ATATÜRK DEVRİMLERİNE TEPKİLER!
Türkiye'deki halifeliğin kaldırılması, Sünnî mezhebinden olan İslâm ülkelerindeki dinci çevreleri fazlasıyla tedirgin etmiştir. Bu çevreler, Cumhuriyet karşıtı güçlü bir kampanya başlattılar; bunda da başarılı oldular. Prof. Bülent Tanör'ün belirttiğine göre, Hilâfetin kaldırılması Suriye ve Irak'ta da hoşnutsuzluk yaratmıştır. Ama, buralarda olduğu gibi, Mısır'da da tepkiler sınırlı kalır. Kahire ve Mekke'deki halifeliği canlandırma çabaları bir sonuç vermez. Buna karşılık, Hilâfetin kaldırılmasını destekleyenler de olur. Meselâ, Ali Abd-el Razik, bu yönde bir kitap yazar ve bu yüzden El-Azhar uleması tarafından 'dinden çıkmış' ilân edilir. Cezayir ulemasından da bazı onay sesleri yükselir. İbn-i Badis bunlardan biriydi ve Mustafa Kemal'e hak veriyordu. Sati el-Husri ise, Türk ve Arapların ulusal uyanışı açısından hilâfeti başlıca engellerden biri saymaktaydı. Bu nedenle de, hilâfetin kaldırılmasını İslâm dünyasında bir silkinme başlangıcı saydı ve Mustafa Kemal'in ulus devlet olayını derinden kavrayan öngörüsünü övgüyle karşıladı. Halifeliğin kaldırılması bu ülkelerde dolaylı bir etki de yaratmış sayılabilir. Bu tarihten itibaren, bu ülkeler halkları ve önderleri kendi bağımsızlık mücadelelerine içerden bir rota çizmeye başladılar. Ulusçu eğilimleri bununla bağlantılı olarak daha da serpildi.
Endonezya'da Türk lâikliği ciddî ilgi uyandırdı. 1940'tan sonra bu tartışma ülkede gündeme girdi. Lider Sukarno, Kemalist modelden esinlendi. Belli bir süre bu yolda kısmî başarı da sağlandı. Türkiye'deki yazı değişikliği, Osmanlı İmparatorluğu'nun bazı eski toplulukları üzerinde hemen etkisini gösterdi. Balkanlar'da (Bulgaristan) ve Kıbrıs'ta yaşayan Türkler, kendi istekleriyle yeni harfleri benimsediler ve kullanmaya başladılar. İlginç bir şekilde, Mısır'da da 1944 yılında, Türkiye'den esinlenen ve Lâtin harflerinin kabulünü öneren bir akım görüldü. Fakat bunun gerisi gelmedi. Türkiye'deki lâikleşme, anayasacı liberaller tarafından olumlu karşılandı. Özellikle Al Siyasa grubu dikkatli bir izleyiciydi. Abdel Razık, din-devlet ayrılığının halkın inançlarını değil, ulemanın çıkarlarını hedef aldığını yazıyordu.
Modernleştirici ulusçuluğun Türkiye zemininde ürettiği siyasî kurumların en önemlilerinden biri, Tek Parti Sistemi ve belli ölçüde Parti-Devlet kaynaşması olmuştu. Bu noktada, Türk modelinin bazı ülkeler için esin kaynağı olduğu söylenebilir. Mısır'da Millî Birlik Partisi, Hindistan'da Kongre Partisi (hâkim parti), Kara Afrika'nın bazı ülkelerindeki tek partili düzenler (Fildişi Sahili, Senegal, Sudan, vb.) bunlara örnek olarak gösterilebilir. Hattâ Nijerya'da, Kemalizm adını alan bir partinin varlığından da söz edilmiştir.
Irak ve Suriye'de muhafazakârlar, Türk reformlarını kötü gözle süzüyorlardı. İlerici milliyetçiler ise Mustafa Kemal'i, 'Doğulu bir ulusun büyük yenilikçisi' sayıyor, Türkiye'yi, ulusal özgürleşmenin ve çağdaşlaşmanın modeli olarak görüyorlardı. Fakat bunlar, kendi ülkelerinde bir modernleşme ve lâikleşme tasarımı yaratamadılar. Çünkü, ülkelerindeki sosyal güçler çok tutucuydu. Ülkelerinin siyasî sistemi bile oluşmuş değildi. Sadece bu milliyetçi ve reformistler, 1963'den sonra Suriye'de, 1968'den sonra da Irak'ta Baas Hareketi yoluyla militan Arap milliyetçiliğini yaratırken, Nâsırcılık yanında, Türk Milliyetçiliği örneğinden de etkileneceklerdir. Fransız sömürgesi olan Cezayir'de, Mustafa Kemal'e ilgi büyüktü. Türkiye'nin kurtuluşu kutsanıyordu. Reformlarsa pek umursanmıyordu. Ama bu normaldi. Çünkü Cezayir henüz bağımsız değildi. Asıl dikkati ulusal kurtuluşa çevriliydi. Hindistan'daki koşullar da, Türkiye'den çok farklıydı. Hint Müslümanlarının lideri Muhammed İkbal de bu köklü reformlara iyi gözle bakmıyordu. Bununla birlikte, Türk Devrimi için şu tespiti yapacaktır: “Gerçek şudur ki, Müslüman devletler arasında, bugün Türkiye, dogmatik uykudan uyanan tek devlettir” (Prof. Bülent Tanör, “Kuruluş”, s. 149).
