Önceki yazılarda, “İyi İnsan, İyi Vatandaş” adlı kitaptan söz etmiştim. Eğitimci ve filozof F.W. Foerster tarafından yazılan bu kitaptan alıntılar yaparak, yazarın düşüncesine yer vermiştim. Bu sefer, “Meslek Aşkı” başlığında şunları söylemiş: “Mesleğinde gerçek bir başarı kazanmak ve bu başarıyı genişletmek isteyen herkes her şeyden önce şunu bilmelidir ki, bir meslek, yalnız bilgiye ve tekniğe dayanan bir iş değildir. Aynı zamanda ruhi ve ahlaki bir iştir. Çünkü her mesleğin gerektirdiği ahlaki vazifeler ve sorumluluklar vardır ve biz mesleğimizde ancak bu vazife ve sorumlulukları anladığımız nispette başarı elde ederiz. İş münasebetlerimizde insanlara yalnız iş icabı yaklaşacağımız yerde, ahlak bakımından da az, çok, iyi veya kötü bir tesir yapacağımızı düşünürsek, her meslek terbiye edici, iyileştirici, düzeltici bir meslek olur.
Kendini bu manada sorumlu hisseden ve 'Verdiğim örnekle başkalarının iyi huylarını nasıl geliştirebilirim?' sorusunu soran bir kimse içinde saklı tanrısal kıvılcımı alevlendirmiş ve en can sıkıcı bir işte bile yeni ve yükseltici imkânlar sağlamış demektir. Meslek hayatının değerlenmesi ve ahlaki bir anlayışla düşünülmesi ancak insan hayatının kıymetlendirilmesine ve harici şeyleri iç hayatımıza göre değerlendirmemize bağlıdır. Meslek hayatını gözümüzü açan, düşünce ve görüşlerimizi geliştiren bir okul diye kabul etmeliyiz. Saadetini üzüntüsüz ve kolay bir şekilde arayan bir kimse, arkadaşlarından ve amirlerinden göreceği kötülüklere ve hayal kırıklıklarına çok üzülecek ve bu üzüntünün altında ezilecektir. Buna karşılık saadeti için mücadeleyi göze alan birisi engellerden yılacağı yerde sevinir, çünkü böylece daha çok çalışacağını düşünür. Tıpkı ortaçağda ünlü bir azizenin acı sözlü bir ihtiyara hizmet ederek, onun varlığında sevgiyi ve huzuru uyandırması gibi. Bugünkü meslek hayatını inceleyenler, insanların yüksek bir hayat görüşü olmaması yüzünden her günkü can sıkıcı şeylerle nasıl yıprandıklarını ve sinirlendiklerini, mesleki vazifeler içinde ruhi bir hayat görüşü istediğini, bu görüş karşısında dış olayların önemini kaybettiğini, bu görüşün her şeye daha yüksek bir mana verdiğini göreceklerdir. Madde bizim üzerimizde çok kuvvet kazandı. Bu yüzden birçok insan mahvoluyor. Bizi ancak büyük ruhi hayat vazifeleri kurtarabilir. Mesleğimiz bizi maddeyle uğraşmaya zorluyorsa, maddeye yenilmemek için yüksek bir hayat görüşüne daha çok ihtiyacımız vardır.”
***
Yazarın söylediklerinden şunları anlıyorum: Hiçbir işi küçümsemeyin. İşinizi sevin ve sahip çıkın. Mesleğin yalnızca bilgi ve teknik dayanağının yeterli olmadığını, mutlaka ruhi ve ahlaki bir temelinin olduğunu vurgulamaktadır. Mesleğin gerektirdiği ahlaki görevler ve sorumluluğun insanları başarıya götüreceğini söylemektedir. Başarının anahtarı; bilgi ve teknikte değil, ahlaki sorumluluğun varlığındadır. Herkesin bilgi ve tekniği öğrenebileceğini, ahlaki sorumluluğa sahip olmanın kolay olmadığını, bu düzeyin yakalanmasını istemektedir. Ahlak yönünden örnek olunduğunda mesleğin eğitici, iyileştirici ve düzeltici etkisinin herkesçe hissedilebileceğini söylemektedir. İş yaşamı; düşüncelerimizi geliştiren, ufkumuzu ve görüş açımızı genişleten bir okul olarak görülmelidir. Bireysel mutluluğun yeterli olmayacağını bilmeliyiz. Toplumsal mutluluğu hedeflemeliyiz. Aynı zamanda mutluluğa erişmek istiyorsak mutlaka mücadele etmeliyiz. İş yaşamımıza bilgi ve tekniğin yanında ahlaki sorumluluğumuzu kattığımızda hem toplumsal hem de bireysel mutluluğu yakalayabileceğimizi söylemektedir. Mesleğin yüksek bir hayat görüşü ile yapılması durumunda işin biteviyeliğinden, tekdüzeliğinden arınılacağını da iletmektedir.
Somutlarsak; bilim insanlarımızın, tüm çalışanların, tüm meslek sahiplerinin, mühendislerin, mimarların, şehir plancılarının bilgi ve teknik yönünden hiçbir eksiklerinin olmadığını söylemek mümkündür. Ülkemizdeki, üniversitelerin hepsi aynı yetkinlikte olmasa bile iyi mühendisler, mimarlar yetiştirdiklerini biliyoruz. Peki, bilgi ve teknik yönünden donanımlı olarak hayata atılanlar, ahlaki görevlerini ve sorumluluklarını yerine getiriyor mu? Bu sorunun yanıtını olumlu yönde vermemiz olanaklı değildir.
Mühendisler, mimarlar, plancılar teknik bilgileri yanında ahlaki ve toplumsal sorumluluk duyguları olsaydı, insanların deniz ile bağını koparan bir karayolu, tüm Karadeniz sahilini boydan boya geçebilir miydi? Pazarsuyu Deresinin denize döküldüğü dümdüz ovacığında Organize Sanayi Bölgesi olabilir miydi? Espiye'nin pirinç yetiştirilebilen ovacığında Organize Sanayi Bölgesi yapılabilir miydi? Giresun'un kalbine yirmi iki katlı hançer yerleşebilir miydi? Kale mahallesinde çok katlı binaların yükselmesi mümkün olabilir miydi? Kale'den Gedikkaya'ya kadar olan bölgede gökyüzünün tapusunun verilebilmesinin olanağı var mıydı? Tor Burnu'ndaki, Deliklitaş'taki ucubeler olabilir miydi?
Tüm mesleklerde olduğu gibi mühendis, mimar ve şehir plancılarının mesleki bilgi ve tekniğin yanında tanrısal kıvılcıma ve ahlaki görev ve sorumluluğa ihtiyacı vardır.
Ne dersiniz?

