dünyası ayakta alkışlamıştır. Ne var ki, bu orduya övgüler düzülmektedir de, nedense, bu ordunun TÜRK ORDUSU olduğu dile getirilmemektedir!
BÜYÜK ZAFER İSLÂM DÜNYASINI
AYAĞA KALDIRDI
Emperyalist devletlerin işgali altında olan İslâm Âlemi, İstiklâl Harbimizi âdeta nefesini tutarak izlemişti. Ne yazık ki, bunlar milletimize unutturulmuş; 'Araplar bizi I. Dünya Harbi'nde arkadan vurdu' teraneleriyle, devletimizin Batı'nın uydusu durumuna getirilmesi perdelenmiştir!
Bunun baş sorumlusu tabiî ki, ülkeyi Atatürk'ten sonra, yeniden emperyalist devletlerin kucağına düşüren Batı hayranı iktidarlardır. İslâm dini, zulme, zalime karşıdır; mazlûmun yanındadır. Böyle bir dinin mensupları elbette ki, Haçlı Emperyalizmine de karşı olacaklardır. Fakat gelin görün ki, bu ülkedeki 'Ilımlı İslâm'la devşirilen' bazı İslâmî kesimler, emperyalizmle kol kola girip, emperyalizme karşı ilk büyük zaferi kazanan Mustafa Kemal Paşa'yı yerden yere vururlar!
'Müslüman'ım' diyen herkes, İslâm Âleminin en saygın isimlerinden biri olan, Pakistan'ın büyük şâiri Muhammed İkbal'in, Lahor'daki Padişahî Camii'nde, bir Kurban Bayramı günü yaptığı şu muhteşem konuşmayı dikkatle okumalı ve biz ne yapıyoruz diye kendilerini sorgulamalıdır: “Kardeşlerim! Kurban Bayramı için toplandığımız şu anlarda çok bedbahtız. İçimiz kan ağlıyor. Sahrayı Kebir Serhatlerinden Tuna yalılarına kadar bütün İslâm dünyasının içi kan ağlıyor. On asırdan beridir İslâm'ın Alemdarı olan Türkler savaşı kaybettiler. İslâm'ın Güneşi kararmak üzeredir. Reuter ve Havass Ajanslarının bütün dünyaya yayımlarından, Türklerin beş gündür devam eden Eskişehir savaşlarını da kaybettiklerini öğrenmiş bulunuyoruz. Eskişehir düştü. Şu anda Türk kuvvetleri her yarasından kan sızarak, vatanlarının son sınır taşına doğru çekiliyorlar. Durumları perişan ve ümitsizdir. Yunanlılara bütün dünyadan yardım yağıyor, bunun karşısında Türkler, kadınları, çocukları ve ihtiyarları ile birlikte müttefiksiz ve yalnız ümitsizce savaşıyorlar.
Eğer Türkler son savunma hatlarında da düşman sürülerini durduramaz, hattâ mağlup edemezlerse, eğer son istinatgâhları da düşerse, eğer Ankara'yı da kaybederlerse her şeylerini kaybediyorlar, tarih sahnesinden çekiliyorlar demektir. Kardeşlerim! Türkler, on asır müddetle İslâm'ın şerefini yüceltmek için savaşan ve on asır müddetle İslâm'ın Avrupa'ya üstünlüğünü temsil etmiş olan büyük milletin çocuklarıdır. Bir zamanlar dünyanın üçte ikisini kudretle idare etmiş olan bu büyük milletin, sırf bu tarihî misyonundan dolayı, vücudlarını yeryüzünden büsbütün kaldırmak için, Avrupalı emperyalist güçler, her taraftan vatanlarına istilâ orduları çıkardılar. Türkler bu kuvvetleri her tarafta karşılıyorlar. Fakat bütün dünyanın kuvvet yığdığı bir savaşta bir avuç yorgun millet ne yapabilir ki? Dua edelim kardeşlerim, Allah Ehli İslâm'ı Ehli Salib'e karşı asırlarca müdafaa eden Türk askerini muzaffer kılsın ve onların Başkumandanı Kaidi Azam Mustafa Kemal Paşa'ya zafer nasip etsin. İslâm'ın Güneşi kararmasın. Yeniden doğarak arzımızın üstünde yükselsin”( Muhittin Nalbantoğlu, Yeniçağ, l7.l0.2005)!
Muhammed İkbal Atatürk'ü böyle yüceltirken, günümüzdeki Atatürk karşıtlarının ağzında hep “İstiklâl Harbi'nde yalnız Mustafa Kemal mi vardı?” sakızı çiğnenir durur! Hâlbuki, Atatürk olmasaydı ne bu Ordu'nun kurulması, ne bu Zafer'in kazanılması; ne de bu coğrafyada, güçlü bir Türk varlığı söz konusu olabilirdi. Acaba Atatürk'e bunun için mi karşılar?
Falih Rıfkı'nın belirttiğine göre, Zafer'den sonra Atatürk'e cephe alan Rauf Orbay, Atatürk öldükten sonra, Kuvay-ı Milliye devrinin Kâzım Karabekir, Refet Bele ve Ali Fuat Cebesoy gibi büyük tanınmışları ile bir toplantıda, şu dürüst değerlendirmeyi yapmıştır: 'Hiç birimiz olmasaydık Kurtuluş Savaşını Atatürk gene başarırdı. Ama o olmasaydı hiçbirimiz onun yaptığını yapamazdık' (“Çankaya”, s. 64)!
Rauf Orbay'ın bu dürüst ve vakur değerlendirmesinden sonra söyleyecek bir şey kalıyor mu?
1922 yılındaki Paris Konferansı sırasında, ünlü Fransız mareşali Foch, Mustafa Kemal'in milliyetçilik ve bağımsızlık hareketinin, Fas'tan Bengal'e kadar bütün İslâm dünyasını uyandıracağı konusunda İngilizleri uyarmıştı. Gerçekten de öyle olmuştur. Ordularımızın İzmir'e girdiği 9 Eylül günü, Nairobi Müslümanları Birliği'nden gelen bir telgrafta “Mustafa Kemal'in, kahraman ordusuyla, daha nice nice zaferler kazanması için samîmi olarak dua edildiği” bildiriliyordu. Mısır'dan, Hindistan'dan ve başka sömürge ülkelerden Ankara'ya kutlama telgrafları yağıyordu.
Prof. Mehmet Gönlübol, Büyük Zafer'in Mısır'daki etkileri konusunda şunları yazıyor: “ Türkiye'deki askerî zaferin Mısır halkı üzerinde heyecan verici bir etkisi olmuştur. Yunanlıların yenilgiye uğraması haberi Kahire sokaklarında aydınların sevinç ve lehte gösterilerine vesile olmuştur” (Mehmet Gönlübol, “Atatürk ve Türkiye'nin Dış Politikası”), s. 88)!
Büyük Zafer Şam ve Halep'te de büyük sevinç gösterileri ile kutlanır. Şam Müftüsü Mustafa Kemal Paşa'ya Seyfül İslâm (İslâm'ın Kılıcı) unvanını verir ve camilerde mevlidler okunur. Kudüs Mustafa Kemal Paşa'nın resimleriyle donatılmıştı. Gazze'de, Nablus'ta evlere Türk bayrakları asılıyordu. Fas'tan Endonezya'ya kadar İslâm Dünyası bayram yapıyordu. ./…