Pakistan'ın kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanı Muhammed Ali Cinnah'ın şu sözleri de, bu gerçeğin ifadesidir: “Kemal Atatürk'ün ölümüyle, Müslüman Dünyası en büyük kahramanını kaybetmiştir. Atatürk gibi bir önder, önlerinde bir ilham kaynağı olarak dikildiği hâlde, Hint Müslümanları bugünkü durumlarına hâlâ razı olacaklar mı?”
İSLÂM DÜNYASI
TÜRK DEVRİMİNİ ÖRNEK ALDI!
Afganistan da Türk Devrimini yakından takip etmiştir. Emanullah Han'ın Atatürk'e hayran olduğunu biliyoruz. Emanullah Han'ın, Atatürk'ten esinlenerek yapmak istediği devrimler, toplum tabanı olmadığı için başarılı olamadı ve Emanullah Han ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Hattâ, Emanullah Han'ın, Afgan kadınlarının kıyafetleri ile ilgili teşebbüslerini duyduğunda, Atatürk'ün “Eyvah! Adam gitti” diye hayıflandığı bilinir.
Ünlü Amerikalı gazeteci Hemigway, Atatürk'ün etkisi hakkında, Ekim 1922'de şunları yazmış: “Afgan ordusu modern silâhlarla donatılmış durumda ve askerlerini de Mustafa Kemalci subaylar yetiştiriyor. Mustafa Kemal'in başarılarından esinleniyorlar ve var oluşları bile, Hindistan'daki İngiliz hâkimiyetine karşı sürekli bir mücadeleye bağlı. Bu, Mustafa Kemal'in yarattığı bir zihniyettir ve Ruslar tarafından silâhlandırılan Afganistan, çözümü hiç de kolay görünmeyen bir yeni Doğu Sorunu olarak ortaya çıkmaktadır” (Doğan Avcıoğlu, “Millî Kurtuluş Tarihi”, s. 85).
Cahit Kayra da, Emanullah Han'ın devrilmesi hakkında şu değerlendirmeyi yapıyor:
“Batı'nın ve özellikle Anglosakson hâkimiyeti altındaki bütün milletler, Türklerin bu başarısından etkilendiler ve aynı yöntemi denediler. Hindistan ve Afganistan bunların başında idi. Afganistan'da iyi yetişmiş bir kral, Emanullah Han, Mustafa Kemal'den aldığı esinle, hayat biçimini değiştirmek ve yeni bir toplum yaratmak istedi. Anglosakson yönetimi derhâl harekete geçti. Afganistan, Hindistan yolları üzerinde bir ülkeydi. Türkiye'de olduğu gibi bir gelişme sürecine girerse, uygar varlıklı ve insanca bir hayatı olursa, yani Afganistanlının gözü açılırsa, İngiltere için bu ciddî bir tehlikeydi. Sonuçta yerli aşiretlerin, cemaatlerin başlarındaki derebeylerini, şeyhleri ayağa kaldırdılar. Bunlar, her zaman olduğu gibi, genç kralın 'dinsizliğini ve şeriatın elden gittiğini' ileri sürerek kargaşalıklar yarattılar. Silâhlar ve altın Batı'dan geldi (“Devletçilik-Altın Yıllar-“, s. 149)!
Aynı şeyi, Amerika, 1970'lerin sonlarında, Afganistan'da demokratik bir yönetim iş başına geldiğinde, Taliban Hareketini destekleyerek yapacaktır! Afganistan'ın bugünkü durumunun baş sorumlusu Amerika'dır.
Türkiye'deki devrim, bir ulusal kurtuluş hareketi dalgası üzerinde oturmuştu ve ülke bağımsızdı. Diğer İslâm ülkelerinin çoğu ise bağımsız değildi. Fakat, yine de Atatürk Türkiye'sinin, Üçüncü Dünya ve İslâm ülkeleri arasındaki prestiji yüksekti. Araya giren kültürel, siyasî ve ideolojik mesafeleşmeye rağmen Türk Devrimi ve rejimi bütün Mazlûm Milletler için örnek olmaya devam ediyordu. Ancak ne var ki, Atatürk'ten sonra bu değerlendirilemedi. Türkiye, II. Dünya Harbi'nden sonra bağımsızlığına kavuşan Müslüman ülkelere yardımcı olmak yerine, Batı ittifakına katıldı ve onların çıkarlarının sözcülüğüne soyundu! ./…