QOSHE - Meslek Aşkının Tanrısal Kıvılcımı - A. Dursun Yılmaz
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Meslek Aşkının Tanrısal Kıvılcımı

5 1 2
22.11.2022

Önceki yazılarda, “İyi İnsan, İyi Vatandaş” adlı kitaptan söz etmiştim. Eğitimci ve filozof F.W. Foerster tarafından yazılan bu kitaptan alıntılar yaparak, yazarın düşüncesine yer vermiştim. Bu sefer, “Meslek Aşkı” başlığında şunları söylemiş: “Mesleğinde gerçek bir başarı kazanmak ve bu başarıyı genişletmek isteyen herkes her şeyden önce şunu bilmelidir ki, bir meslek, yalnız bilgiye ve tekniğe dayanan bir iş değildir. Aynı zamanda ruhi ve ahlaki bir iştir. Çünkü her mesleğin gerektirdiği ahlaki vazifeler ve sorumluluklar vardır ve biz mesleğimizde ancak bu vazife ve sorumlulukları anladığımız nispette başarı elde ederiz. İş münasebetlerimizde insanlara yalnız iş icabı yaklaşacağımız yerde, ahlak bakımından da az, çok, iyi veya kötü bir tesir yapacağımızı düşünürsek, her meslek terbiye edici, iyileştirici, düzeltici bir meslek olur.
Kendini bu manada sorumlu hisseden ve 'Verdiğim örnekle başkalarının iyi huylarını nasıl geliştirebilirim?' sorusunu soran bir kimse içinde saklı tanrısal kıvılcımı alevlendirmiş ve en can sıkıcı bir işte bile yeni ve yükseltici imkânlar sağlamış demektir. Meslek hayatının değerlenmesi ve ahlaki bir anlayışla düşünülmesi ancak insan hayatının kıymetlendirilmesine ve harici şeyleri iç hayatımıza göre değerlendirmemize bağlıdır. Meslek hayatını gözümüzü açan, düşünce ve görüşlerimizi geliştiren bir okul diye kabul etmeliyiz. Saadetini üzüntüsüz ve kolay bir şekilde arayan bir kimse, arkadaşlarından ve amirlerinden göreceği kötülüklere ve hayal kırıklıklarına çok üzülecek ve bu üzüntünün altında ezilecektir. Buna karşılık saadeti için mücadeleyi göze alan birisi engellerden yılacağı yerde........

© Yeşilgiresun


Get it on Google Play