QOSHE - BÜYÜK ZAFERİN ANLAMI (4) - İsmail Şefik Aydın
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

BÜYÜK ZAFERİN ANLAMI (4)

8 1 1
09.09.2022

Atatürk, kendinden sonra geleceklerin neler yapabileceklerini kestirmiş olmalı ki, Büyük Nutku'nun sonundaki, Gençliğe Hitabesi ile, Türk Gençliğini uyarmıştı. Atatürk, bir başka konuşmasında Türk Gençliğine olan güvenini bakınız nasıl dile getirmiş:
“Başımıza neler örülmek istenildiği ve nasıl direndiğimiz ve daha doğrusu milletin isteklerine uygun biçimde ve onun desteğiyle nasıl çalıştığımız görülmeli ve gelecek kuşaklar için ders teşkil etmeli ve uyanıklık sağlamalıdır. Zaten her şey unutulur. Fakat biz her şeyi gençliğe bırakacağız; o gençlik ki, hiçbir şeyi unutmayacaktır. Gelecek umudunun ışıklı çiçekleri onlardır” (Avcıoğlu, “Millî Kurtuluş Tarihi”, s. 199).
Tutunacağımız tek dal Atatürk'tür. Tek çıkış yolumuz O'dur. Özellikle, Atatürk'ün Cumhuriyeti emanet ettiği Türk Gençliği, Atatürk'ü çok iyi tanımalıdır.
Yahya Kemal Beyatlı'nın Büyük Taarruz hakkındaki bir şiiri şu duygulu mısralarla sona erer:
Şu kopan fırtına Türk Ordusudur Ya Rabbî!
Senin uğrunda ölen Ordu budur ya Rabbî!
Tâ ki, yükselsin ezanlarla müeyyed nâmın;
Galip et, çünkü bu son Ordusudur İslâm'ın!
Evet, bu topraklarda başı dik, haysiyetle ve şerefle yaşamayı bu büyük Dahi'nin yoktan var ettiği bu Ordu'ya ve gerçekleştirdiği Büyük Zafer'e borçluyuz. Sadece Türk Milleti için önemli bir zafer değildir bu. Bu zaferi bütün İslâm Dünyası ayakta alkışlamıştır. Ne var ki, bu orduya övgüler düzülmektedir de, nedense, bu ordunun TÜRK ORDUSU olduğu dile getirilmemektedir!
BÜYÜK ZAFER İSLÂM DÜNYASINI
AYAĞA KALDIRDI
Emperyalist devletlerin işgali altında olan İslâm Âlemi, İstiklâl Harbimizi âdeta nefesini tutarak izlemişti. Ne yazık ki, bunlar milletimize unutturulmuş; 'Araplar bizi I. Dünya Harbi'nde arkadan vurdu' teraneleriyle, devletimizin Batı'nın uydusu durumuna getirilmesi perdelenmiştir!
Bunun baş sorumlusu tabiî ki, ülkeyi Atatürk'ten sonra, yeniden emperyalist devletlerin kucağına düşüren Batı hayranı iktidarlardır. İslâm dini, zulme, zalime karşıdır; mazlûmun yanındadır. Böyle bir dinin mensupları elbette ki, Haçlı Emperyalizmine de karşı olacaklardır. Fakat gelin görün ki, bu ülkedeki 'Ilımlı İslâm'la devşirilen' bazı İslâmî kesimler,........

© Yeşilgiresun


Get it on Google Play