QOSHE - BÜYÜK ZAFER'İN ANLAMI (6) - İsmail Şefik Aydın
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

BÜYÜK ZAFER'İN ANLAMI (6)

7 1 1
16.09.2022

ATATÜRK DEVRİMLERİNE TEPKİLER!
Türkiye'deki halifeliğin kaldırılması, Sünnî mezhebinden olan İslâm ülkelerindeki dinci çevreleri fazlasıyla tedirgin etmiştir. Bu çevreler, Cumhuriyet karşıtı güçlü bir kampanya başlattılar; bunda da başarılı oldular. Prof. Bülent Tanör'ün belirttiğine göre, Hilâfetin kaldırılması Suriye ve Irak'ta da hoşnutsuzluk yaratmıştır. Ama, buralarda olduğu gibi, Mısır'da da tepkiler sınırlı kalır. Kahire ve Mekke'deki halifeliği canlandırma çabaları bir sonuç vermez. Buna karşılık, Hilâfetin kaldırılmasını destekleyenler de olur. Meselâ, Ali Abd-el Razik, bu yönde bir kitap yazar ve bu yüzden El-Azhar uleması tarafından 'dinden çıkmış' ilân edilir. Cezayir ulemasından da bazı onay sesleri yükselir. İbn-i Badis bunlardan biriydi ve Mustafa Kemal'e hak veriyordu. Sati el-Husri ise, Türk ve Arapların ulusal uyanışı açısından hilâfeti başlıca engellerden biri saymaktaydı. Bu nedenle de, hilâfetin kaldırılmasını İslâm dünyasında bir silkinme başlangıcı saydı ve Mustafa Kemal'in ulus devlet olayını derinden kavrayan öngörüsünü övgüyle karşıladı. Halifeliğin kaldırılması bu ülkelerde dolaylı bir etki de yaratmış sayılabilir. Bu tarihten itibaren, bu ülkeler halkları ve önderleri kendi bağımsızlık mücadelelerine içerden bir rota çizmeye başladılar. Ulusçu eğilimleri bununla bağlantılı olarak daha da serpildi.
Endonezya'da Türk lâikliği ciddî ilgi uyandırdı. 1940'tan sonra bu tartışma ülkede gündeme girdi. Lider Sukarno, Kemalist modelden esinlendi. Belli bir süre bu yolda kısmî başarı da sağlandı. Türkiye'deki yazı değişikliği, Osmanlı İmparatorluğu'nun bazı eski toplulukları üzerinde hemen etkisini gösterdi. Balkanlar'da (Bulgaristan) ve Kıbrıs'ta yaşayan Türkler, kendi istekleriyle yeni harfleri benimsediler ve kullanmaya başladılar. İlginç bir şekilde, Mısır'da da 1944 yılında, Türkiye'den esinlenen ve Lâtin harflerinin kabulünü öneren bir akım görüldü. Fakat bunun gerisi gelmedi. Türkiye'deki lâikleşme, anayasacı liberaller tarafından olumlu karşılandı. Özellikle Al Siyasa grubu dikkatli bir izleyiciydi. Abdel Razık, din-devlet ayrılığının halkın inançlarını değil, ulemanın çıkarlarını hedef aldığını yazıyordu.
Modernleştirici ulusçuluğun Türkiye zemininde ürettiği siyasî kurumların en önemlilerinden biri, Tek Parti Sistemi ve belli ölçüde Parti-Devlet........

© Yeşilgiresun


Get it on Google Play